Dinimiz kadına itiraz kabul etmez derecede hak ve değer vermiştir. Evlenirken erkek tarafından verilmek üzere kadının hak kazandığı mala mehir (ağırlık) adı verilir. Bu mehir doğrudan doğruya kadının hakkıdır. Ve erkek tarafından ödenen bir nevi tazminat olarak da kabul edilebilir.
Hem kadına bir değer vermek, hem de onun ihtiyaçlarını karşılamak manâsını taşır. Mehirde ne ananın, ne babanın ve ne de velinin hiç kimsenin hakkı olamaz. O sâdece kadının malıdır.
Nikâhın kıyılabilmesi için mehir şarttır. Hattâ nikâh muamelesi esnasında mehir vermemek şart koşulsa bile, yine de kadından hiç düşmeyen bu hakkı, erkeğin mutlaka vermesi gerekir. Mehir iki kısımdır.
a) Mehri Muaccel (peşin ödenen ağırlık);
b) Mehri müeccel (boşanma veya ölüm halinde ö denen ağırlık). Mehrin çoğuna bir sınır yoktur. Erkek is¬tediği kadar evlendiği hayat arkadaşına mal ve servet veya para verebilir. En azına da, her ne kadar zıt fikirler ortaya atmışlarsa da, yine sınır yoktur.
Dinimiz evlenmeyi güçleştirmemeyi emretmiştir. Neslin çoğalması, fuhşun ortadan kalkması için gerekli kolaylıkları sağlamayı teşvik etmiştir. O yüzden, mehrin, erkeğin mâlî gücüne göre fazla olmaması makbul yoldur.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.):
«Mehrin en makbulü, az olanıdır.» buyurur.
Mehir kadının öz hakkı olduğundan kadın onunla çeyiz yapmak zorunda değildir.
Memleketimizde «yüz görümlüğü ve bahşiş» adı altında damat namzedi olan Mehir (Ağırlık) erkek tarafından ödenen paraların dinimizde yeri yoktur. Kızın ana babası veya yakınları erkekten herhangi bir şekilde para isteyemez, istememelidir. Böylesine alışkanlıklar İslâm öncesi arapla rın ve vahşî milletlerin gelenek ve görenekleri içinden, bizlere intikal etmiştir. İslâmiyet’te hürriyetine sahip bir insan asla satılamaz.
Zamanımızda ağırlıkların fazla istenmesi, dinimizde hiç de yeri olmayan bahşiş ve yüz görümlülüğü gibi şeyler evlenmeleri engelleyici acı durumdur. Bunların normal neticesi de herkesçe malûm: Fuhuş, kız kaçırma olaylarının artması.. Sonu da düşmanlıklar, kavgalar ve katil olayları..
Peygamberimiz buyurur ki:
«Nikâh ve düğün işlerinin kolay olması ve mehrin azlığı, kadının hayırlı ve uğurlu olduğundandır.»
«Nikâhın hayırlısı kolay olan ve erkek üzerine yük olmayıp mehri kolayca verilen nikâhtır.» diye buyurmuşlardı.
Hz. Ömer diyor ki:
«Kadınların mehri deri hususunda fazla ileri gj. derek haddi aşmayınız.»
HZ. FATMA’NIN MEHRİ
Resûlullah kızı Fatıma’nın nikâh haberini verirken göz yaşlarını tutamayıp ağlıyordu. Bunu gören kızı Fatıma:
— Babacığım sizi üzgün ve ağlar bir halde görüyo¬rum. Bunun sebebi nedir? diye sordu. Resûlullah kızına cevaben şöyle buyurdu:
«Kızım, ağlamam senin içindir. Zira sen de benim gibi anneden yetim kaldın. Keşke annen Hz. Hatice şimdi sağ olsaydı ve o da bu mutlu günümüzde sevin¬cimize ortak olsaydı. O sağ olaydı senin çeyizini kendi elleriyle yapardı.
O zaman hep beraber sevinir ve saadetini birlikte yaşardık. Fakat ne yapalım ki acı ile tatlının beraber olması hayatın gereklerindendir. Allah böyle takdir buyurmuş. Sen işte bu ahvâl üzere gelin oluyorsun. Ben de senin bu haline üzülüyor ve ağlıyorum.»
Hz. Fatıma nikâhın kıyıldığım duyunca bu sefer kendisi ağlamaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah ona hitaben şöyle buyurdu:
— Kızım sen niçin üzülüyorsun? Seni Ali ile ni kâhladığıma üzülüyorsan ve onun için ağlıyorsan Allah’a yeminle söylüyorum ki, seni herkesten daha çok bilgili, güzel ahlâklı ve ilk önce müslüman olan bir kimse ile evlendiriyorum.
Bunun üzerine Hz. Fatıma’da şunları söyledi:
.— Babacığım, her kızın bir mihri (nikâh bedeli) vardır. Mehir (Ağırlık) Bu yarı gümüşle, veyahutta altınla tespit ve takdir olunuyor. Eğer benim mehrim de aynı diğerleri gibi olursa seninle ümmetin arasında bir fark kalmaz. Ben, mehrim olarak yarın mahşer gününde senin ümmetinden günah işleyenlerin İlâhî affa ve mağfirete nail olmaları için senin onlara şefaatçi olmanı diliyor ve istiyorum.
Resûlullah’a Hz. Fatıma’nın bu dileğinin kabul olunduğu bildirildi. Bunun üzerine Resûlullah da:
— Sağol kızım. Peygamberin kızı olduğunu ispat ettin.» buyurdu.
Burada kızıma şu kadar mehir isterim. Şu kadar baş¬lık isterim diye tutturan ve bununla övünen anne ve baba¬lara bir çift sözümüz var.


