Hz. İbrahim ve Firavun

By | 9 Mart 2015

hz-ibrahim-ve-firavunSârâ’yı görenler arasında Firavun’un yakın bir adamı da vardı. Doğru saraya koştu. Hükümdara:

— Senin topraklarına birisi geldi. Yanında dünya insanlarının en güzellerinden bir kadın var! dedi.
Sarâ’nın güzelliğini uzun uzun övdü.

Mısır Firavunu bu övme karşısında:
— O adamı sarayıma getirin! diye emir verdi.
Hz. İbrahim az sonra hükümdarın huzuruna getirilmişti. Firavun ıra sordu:
— Yanındaki o kadın kimdir?
— Kız kardeşimdir o!

— Sen git de bana kız kardeşini gönder.
— Peki!

Hz. İbrahim, hükümdarın yanından ayrılarak karısı Sârâ’nın yanına geldi:

— Bu zâlim seni istiyor! dedi. Senin kim olduğunu sordu. Ben de «O benim kız kardeşimdir!» dedim. Sakın sen de sözümü yalana çıkarma. Zaten sen benim Allah yolunda, din yolunda bir kardeşimsin. ” Çünkü yeryüzünde benden ve senden başka Allah’a tam olarak iman etmiş kimse yoktur.
Sârâ:
— Sen merak etme. Korkma, ya İbrahim! dedi.

Mısır Firavununun yanına gitti. Hz. İbrahim de onu gönderdikten sırra kalktı. Allah’ın huzurunda namaza durdu. Yalvarıp yakarmağa başladı.
— Yarâb! Sen Sârâ’nın yardımcısı ol! dedi.

Firavun, karşısında Ay kadar güzel bir kadını görünce adamlarına:

— Bu kadının erkek kardeşi İbrahim’e koyun, sığır, köle ve cariyeler, atlar, kısraklar gönderiniz! dedi. Bu hediyeler bir anda hazırlandı. Hz. İbrahim’in kafilesinin bulunduğu yere gönderildi.

Firavun, Sârâ ile başbaşa kalınca onu kucaklamak, kolları arasına almak sevdasına düştü.

Yavaş yavaş kadına yaklaştı. Elini uzattı. Fakat Hz. İbrahim’in duası kabul edilmişti. Firavun’un Sârâ’ya doğru uzanan elini gizli bir kuvvet şiddetle yakalamıştı.

Eli ileri gidemiyordu.
Firavun şaşırdı.

Demek ki, yaptığı hareket mabutlarının kahrına uğramıştı. Kendi kendisine:
— Demek ki bu kadın, şanı yüce bir kimse olacak! diye düşündü.

Sonra Sârâ’ya dönerek yalvardı:
— Ey şanı yüce kadın! Kolumun iyileşmesi için mabudlara dua et. Kolum iyileşirse sana bir kıl kadar dokunmayacağım. Sana bağışlarda bulunacağım. En yüce mabudumun adına ant içerim ki bu bağışlarda bulunmamazlık etmiyeceğim.

Sârâ, Fravunun bu sözleri üzerine:
— Ey Yüce Rabbim! diyerek ellerini gökyüzüne kaldırdı. Bu Firavun, sözlerini doğru söylüyorsa onun elini eski haline getir! dedi.
Yüce Allah da mümin kadının bu sözlerini kabul ederek zâlimin elini yine eski haline getirdi.

Fakat Firavun zâlimi, sözünde durmadı. Sârâ’ya tekrar elini uzatmak istedi. Yine gizli bir kuvvet bileğine sanki bir pençe vurarak onun daha ileri gitmesine engel olmuştu.
Hükümdar yine:
— Dua et! dedi.

Sârâ yine dua etti. Eli yine eski halini aldı. Fakat üçüncü bir kere yine Sârâ’yı kucaklamak isteyince Firavunun kolu tâ… köküne kadar kurudu. Yine kadının duası ile kolu eski haline geldi. Hükümdar o zaman perdeci başını çağırttı:
— Sen bana insan değil, şeytan getirmişsin! dedi. Sonra Sârâ’ya döndü:

— Haydi ey kadın! Erkek kardeşinin yanına dön. Sana bir de câriye bağışlıyorum… Senin olsun! dedi.
Sonra Sârâ’nın Hazret-i İbrahim’in karısı olduğunu öğrenince Hak Peygamberini yanına çağırttı. Ona:

— Bu bana ettiğin zulüm nedir? dedi. Bu kadının karın olduğunu neden bana söylemedin ? Niçin «Kız kardeşimdir» dedin. Ben de onu kendime eş olarak almak istemiştim. Karım yapacaktım onu! Haydi karını al,
Hz. İbrahim, «Bu kadın, kız kardeşimdir!» demekte haklı idi. O, hayatında Allah rızası için üç sözü doğru söylememişti:

— Birincisi: Nemrud’un ülkesinde iken kendisi için hasta olmadığı halde «Hastayım!» demişti.
— İkincisi: Putları kıran en büyük puttur! diye Bâbil halkını aldatmıştı.
— Üçüncüsü de: Mısır Firavun’una karısı Sârâ’yı «kız kardeşim…» diye tanıtması idi.