Kalbin Hakikati
Rûhun hakikatinin mahiyetini, ona mahsus sıfatların neler olduğunu bildirmeye dinimiz müsaade etmiyor. Bunun için Allah’ın Resulü (sallâllahü aleyhi ve sellem) bunu açıklamadı. Nitekim, Allahü Teâlâ Peygamberimize (s.a.) buyurdu. «Ve, sana rûhdan sorarlar. Onlara de ki, rûh Rabbimin emrindendir» t1). Bundan fazlasını söylemeye izin yoktur. Kalbin Hakikati Rûh, Allahü Teâlâ’ya ait şeylerdendir ve âlem i emirdendir. O âlemden gelmiştir: «Biliniz ki, halk [ya
ratma] ve emir O’nundur» (2), buyuruldu. Âlemi halk başkadır, âlem i emr başkadır. Ölçülebilen, sayılabilen ve boyutları olan her şeye âlemi halk denir. Halk kelimesinin lügatta asıl mânâsı ölçmektir. Halbuki insanın kalbinin ölçüsü ve sayısı olmaz. Bunun içindir ki, bölünmeyi kabul etmez. Eğer bölünebilseydi, bir tarafında bir şeyi bilmemek, diğer tarafında aynı şeyi bilmek caiz olurdu.Böylece, bir anda hem âlim, hem de cahil olmuş olurdu. Bu ise imkânsızdır! Bölünme ve ölçü kendisine yanaşamadığı hâlde, bu rûh, mahlûktur, yaratıktır. Takdir, yaratmak mânâsına geldiği gibi, halk kelimesi de yaratmak mânâsına gelir. O hâlde, bu mânâda yaratıktır. Diğer mânâda ise, âlemi emirdendir. Çünkü, âlemi emirdeki şeyler, boyut ve ölçü kabul etmez.
O hâlde, rûha kadîm [ezeli] diyenler yanılıyor. A’raz (sıfatl diyenler de yanılıyor. Kalbin Hakikati Çünkü, a’razın kıyâmı kendi ile değil, tâbi olma şeklindedir. Rûh ise, insanın aslıdır. Bütün kalıp, ona uymaktadır. Nasıl a’raz olabilir? Rûha cisimdir diyenler de yanılıyor. Zira cisim, bölünebilir. Rûh ise bölünemez. Ama başka bir şey daha vardır ki, ona da rûh (cani derler. O bölünebilir. Belki o hayvanların rûhu olabilir. Fakat bizim kalb dediğimiz rûh, Allahü Teâlâ’yı tanımak, bilmek yeridir. Hayvanlarda bu yoktur. Bu, ne cisim, ne a razdır, belki melek cevherlerinden bir cevherdir. Onun hakikatini bilmek zordur. Onu şerhetmeye, uzun anlatmaya da izin yoktur. Başlangıçta bunu bilmeye hâcet de yoktur. Başlangıçta tutulacak din yolu mücâhededir. Bir kimse şartlarına uyarak mücâhede yaparsa, bu marifet kendiliğinden hâsıl olur. Kimseden dinlemesine lüzum kalmaz. Bu marifet Allahü Teâlâ’um buyurduğu şu hidâyet cümlesindendir: «Rızâmızı isteyip, zâhir ve bâtın düşmanlarla ci hâd edenlere cennetlerimize kavuşma yollarını hidâyet ederiz» i1). Mücâhedesıni henüz tamamlamayanla, rûhun hakikati hakkında konuşmak doğru olmaz. Fakat mücâhededen önce, kalbin askerini bilmek lâzımdır. Zira kalb askerini tanımayan, (nefsiyle) cihad edemez.

