“Mağaradaki Üç Kişi” Nedir ?

By | 3 Nisan 2015

“Mağaradaki Uç Kişi” Nedir ?“Mağaradaki Üç Kişi” Nedir ?

Efendimiz (s.a.v.) zaman zaman ashabına geçmiş ümmetlerin başına gelen ibret ve hayret verici olayları anlatırdı tâki onlar da bu olaylardan ibret ve ders al­sınlar. İşte efendimiz (s.a.v.)’in bize bildirdiği hadiselerden biri şöyledir:

Bizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. Akşam olunca, geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Ancak, dağdan kayan bü­yükçe bir kaya yuvarlanıp mağaranın ağzını üzerle­rine kapadı.

Aralarında:

“Bizi bu kayadan sâlih amellerinizi şefaatçi kıla­rak Allah’a yapacağınız dualar kurtarabilir” dediler.

Bunun üzerine, içlerinden biri anlatmaya başladı:

“Benim annem babam çok yaşlıydı. Onları çok kol­lar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden, ne de hayvanlarımdan hiçbirine yedirip içirmezdim” dedi. “Bir gün, odun aramak uzaklara gitmiştim. Eve dön­düğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağ­dım. Hâlâ uyumakta idiler.

Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kı­yamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın ara­sında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onla­rın uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü.”

Adam, bu olayı anlattıktan sonra, dua’için elle­rini göğe kaldırdı ve:

“Ey Allahım! Bunu Senin rızan için yaptığımı bili­yorsan, yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!” dedi.

Bu duanın akabinde taş bir miktar açıldı. Ama bu, dışarı çıkmalarını mümkün kılacak bir açıklık değildi.

Bunun üzerine, ikinci adam söze başladı:

“Ey Allahım!” dedi. “Benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kâm almak istedim. Ama o bana yüz vermedi. Fakat gün geldi, kıtlığa uğradı, yardım için bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi karşılığında yüz yirmi dinar verdim. Mecburen kabul etti. Ancak, arzuma nail olacağım sırada:

Allah’ın mührünü gayri meşru surette bozman sana haramdır’ dedi.

Bunun üzerine ben de ona dokunnmaktan sakın­dım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse ol­duğu halde, onu bıraktım. Verdiğim altınları da geri istemedim.”

Adam bunu anlattıktan sonra, Allah’a dua için el­lerini açtı ve:

“Ey Allahım!” dedi. “Eğer bunları Senin rızan için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar!”

Bu dua üzerine kaya yerinden biraz daha kımıl­dadı. Ama onların çıkabileceği kadar açılmadı.

Çaresiz, mağarada bekleşmeye devam ettiler. Bu esnada, son bir ümit, üçüncü şahıs başından geçen bir olayı anlatmaya başlamış bulunuyordu:

“Ey Allahım! Ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretle­rini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi, bir kilo pirinçten ibaret olan ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki, çok malı oldu. Derken, uzun seneler sonra bu işçim çıkageldi ve:

‘Ey Abdullah!’ dedi. ‘Bana olan borcunu öde.’

Ben de:

‘Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler senindir. Git, bunları al götür!’ dedim.

Adam:

‘Ey Abdullah! Benimle alay etme!’ dedi.

Ben tekrar:

‘Kesinlikle alay etmiyorum. Git, hepsini al götür!’ dedim. Adam hepsini alıp götürdü.

“Ey Allahım! Eğer bunu Senin rızan için yaptıy­sam, bize şu halden bir kurtuluş nasip et!”

Adamın bu duasının hemen akabinde kaya tama­men açıldı. Çıkıp yollarına devam ettiler.