Hz. Enes’in Hikâyesi

By | 1 Ağustos 2019

Hz. Enes’in adından çok söz ettik. Sanırım Peygamber Efendimizin hizmetine nasıl girdiğini de merak ediyorsunuzdur. Kısaca anlatıp, ona nasıl sırlarını emanet ettiğini ve onun da verilen sırları korumada daha o yaşında nasıl titiz davrandığına bakalım.
Hz. Enes, yoksul bir ailenin çocuğudur. Peygamber Efendimize, Medine Müslümanları tarafından çeşitli hediyeler götürülmekte ve yemekler yapılmaktadır. Ancak annesi Ümmü Süleym’in elinde, O’na götürmeye değer bulduğu hiçbir şey yoktur. Günlerce üzüntü yaşar bu nedenle. Sonunda henüz on yaşında olan Enes’inin elinden tutup huzuruna gelir ve mahcup bir tavırla:
– Ey Allah’ın Resûlü, der. Dünya malı namına Sana sunabileceğim hiçbir şeyim yok! Ama kabul buyurursanız oğlum Enes, size hizmet etsin!
Hediyesi, herkesin hediyesinden üstün ve kıymetliydi aslında. Her babayiğidin kârı değildi, henüz on yaşında sevgi ve şefkate muhtaç yavrusunu, odası her gün, her saat ziyaretçilerle dolup taşan Peygamber Efendimizin hizmetine adamak! Ama Ümmü Süleym bunu yapmıştı.
Sevgili Peygamberimiz, bu mübârek kadının içtenliğine o denli inanmıştı ki, reddetmesi halinde güceneceği belliydi ve Enes’i hizmetine kabul etti.
İşte Hz. Enes’in Peygamber Efendimize hizmetkâr olmasının hikayesi kısaca bu.
Peygamber Efendimiz, onu ayrıca sırdaşı yapar. Kimseye söylemediği birçok şeyi onunla paylaşır. O da, Sevgili Peygamberine bir sır katibi oluverir birden. Hatta kendisini doğurup sevgi ve şefkatle büyüten annesine bile o sırları söylemeyecek kadar ketum bir sırdaş olur.
Bizzat ondan dinleyelim bu konuda annesiyle aralarında geçen olayı:
“Ben, çocuklarla beraber oyun oynuyordum. Allah Resûlü yanıma geldi, bize selam verdi, sonra da beni bir ihtiyacı için (bir yere birine) yolladı. Bu yüzden eve dönmekte geciktim. Gelince annem:
– Nerede kaldın? Bu kadar gecikmene sebep ne, diye sordu.
– Allah Resûlü, beni bir iş için göndermişti (de ondan) dedim.
Annem:
– Allah Resûlü’nün ihtiyacı ne idi ki, dedi (bu sefer).
– O bir sırdır, dedim (sırrın ne olduğunu söylemedim).”
Daha önemlisi de ona mana aleminde verilen görevdi; bu görevi ile her yönüyle bilinmesi gereken Sevgili Peygamberimizin söz, davranış ve hareketlerini gelecek nesillere aktaracaktı. Hazret-i Enes, bu görevini hakkıyla yerine getirecek ve en çok hadis rivayet eden sahabeler arasında yer alacaktı.
Annesi Ümmü Süleym, elbette bunları düşünerek onu hizmetine vermemişti. Ama samimiyet ve fedakarlığı sevgili oğluna böylesine yüce ve önemli bir makam sağlamıştı. Ve bir gün:
– Ey Allah’ın Resûlü! Hizmetkârın Enes’e dua etsen, diye rica etti.
Efendimiz, elini açıp çok sevdiği Enes’i için:
– Allahım! Enes’in malım, çocuklarım çoğalt ve ona verdiklerini hakkında bereketli kıl! diye dua etti.
Çok geçmeden Hazret-i Enes, mal ve servete kavuştu. Sıcak aş pişmeyen evlerine birden bolluk ve bereket gelmişti. Herkesin hurma bahçesi yılda bir kez meyve verirken, onunki duanm bereketiyle yılda iki kez meyve vermeye başlamıştı.
Hem Ümmü Süleym samimiyet ve fedakarlığının, hem de Hazret-i Enes hizmetinin dünyadaki karşılığını Efendimizin duasıyla fazlasıyla almış oluyordu.
Eminim yüreği O’nun sevgisiyle dolu her Müslüman hanım, içinden “keşke ben de oğlumun elinden tutup Sevgili Peygamberime hizmet etmesi için götürebilme şerefine erseydim!” diyordur.
Bu özlemi içinde taşıyan her Müslüman kadın, bir Ümmü Süleym olabilir.
Nasıl mı?
Çocuğunu güzel bir terbiye ile yetiştirip Peygamber Efendimizin getirdiği dine hizmet edecek konuma getirmekle.
înamn, bu O’na (sav) vereceğiniz en güzel hediye olur.
Çünkü Peygamber demek; İslâmiyet demektir…
İslamiyet Hz. Peygamberin(sav), sözlerinin, yaşayışının ve uygulamalarının hayata yansımasıdır. Allah, “namazı kılın, zekatı verin” buyurur. Biz namazın nasıl kılınacağını, zekatın nasıl verileceğini O’ndan öğrendik.
Allah, “Adaletli olun, ihsanda bulunun” buyurur. Bize nasıl adil olunacağım, iyiliğin nasıl yapılacağını O (sav) öğretti.
Özetle, biz dinimizi O’ndan öğrendik.
Bu nedenle Cenab-ı Hak; O’nun yaşayışını bize örnek gösterir ve: “De ki (ey Resûlüm!) Allah’ı seviyorsanız, Bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin!” buyurur.
O nedenle Hz. Âişe: “Allah Resûlü’nün ahlâkı (yaşayışı) Kur’an’dı” der.