Bildiğimiz şekliyle ilk kez Hz. Âdem tarafından inşa edilen Kâbe İtinası Nuh Tufanı ile yıkılmıştır. Binlerce yıl yeri gizli kalan Kabe’yi yeniden ortaya çıkarmak ve inşa etmek Hz. İbrahim’e nasip olacaktır. Hanımı Hz. Hâcer’i bebekleri Hz. İsmail ile birlikte Arabistan Yarımadası’nm en sapa yerlerinden biri olan bu küçük vadiye bırakması Allahu Teâlâ tarafından vahyedilen Hz. İbrahim, bu emri yerine getirmiştir. Hanımını bıraktığı bu dağlarla çevrili yer, aslında ileride Vadiyi İbrahim olarak adlandıracağımız ve ortasında Kabe’nin bulunduğu kutsal alandır.
Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail’in gençlik yıllarında bu topraklara yaptığı bir ziyaret sırasında Allahu Teâlâ’nın emri ile Nuh Tufanı’nda kaybolan Kabe’nin temellerini bulur ve bu temeller üzerine Kabe’yi yeniden inşa eder. Hz. Âdem dönemindeki Kabe’nin ölçülerini bilemesek de Hz. İbrahim dönemindeki Kabe’nin ölçülerini az çok bilmekteyiz. Bu inşaatta Kâbe’nin yan duvarı 20 zira, ön kısmı ise 30 zira’dır. Boyu ise 9 zira kadardır. Yani 4,5 metredir. Bu inşaatın en bariz özelliği sadece dört duvardan ibaret olmasıdır. Yani o günlerde Kâbe’nin üstünü örten bir dam ya da çatı yoktur. Kâbe yüzyıllarca sadece dört duvar halinde bir bina olarak kalacaktır. Uzun yıllar sonra, yağan yağmurların yapıya fazla zarar vermesi üzerine Kâbe’nin Özeri bir damla örtülecektir.
Yüzyıllarca Kâbe’nin sadece dört duvarla çevrili kalmasının hikmeti ise bu yapıdan maksadın mukaddes bir alanı çeviriyor olmasından ileri gelmektedir.
Bugün dört duvar ve üzeri damlı kâbe yapısı bizlerde sanki içerisine girilecek bir ev havası oluşturmaktadır.
Hâşâ Allahu Teâlâ bir damın altına girip yaşayacak değildir. Bizim bu yapıya Beytullah (Allah’ın evi) dememizin sebebi Yüce Yaratıcı’nın böyle bir evde barınacağından değil, Kâbe’nin kapladığı alanın Allahu Teâlâ’nın yeryüzünde kendisine ayırdığı tek toprak parçası olmasından kaynaklanmaktadır. Yani bu dört duvarın en başta yapılmasından maksat, bu kutsal arazinin etrafını belirleme ve yerinin kaybolmasını önleme çabasıdır.
Rivayetlere göre Kâbe, tarih boyunca tam 9 kere yenilenmiştir. Bu inşaatlardan bir tanesi de Ebrehe’nin Kabe’yi yıkma girişiminden kısa bir süre sonra meydana gelmiştir. Yağan yağmurların meydana getirdiği sellerden dolayı duvarları iyice yıpranan Kâbe’nin tamire ihtiyacı vardır. Fakat kimse buna cesaret edememektedir. Çünkü tamirat için öncelikle eskiyen taşların sökülmesi gerekecektir. Daha kısa bir süre önce Kâbe’yi yıkmaya çalışan Ebrehe’nin başına gelenleri herkes bilmektedir. Kimse bu işe cesaret edemez fakat sonunda Halid bin Velid (ra) Hazretleri’nin babası Mugire, “Bizim maksadımız Kâbe’yi yıkmak değil, tamir etmek, bir şey olmaz,” der ve tek başına Kâbe’nin eskiyen taşlarını sökmeye başlar. Hiçbir şey olmadığını görenler birer ikişer gelir ve Kâbe tamir edilir. Bu tamiratta Kâbe’nin temel taşlarına kadar inilir. Anlatıldığına göre, Mugire Hz. Âdem döneminden kalma, yeşil renkli devasa temel taşlarıyla karşılaşmış, bunlar eski görülüyor,bunları da yenileyelim diyerek eline aldığı demir bir bukağı ile bu taşlardan birini oynatmaya çalışmış ve tarihinde ilk kez Mekke’de yer sallanmıştır.
Bunun üzerine bu taşlara dokunmamaları gerektiğini anlayarak duvarı bu temellerin üzerlerine inşa etmişlerdir.
Kâbe’nin önemli bir tamiratı da Emevîler döneminde gerçekleşir. Emevî saltanatının başına buyruk hareketleri, Hz. Ebubekir’in torunu, Hz. Esma’nın
oğlu hassas İnsan Abdullah bin Zübeyr(ra) Hazretleri’ni ciddi rahatsız etmektedir.
Mekke’de, onların saltanatını tanımadığını ilan eder. Bu durum önceleri pek ciddiye alınmasa da Halife Abdülmelik zamanında sert bir şekilde bastırılmaya çalışılır ve Hz. Abdullah’ın üzerine Haccac adlı kumandan gönderilir. Haccac Mekke’yi uzun süre kuşatır ve içerideki direnişi kırmak için şehri mancınıklarla taşlatır. Bu taşlamadan Kâbe ile nasibini alır ve duvarlarla Hacerü’l-Esved zarar görür. Abdullah bin Zübeyr(ra) bu hasar üzerine Kâbe’yi tamir karan alır ve Kâbe’nin duvarlarını tamir ettirirken yüzyıllardır Kâbe’nin damını taşıyan altı sütunu üçe indirir.
Bugün Mekke müzesinde bu 3 ahşap sütundan bir tanesi sergilenmektedir. Yine bu inşaat sırasında, Kâbe binasının dışında olan Hicr-i İsmail içeriye alınır ve Kâbe’nin kapısı giriş seviyesinde yaptırılır. Bütün bunlara rağmen Haccac, Mekke’ye girip Abdullah bin Zübeyr’i(ra) şehit ettikten sonra onun yaptığı değişikliklerden bir kısmını yeniden eski haline getirecektir (Hicr-i İsmail’i dışarıya almak ve Kâbe kapısını yine yüksek girişli hale getirmek gibi).
Kâbe’nin son tamiratı ise Osmanlılara nasip olmuştur. 1610 yılında yağan şiddetli bir yağmur sonrası başlayan selde Kâbe’nin 3 duvarı birden yıkılmıştır. Osmanlı tahtında bulunan Sultan I. Ahmed, Kâbe’yi yaptırmak için girişimde bulunur ama 28 yaşında aniden vefat edince bu hayırlı vazife, I. Ahmed’in küçük oğlu IV Murad’a kalır. IV Murad’m emriyle 1629 yılında Kâbe yeniden inşa edilmeye başlanır. Ebu Kubeys Tepesi’ni sağ tarafınıza alarak, Kâbe’ye yüzünüzü döndüğünüzde solunuzda kalan yamalı tepe, bu inşaatta kullanılan taşların kesildiği tepedir. Kâbe’nin tamiri yapılırken bu tepeden alınacak taşlar için âlimlerden fetva alınmıştır. İnşaat sırasında 600 hafız Kâbe’nin etrafına hâlelenmiş ve geceli gündüzlü devamlı Kur’ân-ı Kerîm okuyarak Kâbe’nin inşaatına farklı bir anlam katmışlardır.
