İslam Eğitimcilerinden Bazılarına Göre Hocanın Vasıfları

By | 1 Ağustos 2019

ibn Cemaa, İbn Sahnun ve Kâbisi’nin eğitimle ilgili görüşle­ri ayrıntılı şekilde ele alındığından burada onların dışındaki bazı alimlerin görüşlerine kısaca değineceğiz.

Gazali’ye Göre

Gazali, meşhur “İhyâ-u Ulûmi’d-Din”, “Fatihatu’l-Ulûm”, “Mizânü’l-Amel”, “Bidâyetü’l-Hidaye” adlı eserlerinde, hocada bulunması gereken vasfılar hakkında ilginç bilgiler verir. Bu bil­gileri özetle aşağıya alıyoruz:

  •  Çocuğa şefkat göstermeli ve onları evladı yerine koymalı,
  •  Eğitim-Öğretimle ilgili bütün davranışlarında Hazreti Peygamber’e uymalı, dini mevzularda öğrettiğine kar­şılık almamalı, çocuktan öğrettiğine karşı teşekkür bile beklememeli. Ancak Allah rızası için öğretmeli, gayesi O’na ulaşmak olmalıdır.
  •  Çocuğa rehber olmalı, öğüt vermeli, onlara yeri geldiğin­de her şeyi en ince noktalarına kadar bildirmelidir. Me­sela, layık olmadığı bir makama talip olmamak gibi,
  •  Tahkir mahiyetinde olmayıp, ima ve şefkat yoluyla, sev­gi dolu davranışlarla çocuğu kötü huy ve alışkanlıklar­dan menetmelidir. Çünkü suçu açıkça söylemek, hayâ perdesini yırtar. Ancak bu, hocalığın inceliklerindendir, bunda herkes başarılı olamaz.
  •  İlmin bir dalında ihtisası olana yakışan, diğer ilimleri ço­cuğa kötülememektir. Aksine onlan, devamlı ilim öğren­meye teşvik etmelidir.
  •  Çocuğa anlayış kabiliyetine göre ders verip, kavrayama­yacağı bilgiyi vermemelidir.
  •  Kabiliyetsiz olanlara ancak seviyelerine uygun bilgiler vermek ve onlara “Daha sizin anlayamayacağınız nice bilgiler var.” diyerek kendisinden gizlenmiş incelikleri açıklamamalıdır. Aksi halde çocuğun şevki kırılır, ders­lere olan ilgisi azalır.

Hoca, bildiği ile amel etmeli ve sözü, davranışını yalanlamamalıdır.

Gazali, “Bidayetü’l-Hidaye” adlı eserinde ise hocanın ria­yet edeceği hususları bir başka açıdan ele almaktadır. Ona göre hocanın uyması gereken genel prensipler şunlardır;

  •  Sabırlı olup, çocuktan gelecek her şeye tahammül etmek,
  •  Yumuşak huylu olmak,
  •  Vakarını muhafaza edip, heybetle oturmak,
  •  İnatçı ve dik kafalı olmamak,

Kibri terk edip tevazuu tercih etmek,

Boş şeylerle uğraşmayı terk etmek,

Çocuğa yumuşak davranıp, yaramaz olanlara karşı te­enni ile akıllıca hareket etmek,

Anlayışı kıt olana karşı güzel sözlerle ve güzel bir üs­lupla davranıp, kesinlikle sert muamele etmemek,

Yeri geldiğinde “Bilmiyorum” demekten çekinmemek,

Bir şey soran olursa, önce suali iyice anlamak ve elin­den geldiğince bildiğini anlatmaya çalışmak,

Sağlam delili kabul etmek, hatasını anlayınca dönüp hakka sığınmak, gerçeğe boyun eğmek,

Çocuk, farz-ı ayrı olan ilimleri tamamlamadan farz-ı ki- faye olan ilimlerle meşgul olursa, onu, farz-ı ayrı olan ilimlere döndürmek,

Hoca, bütün davranışlarını takva yolunu uydurmalı, kendisini hesaba çekmelidir. Çünkü çocuk, önce onun davranışına ve tavrına bakar, sonra söylediklerinden faydalanır.

Taşköprüzade’ye Göre

Taşköprüzade, Mevzûatu’l-ulûm adlı meşhur eserinde ho­canın vazife ve vasıflarını on maddede, geniş bir şekilde ince­lemiştir. Biz burada sadece başlıkları, sadeleştirerek vermek­le yetineceğiz:

  1.  Hoca, Allah rızası için öğretmeli, öğretmekten gayesi şöhret, gösteriş, dünyalık ve saygı beklemek olmamalı,
  2.  Çocuklarını kendi evladı gibi kabul etmeli,
  •  O, kanaatkar olup, dünyalık peşinde koşarak nefsini zelil etmemeli. Çünkü ilimle şereflenmek, onunla küçülmek­ten üstündür.
  •  İlmin lezzetine ulaşmaya çalışmalı. Bilinir ki o, her şey­den lezzetli ve üstündür.
  •  Allah rızası için öğretip, karşılık almamalı.
  •  Çocuklara nasihat edip, yumuşak davranmalı ve kolay­lık göstermeli.
  •  Çocuklara sert davranmamalı, gençleri hakir görmeyip onlara değer vermeli, ilme yeni başlayanlara kızmamalı, ümitsizliğe düşürmemeli. Onlara ilmi sevdirmeli, şef­kat göstermeli, ilim öğrenmeye teşvik etmelidir.

Yine hocanın öğrenmek isteyeni men etmemesi, istekli ola­nı nefret ettirmemesi, çocuğu ümitsizliğe düşürmemesi gerekir. Aksi halde bu durum, âlim sayısının azalmasına ve ilmin geri­lemesine sebep olur.

Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya Göre

İbrahim Hakkı, Marifetname adlı meşhur eserinde, hocanın vasıflarından ve riayet edeceği ilkelerden bahsetmiştir. Bunları sadeleştirerek aşağıya alıyoruz. Ona göre hoca:

  •  Çocuktan gelecek her olumsuz harekete katlanıp sabret­mek,
  •  Lüzumsuz konuşmamalı,
  •  Halim selim, ağırbaşlı ve mütevazi olmalı,
  •  Aşın şaka ve mizahı terk etmeli,
  •  Çocuğa yumuşak davranmalı,
  •  Anlayışsız çocuğa yavaş yavaş öğretmeli ve uygun bir metotla terbiye etmeli,
  •  Sual soran çocuğu azarlamamak, ona ilgi göstermek, so­ruyu iyice anladıktan sonra ve iyice düşünerek cevap vermek,
  •  Muhatabın delilini kabul etmeli,
  •  Çocuğu faydasız ilimden menetmek,
  •  Çocuğun faydalı ilmi Allah rızası dışında öğrenmesine mani olmalıdır.

Abderî’ye Göre

Abderî, Medhal adlı kitabında ‘Âlimin niyeti, tavrı ve ede­binin keyfiyeti’ hakkında bir fasıl açmış ve ilim öğretende bu­lunması gereken kişilik özelliklerinden edep diye bahsetmiştir.46 Abderi’ye göre, öğretmen, nefsini şüpheli olan her şey­den uzak tutmak, faydasız ve gereksiz yere gülmekten ve ko­nuşmaktan sakınmalıdır. Bu davranışıyla vakar ve tevazu yo­lunu tutmuş, yumuşak davranışta bulunarak fakirlere karşı te­vazu göstermiş olur. Aynı zamanda öğretmen, tekebbürden ve gururdan sakınarak nefsini fitneye düşmekten de korumalıdır.

İbn-i Sina’ya Göre

Eğitimcilik her şeyden önce bir uzmanlık işidir. Ona göre, herkesin eğitimci olması mümkün değildir. Eğitimci en başta kendisini tanımalı ve kendisiyle ilgili bilgi sahibi olmalıdır. İbn-i Sina’nın bu anlamdaki görüşlerini dayandırdığı temel yaklaşımı,

eğitimcinin sahip olduğu akıl ile nefsi arasındaki iletişimi iyi bil­mesi şartını getirmesidir. Buna göre insan nefsini ve onun istek ve zaaflarını bilmeli, tanımalı, bu isteklere akıl ile yön vermeli­dir. İbn-i Sina’ya göre eğitimci davranışlarıyla öğrencilerine ör­neklik edeceği için önce kendini eğitmelidir. Bunun için de şah­siyetini iyi tanımalı, terbiye etmeli ve geliştirmelidir.

El-Amasi’ye Göre

Öğretmen olacak kimseler devlet adamlarına, beylere ve hâkimlerle kadılara karşı zaaflarından dolayı hizmette bulun­mamalı ve bunlara rağbet göstermemelidir. Öğretmenler, öğren­ci yetiştirmekten başka herhangi bir işle uğraşmamalıdır. Öğ­rencinin öğretmenden tam manasıyla yararlanabilmesi için yu- kanda sayılan özellikleri taşıyan bir öğretmen bulunup öğren­ci ona teslim edilmelidir.

Özellikle Din Dersi öğretmeni okulda ve çevresinde sadece branşının bir öğreticisi olarak değil, bir moral eğitimci olarak de­ğerlendirilir. Ondan öğrencilerle görüşmek için vakit ayırması, ve­lilerle iyi ilişkiler içinde olması beklenir. Ayrıca ondan öğrencilerin hayatlarını tehdit eden suçlar, cezalar, uzaklaştırma, tasdikname alma ve intihar gibi konularda zamanında yardım edici davranışa hazır olması beklenir. Öğrencileri, karşılıklı güvene dayanan bir hava içinde tutmaya, birbirinden ayırmadan hepsini nasılsa öy­le kabul etmeye özen göstermelidir. Öğretmen öğrencisinin de kendisinin de her şeyden önce insan olduğunu unutmamalıdır.

Cahız’a Göre

8 ve 9. Yüzyıllarda yaşamış ve birçok eser ortaya çıkarmış olan Cahız, Risaletü’l Muallimin adlı eserinin öğretmenin tutum ve davranışları konulu birinci bölümünde öğretmenlere hitaben “Kızgınlık halinde Allah sana yardım etsin ve aşın keyfi davra­nıştan seni korusun, yüce Allah, sana verdiği gücü adalet sev­gisine yöneltsin. Senin kalbine olaylara karşı temkinli davranı­şı tercih etmeyi ilham etsin” der.

Öğretmenin öğrenciye karşı duygularını kontrol altına al­masını önererek, tavırlarında ölçülü hareket etmelerini öğütle­mektedir. Cahız’ın bu önerileri modern eğitimde öğrenci yetiş­tirme konusunda geçerliliğini korumaktadır. Çağımızda da öğ­retmenden beklenen öğrencilere yaklaşımda mümkün olduğu kadar duygusal zeka ile kendilerini kontrol altına almaları ve sınıflarda öğrenciye muhatap olurken empati de kurarak hepsi­ne eşit mesafede ve adaletli davranmalarıdır. Aksi durumlarda öğrenciler arasında öğretmene karşı farklı tavır ve tutumlar ge­lişirken, dersteki başarı da bundan etkilenir.

İbn Haldun’a Göre 

İbn. Haldun, öğretmenin, derslerin arasını gereksiz yere ayırmak suretiyle konular arasındaki irtibatı koparmasını şid­detle eleştirmiştir. Ona göre öğretmen, derslerin arasını fazla açarsa olumlu bir sonuç alamaz. Aksine öğrencinin diğer konu­lan unutmasına ve konuların birbirinden kopmasına yol açarak olumsuz bir takım sonuçların ortaya çıkmasına da sebep olmuş olur. Bu durum öğrencideki öğrenme melekesini zayıflatır. Birdersin bası ve sonu arasındaki irtibat sürekli canlı tutulmalı ki, öğrenci zihninde daha rahat bir meleke oluşabilsin.

Zernûci’ye Göre

Öğretmende bulunması gereken vasıflan şöyle belirtir:

–           İlmi seviyesi yüksek olmalıdır.

–           İnsanlar içinde Allah’tan en çok korkan olmalıdır.

–           Yaşlı olmalıdır. Çünkü yaşlı hoca daha tecrübeli ve ke­mal sahibidir.