Kâbe ilk kez Hz. Âdem’in inşa ettiği Nuh tufanı ile yıkılan ve Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail tarafından yeniden inşa edilen mukaddes bir yapıdır. Yeryüzünde insan yapısı olan ilk mekân. Konum olarak derin bir vadinin tam ortasında bulunduğundan dolayı yağan yağmurlardan oluşan seller ciddi hasar vermiş tarih boyunca Kâbe’ye. Hasar gördükçe de her seferinde yenilenmiş. Peygamber Efendimiz’in(sas) gençlik yıllarında da Mekkeliler tarafından bir tadilat gerçekleştirilmiş. İnşaat sırasında yerinden çıkarılan Hacerü’l-Esved’in yerine konması sırasında problem çıkmış ve Peygamber Efendimiz’in(sas) tavsiyesiyle sorun çözülmüştür.
Mekke’nin ileri gelenleri, Kâbe’nin bu yeni inşaatında, duvarlar belli bir yüksekliğe ulaştığında Hacerü’l-Esved’i yerine koyma işinin kim tarafından yapılacağını tartışmaya başlamışlardır. Sonunda bakarlar iş ciddi bir çatışmaya dönmek Üzere, bir karar alırlar. Kâbe’nin avlusundan ilk girecek kişi hakem olsun derler. O sırada içeriye Peygamber Efendimiz,sas’ girer. Son derece rahatlamışlardır. Çünkü 0(sas) el-Emin’dir. Doğru sözlüdür. 0’na(sas) başvururlar. Efendimiz(sas) de yere bir örtü serdirip taşı üzerine koydurur ve her kabileden bir kişinin örtünün ucundan tutmasını ister. Böylece mübarek taş konulacağı yere kadar kaldırılmış olur. Efendimiz(sas) de taşı alıp yuvasına bırakır.
Böylece sorun hiçbir sıkıntı çekilmeden halledilmiş olur.Kabe’nin kendisi kadar üzerindeki bazı parçaları da çok önemli. Bunlardan bir tanesi Kâbe’nin Yemen’e bakan köşesi. Kâbe’yi lavaf eden herkes bu dönüş sırasında Rükn-i Yemânî’nin önüne geldiğinde ellerini kaldırarak buraya doğru selam verir. Burada hem Hz. İbrahim, hem Peygamber Efendimiz(sas) durup dua etmişler, buraya yönelerek selam vermişler, eğer imkân varsa dokunup öpmüşler, lavaf edenler bu noktada sünnete ittiba edip dualara icabet edilen bu yerden geçerken, “Rabbena” duasını okuyorlar. Aslında Tüikiye’den gelenler bu köşeye yabancı değil. Edirne’de bulunan Eski Camii’nin kıble duvarında da böyle siyaha yakın bir taş vardı. 2005 yılında çalınan bu taş tam bir sene sonra çalan kişilerce tekrar getirilip yerine bırakıldı. Bu taş için bazılan Hacerü’l- Esved’den bir parça olduğunu söyler de aslında bu taş, Kâbe’nin Yemen’e bakan köşesinden alınmıştır. Caminin banisi Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed Han, bu camide yapılan tüm duaların Hz. Peygamber’in(sas) ya da Hz. İbrahim’in(as) duası gibi kabul görmesi adına bu köşeden bir taş parçasını Müslümanların o günkü en büyük Mmisine koydurmuştur. Bu taş parçası, Mekke’den Edirne’ye intikal eden ortak mirasımız ve tarihimizde inancımıza verilen değeri gösterircesine orada durmaktadır.
