Kıyam
Mânâsı, bedenle Allahü Teâlâ’nm huzurunda köle gibi, boynu eğik vaziyette durmaktır. Hakikati, kalbin bütün harekât ve seke nattan kesilip, tâzım ve inkisâr (kırıklık! yolu ile hizmete hazır olmasıdır. Bu zamanda kıyamette kendi makamında, Allahü Teâlâ’ nm huzurunda olduğunu hatırlamalıdır. Evet, o zaman bütün sırlar, gizlişeyler açığa vurulacaktır, kendisine gösterilecektir. O gizli işlerin şimdi de Allahü Teâlâ tarafından bilindiğini bilmelidir. Kalbinde, eskiden olanları ve şimdi bulunanları biliyor. Kıyam Dışını da, içini de görüyor.
Şuna şaşılır ki, bir kimse namaz kılarken bir âlimin veya velinin, kendisine baktığını, namazı nasıl kıldığına dikkat ettiğini görse, bütün uzuvları edebli olur. Hiçbir tarafa bakmaz. Namazda acele etmekten, bir tarafa bakmaktan utanır. Halbuki, Allahü Te âlâ’nın kendini gördüğünü bilir. Fakat O’ndan utanmaz, hayâ etmezl Elinde hiçbir şey olmayan bir zavallı kuldan utanır ve onun görmesiyle namaza dikkat eder de, mülkün hakiki sahibi olan Allahü Teâlâ’nm görmesinden utanmaz, hayâ etmez ve gevşek namaz kılar. Bundan büyük cahillik olur mu?
Bunun için Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) dedi ki: «Yâ Resûlâllalı, Allahü Teâlâ’dan nasıl utanmak lâzımdır?». Kıyam Buyurdu ki: «Takvâ sahibinden ehli beytinin utanması gibi, O’ndan utanmalıdır». Bunun sebebi tâzimi bildirmektir. Çünkü, Ashâbı Kiramdan bir grup vardı, namazda öyle sessiz, hareketsiz dururlardı ki, kuşlar bile onlardan kaçmazdı. Cansız zannederlerdi. Allahü Teâlâ’nın azametinin kalbine yerleştiği kimse, Allahü Teâlâ’nın kendisine baktığını bilir ve bütün vücudu huşû’ içinde olur ve hareketsiz durur. Bunun için Peygamberimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) namazda elini sakalına getiren birisini görünce, «Kalbinde huşû’ olsaydı, eli de kalbi gibi olurdu» buyurdu.

