Buralarda vakit çok hızlı geçiyor. Yatsı namazını eda edince Mescid-i Haram’da biraz daha oyalandık ve dışarıya çıktık. Sözleştiğimiz üzere amcayla buluştuk. Meğer kendisi Mescid-i Haram’m teknik işlerinden sorumlu bir kişi imiş. Hep beraber Mescid-i Haram’a girdik. Bizi Kâbe’nin Yemen’e bakan köşesinin (Rükn-i Yemânî) tam karşısındaki revakların altına götürdü. Burada avludan itibaren 2 akantus yapraklı başlığı olan sütun var. Onlardan sonra ise Osmanlı başlığı taşıyan bir üçüncüsü yer alıyor. Bu sütunun altında durduk, “İşte burası Peygamber Efendimiz’in (sas) miraca çıktığı yerdir,” dedi. Hepimiz şaşkın bir halde bu yaşlı amcayı izliyorduk. Konuşmasına devam etti, “Osmanlılar burayı çok iyi biliyorlardı ve bu mukaddes yeri işaretlemek için buradaki sütunu değiştirdiler ve kırmızı mermerden bir sütun diktiler. İşte bakın Abbasî Halifesi Mehdi’den kalan tüm revak sütunları beyaz iken bu kırmızıdır,” dedi. Gerçekten de dediği gibi idi. İnsanlar bu sütunu bilip özel bir ihtimam göstermesinler diye sütun mermer renginde boyanmıştı. Fakat tırnağınızla hafif dokunsanız altından kırmızı renkli mermer ortaya çıkıyordu. Bu sütunun arkasında bulunan iki sütun için de, “Bunların arasında Efendimiz’in (sas) göğsü yarılmış ve miraca çıkmaya hazırlanmıştır,” dedi. Bunlar gerçekten enteresan şeylerdi.
Bu zatın anlattıklarını daha önceki bilgilerimizle kıyaslayınca doğruluğuna kanaat getirdik. Çünkü rivayetlere göre Peygamberimiz (sas) Mirac’a amcasının kızı Ümmü Hani Hazretleri’nin evinde çıkmıştı. Peygamberimiz (sas) genellikle namazlarını Mescid-i Haram’da bulunan Rükn-i Yemânî ile Hacerü’l-Esved arasında kılardı. Böylece yönünü hem Kudüs’e hem de Kâbe’ye dönmüş olurdu. Ümmü Hani Hazretleri, “Ben evimden, Hz. Peygamber’in namaz kılarken sesini duyuyordum,” diyor. Bulunduğumuz yer Rükn-i Yemânî’nin tam karşısı idi. Anlatılanlarla mekân birbirini tamamlıyordu.
