Hastalıklardan Sığınma Duası

By | 1 Ağustos 2019

Enes bin Malik’ten(ra) rivayet edildi­ğine göre Resulullah şöyle dua etti:

Allahümme innî eûzü bike mine’l berasi ve’l cünûni ve’l cüzâmi ve seyyii’l eskâm.

“Allah’ım, alaca hastalığına tutulmak­tan, akıl rahatsızlığından, cüzzam ille­tinden ve kötü hastalıklara uğramak­tan Sana sığınırım ya Rabbi.”

Peygamber Efendimiz(sav), insanoğlu­nun gerek temizlik kurallarının gerek hastalıklardan korunma yollarının tam olarak uygulanmadığı, dikkat edilme­diği toplumlarda yaygın olan çeşit­li hastalıklara karşı Müslümanlara, Allah’a sığınmayı tavsiye ediyordu, çünkü bazı hususlar sadece kişinin kendisi ile düzelecek şeyler değildi. Örneğin, cüzzam hastalığı… Kötü hastalıklar, bulaşıcı olanlar vardı. Toplumun meydana getirdiği baskı, şiddet ve tehditlerin, insanın aklını ve kalbini sıkıntıya sokan sonuçları vardı.

İnsanın ruhunu sıkıntıya sokan hadi­selerden birine Habbâb bin Eret’in(ra) durumunu örnek gösterebiliriz. Bir gün Resulullah Efendimiz(sav), sırtını Kâbe-i Muazzama’ya yaslamış, dinle­niyordu. Bu sırada Habbâb bin Eret(ra) Hz. Peygamber’in(sav) yanma geldi. Hz. Habbâb, bir demircinin kölesiydi ve ağır işkenceye uğramıştı Müslüman olduğu için. Allah Resulü’ne, “Anam babam sana feda olsun ya Resulullah. Biz hak din üzereyiz değil mi?” diye sordu. Allah’ın Resulü(sav) de “Evet, vallahi hak din üzere olan biziz. Şu Mekke’de puta tapanlar bâtıl yolda.” diye cevap verdi. Bunun üzerine

Habbâb, “Ey Allah’ın Resulü, bu çile ne zaman bitecek? Görüyor musun bana neler ettiler?” dedi ve sırtını döndü. Hz. Habbab’ın omzunun üze­rinde at nalı büyüklüğünde, kızgın demir izi vardı. Ateş bastırılmış da sırtı delik deşik olmuştu. Hz. Habbâb bin Eret, kemiklerine kadar inen ateşin yaktığı derinin sancısıyla, o dayanıl­maz işkenceler karşısında bir an olsun Resulullah’a gelip halini arz etmişti, “Bu ne zaman bitecek ya Resulullah?” demişti. Allah Resulü(sav), “Ey Habbâb, sizden önceki kavimler, mü’minler, Müslümanlar derileri demir taraklar­la taranırdı da diri diri derileri yüzü­lüp işkenceyle şehit olurlardı da yine “Rabbim Allah demekten vazgeçmez­lerdi. Sabret.” diyerek Habbâb’a sabrı telkin etmişti.

Hz. Habbâb bin Eret(ra) örneğinde gördüğümüz gibi Allah Resulü(sav), çaresiz kalınacak, ağır fiziksel ve ruh­sal hastalıklara karşı Müslümanları Allah’ın kapısına getirmiştir. Dua ede­rek, başımıza gelen belâların Allah’tan geldiğini idrak etmiş oluruz. Eğer dua etmemiş olsaydık, gelen belâları ve sıkıntıları başka adreslerde arayacak, kimi zaman isyan edecektik, ağzımız­dan kötü sözler çıkacaktı, hem has­talığımızla baş başa kalacak hem de Allah’ın gazabına gidecektik. Bu has­talıklar bize isabet etse bile bu duala­rın ardından, bileceğiz ki biz derdimi­zi Allah’a(cc) söyledik. Öyleyse bu dert Allah’tan gelmiştir diyerek duanın ardından tevekkül etmemiz gerekir. Dua, işi Allah’a emanet etmektir. Aynı zamanda dua, Resulullah’a(sav) karşı bir vefakârlıktır. Bizim hastalıklarımıza Resulullah’ın dua etmesidir…

Başımıza bir hastalık gelmeden, aile­mizi toplayıp, abdest alıp bu duayı üç defa okursak, sonra bütün ev halkı olarak “âmin” dersek, evimizden, aile­mizden o belâları, hastalıkları, akıl tutulmalarını, yanlış karar vermemizi hem engeller hem de başımıza buna rağmen bir sıkıntı gelirse sıkıntıyı Allah’tan gelen bir ödül, ahiretimiz için bir makam vesilesi bilir ve öyle sabrederiz.