Peygamber Efendimiz, sevabı ve ibadeti hayatın her alanına yaymıştı. Mesela, dürüst bir tüccarın yaptığı ticaret O’na göre bir ibadetti ve o tüccar bundan dolayı sevap kazanmış oluyordu, insanlara faydalı olmak için ilim ve bilgi elde etmeye çalışan insanın her anı O’na göre ibadetti. Bu anlayışı kazanmış olan sahabilerin bu nedenle her anı ibadet sayılıyordu…Yani onlar tüm işlerinde, Peygamber Efendimizin gösterdiği tarzda hareket ederek âdetlerini bir tür ibadete çeviriyorlardı. Özetle, Peygamber Efendimiz ibadeti camiye hapsetmiş değildi, sınırını oldukça geniş tutmuştu.
Önemli talebelerinden biri de Hz. Câbir b. Abdullah’tı. Der ki: “Allah Resûlü (sav), KuPan’dan bir sure öğretir gibi (büyük küçük) tüm işlerimizde bize istihâre (duasını) öğretti. (Sonra da) buyururdu ki: “Biriniz, bir işe kalben karar verdiğinde, o kimse farz değil, (istihâre niyetiyle nafile olarak) iki rek’at namaz kılsın. (Namazdan) sonra (da) şöyle desin (dua etsin):
-Allahım! Senin ilminle Seriden hayır istiyorum. Seriin kudretinle Seriden güç istiyorum. Senin büyük lütfundan (nimet) istiyorum. Zira Senin gücün yeter, benim ise yetmez. Sen bilirsin, ben ise bilmem Sen gaybları hakkıyla bilensin.
Allahım! (Kalbimde karar verdiğim) şu iş, Senin ilminde dinim, dünyam, hayatım, işimin sonu itibarıyla benim için hayırlı ise, onu bana takdir eyle ve kolaylaştır! Sonra onda bana bereketler ihsan eyle!
Eğer bu iş, Senin ilminde dinim, dünyam, hayatım, işimin sonu itibarıyla benim için şerli ise, onu benden, beni de ondan uzaklaştır ve hayır neredeyse onu bana takdir et, sonra onunla beni memnun et!”
