“Her kadının doğurduğu çocuk nesep yönüyle babasına tabidir. Fakat Fatıma’nın evlatlarının nesebi bana aittir.” buyurur Peygamber Efendimiz.
Hz. Hasan’ın dünyaya gelmesine o kadar sevinmişti ki, beklemeden torununu görmeye gitmişti. Sarı bir kundağa sanlı görünce:
– Torunumu sarı kundakla sarmayın, dedi.
Bu kez beyaz bir kundak içinde torununu kucağına vermişlerdi. Sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudu.
Torunu da, kızı Fatıma gibi Peygamber Efendimize çok benziyordu. Onu öylesine severdi ki, her gördüğünde öper, koklar ve omzuna alır gezdirirdi. Sonra da, “Allahım! Ben onu seviyorum! Sen de sev! Onu seveni de sev!” diye dua ederdi. O’nun (sav), çocuklarına ve torunlarına karşı sevgisi, aslında, peygamberlik vazifesinden gelen şefkati idi. “Şefkat sevgiden yücedir” der bir hakikat ehli.
Nitekim bir gün huzurunda bulunan biri, Hazret-i Hasan’ı öptüğünü görünce şaşırmıştı.
– Ey Allah’ın Resûlü! On çocuğum var. Vallahi onlardan hiçbirini öpmedim, demişti.
Peygamber Efendimiz, adama bakıp:
— Acımayana, şefkat etmeyene acınmaz, buyurmuştu.
Özellikle “şefkat” sözcüğünü kullanması anlamlıydı. Pekâlâ bunun yerine “Sevmek” sözcüğünü de tercih edebilirdi.
Yine bir gün yanına çölden biri gelmişti.
– Ey Allah’ın Resûlü! Biz çocuklarımızı okşayıp öpmeyiz. Siz çocuklarınızı sevip öper misiniz, diye sordu.
Ona cevabı daha da ilginçti:
— Allah, senin kalbinden acıma duygusunu ve şefkati çekip çıkarmışsa ben, sana ne yapabilirim!
Bu bize bir ölçü veriyor: Elbette her baba ve anne çocuğunu sever ve ona şefkatle davranır. Ancak özelikle her baba sevgisini pek belli etmez. Burada Efendimizin sevgisini, torunlarına kucaklayıp öpmesiyle açık açık gösterdiğini görüyoruz.
