On Emir

By | 10 Mart 2015

on-emir     1 — Allah’tan başka ilâh yoktur. Sizi Mısır’daki esirlikten kurtaran Allah’tır.
2 — Put yapmayın ve puta tapmayın. Allah kendi emirlerine uyanlara bin soy devammca inayet edecektir.
3 —Allah’ın olan Yahova Beyhude yere adını ananı kutlamaz.
4 — Altı gün çalışın, bir gününüzü istirahat günü yapın. O gün ne sen, ne oğlun, ne kızın, ne kölen, ne cariyen, ne hayvanın, ne de kapından içeri girmiş konuğun iş yapmıyacaktır. Çünkü Rabbin dünyayı altı günde yarattı. Yedinci günü istirahat etti.
5 — Anana, babana saygı duy. Tâ ki Allah’ın sana verdiği diyarda ömrün uzun olsun.
6 — Kimseyi öldürme.
7 — Zina etme.
8 — Çalma.
9 — Komşun hakkında yalan şehadette bulunma.
10 — Komşunun evine imrenme, göz dikme, tamah etme. Onun karısını, kölesini, ya da cariyesini kıskanma, öküzüne, eşeğine, komşunun hiçbir şeyine göz koyma.
ON EMİR bunlardı. İşte İsrailoğulları bunları tutmaktan, bunlara amel etmekten uzaklaşıyorlardı.
Bir gündü…
İsrailoğullarından bir kişi ölü olarak bulunmuştu. Yüce Rabbi’nin emri ise hiç kimsenin öldürülmemesiydi.
Hemen öldürülen kimse Hz. Musa’nın önüne getirildi. Hz. Musa İsrailoğullarına sordu:
— Bu adamı kim öldürdü? Suçsuz, günahsız olan bir kimseyi öldüren de muhakkak öldürülür. Herhangi bir adam mı öldürüldü. Öldüren öldürülecektir. Bir kimsenin gözü mü oyuldu? Oyanın gözü de oyulacaktır! Dişi mi söküldü? Sökenin dişleri de sökülecektir. Yoksa burnu, kulağı mı kesildi. Kesenin de burnu, kulağı kesilecektir. Vücudunda yara mı açan oldu? O yara açanın vücudunda da aynı yara açılacaktır. Bunları yapanlara yaptıkları işler misli ile iade edilecektir. İşte Allah’ın levhalarında bu hükümler kaplı ve yazılıdır! dedi.
İsrailoğulları zaten bunları bilmekteydiler. Bundan dolayı hiç bir kimse sesini çıkaramadı. Bu öldürüleni ben öldürdüm! diyemedi. Ceza büyüktü. Kim doğruyu söylemeye cesaret edebilirdi?
O vakit Hz. Musa yine Allah’a kollarını açtı. Duâ etti.
— Yarabbi, bu adamı öldüren kimdir, bize onu bildir! dedi. Yüce Allah da ona:
— Bir inek boğazlayınız. İnek, derisiyle öldürülenin, kendisi kimin tarafından öldürüldüğünü size bildirecektir! diye buyurdu.
Hz. Musa da kavmine:
— «Allah, size bir inek boğazlamanızı emrediyor!» dedi. Onlar:
— «Bizimle alay mı ediyorsun?» dediler.
Hz. Musa da:
— «Ben bilgisizlerden olmamak için Allah’a sığınırım!» dedi.
Kavmi de ona:
— «Rabbine yalvar da bu ineğin nasıl olduğunu bildirsin!» dediler.
Hz. Musa da:
— «O öyle bir inek ki ne pek yaşlı, ne de pek gençtir, ikisinin ortasıdır! O halde emrolunduğunuz şeyi yerine getirin!» dedi.
Kavmi yeniden:
— «Rabbine bizim tarafımızdan yalvar da bize o ineğin rengini bildirsin!» dediler.
Hz. Musa da:
— «Allah diyor ki, o inek sapsarı bir inektir. Ona bakanlara sevinç ve haz verir!» dedi.
Kavmi yine:
— «Rabbine tekrar bizim için yalvar da o nasıl, ne biçim inektir. Bize bildirsin. Çünkü buna benzer birçok inekler görüp ayıramayız, inşaallah biz asıl istenen ineği buluruz!» dediler.
Hz. Musa da:
— O inek, öyle bir inektir ki çifte, çubuğa koşulup toprak sürmüş değildir. Dolaba da koşulmamıştır. Salma bir inektir. Kusursuzdur. Ve üzerinde hiçbir beneği, alacası yoktur!» dedi.
O vakit kavmi:
— Ey Musa, işte şimdi sözün tümünü söyledin! dediler.
Az sonra böyle bir inek bulundu. Kesilip boğazlandı. Hz. Musa yüzülen inek derisini eline aldı. Deriyi öldürülen kimsenin ölüsüne vurdu. Ceset de dirildi, öldüren adamı haber verdi. Katil de aynı hükmü yedi.
Evet, öldürülen adam katili hakkında İsrailoğulları birbiri üzerine suç sıçratırken Yüce Allah saklanılan sırrı öldürüleni dirilterek suçluyu ona söyletmişti.
Kukan şöyle buyurur:
— «Allah böylece akıllanasınız diye ölüleri diriltir. Anlayasınız diye âyetlerini gösterir. »
Ama İsrailoğulları yine akıllanmadılar. Yüce Allah’ın yüceliğini anlayamadılar. Yine âsi oldular. Dedikoduya başlayarak yakıcı çölde Hz. Musa’ya şöyle söylenmeye başladılar:
— Akar suları, gölgeli ağaçları bol olan Mısır’dan bizi çıkardın da ru kupkuru çöllere getirdin. İşte, şimdi kızgın bir yalında «ateşte»
anıyoruz, tutuşuyoruz.
O vakit Hz. Musa Yüce Rabbine yine el açtı. Dua etti:
— Yarabbi, kavmime istediklerini bahşet! dedi.
Âlemlerin Rabbi de onlara gölgeli ağaçlar ihsan etti. Bulutlar bahsetti. Bunlar onları güneşin kızgınlığından korudu. Fakat insanoğlu nankördür. Bu sefer de:
— Ey Musa! dediler. Sen bizi nimeti bol Mısır topraklarından ni ~r, ajur din? diye sordular.
Hz. Musa da onlara:
— Ne oluyorsunuz? dedi. Allahü Teâlâ diyor ki:
— «Hani İsrailoğullarından misak almıştık. Anaya, babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, sevgi ve saygı ile muamele adin, insanlara sözün güzelini söyleyin, ibadeti hakkı ile yapın. Zekâtı verin, demiştik. Sonra az bir kısmınız müstesna : İmak üzere sözünüzden dönerek yüz çevirmiştiniz. Hâlâ da yuz çeviriyorsunuz.»
Hani sizden kanınızı haksız yere dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayın diye misak almış, siz de söz vermiş riniz. Ve ikrarınıza şahit olmuştunuz. Oysa, işte siz biribirini z: öldürüyorsunuz, içinizden bir kısım kimseler hakkında haksız yere ve düşmanca birleşerek onu yurdundan çıkarıp itiyorsunuz. Bunlar esir olup dönmezlerse kurtuluş akçelerini vermiyorsunuz. Oysa bunların yurtlarından çıkarılmaları sizin için haramdı.»
Hz. Musa kavmine Allah’ın bu buyruğunu bildirdikten sonra:
— Yüce Rabbimiz size Filistin topraklarına girmenizi, dinsiz olan ilki ile savaşmanızı, bu topraklarda yerleşmenizi emrediyor! dedi.
Arailoğulları şimdi korkmaya başlamışlardı.
— Savaş mı?
Onlar da savaştan çok ürkmekteydiler.
— Ey Musa! dediler. Oralarda, çok kuvvetli kavimler var. Onlar, ülkelerden ayrılmadıkça, bizim oraya yanaşmamızın yolu yoktur. Szvaş edemeyiz biz! dediler.
Hz. Musa da Allah’a yalvarıp dedi ki:
— Ey Yüce Rabbim! Bu âsi kavimle benim aramda sen hakem ol, hükmünü bildir.
Allahü Teâlâ da, Hz. Musa’ya:
— Artık o topraklar kırk yıl onlara haram kılınmıştır. Bulundukları yerde perişan, başıboş dolaşsınlar. Sen artık bu âsi insanlara, merhamet etme, üzülme! diye buyurdu.
Az vakitda çok şiddetli bir fırtına esti. Çöl birbirine karıştı. îsra iloğullarının barınakları uçtu. Gökler gürledi. Yıldırımlar indi. Şimşekler kılıç gibi çaktı. Sonra bardaktan boşanırcasına yağmurlar yağmaya başladı.
Herkes korkudan kaçacak bir bucak arıyordu. Bu hal, bu korkunç olay birkaç gün sürdü. On iki kabile sanki on iki yolda birbirini kaybetti. Hepsi kumlar arasında divane gibi dolaşmaya koyuldu.