Evlilik Ebedi Bir İhtiyaçtır

By | 1 Ağustos 2019

Aile yuvasını bir yük kabul eden, tek başına bağımsız yaşamayı mutluluk sanan bir tanıdığım, eşini boşa­mış, iki çocuğunu bir kenara atmış ve bohem hayatın içine dalmıştı. Bu şekilde sanıyordu ki, kendisine kimse karışmayacak, özgür kalacak ve hayatın tadını çıkara­caktı.

Ama bu hayali, sandığından da çabuk yıkıldı. Aile yuvası­nın sıcaklığı gitmiş, toplum hayatının buz gibi havasıyla kar­şılaşmıştı. İnsanların sahte dostluklarını çabuk fark etti. Çünkü parasının azaldığı yerde dostları, kıymeti ve itibarı da azalıyordu.

Dışarının ihanetleri, eşinin dırdırından çok daha çekil­mezdi. Uykusunu bölen çocuk sesleri, her gün gecelediği bar ve pavyonların soğuk çığlıklarından daha insaflıydı.

Aile fertleri yokluktan, parasızlıktan anlarlardı. Ama aç gözlü insanlar bu konuda çok merhametsizdi. Huzur ve öz­gürlük için çıktığı yolda, bütün bütün kaybolmak üzereyken, ailesine tekrar döndü.

Yaşadığı bu acı tecrübeyi, çevresindekilere şöyle özetle­mişti: “En kötü aile ortamı bile, en iyi yalnızlıktan daha iyi­dir.”

 Evliliğin, ailenin bir ihtiyaç olduğunu bundan daha güzel ne anlatabilir? Yüce Allah, insanları, birbirlerine muhtaç ola­cak, birbirlerini tamamlayacak şekilde yaratmıştır.

İnsanlar; hayatı birlikte paylaşacak, istek ve arzularım bir­likte karşılayacak, hedefe birlikte yürüyecek, mutluluk ve hu­zuru birlikte yaşayacak kabiliyetlerle donatılmıştır. Bu kabili­yetler, hayatı yalnız yaşayarak değil, bir aile yuvası kurarak tatmin olmaktadırlar. İnsanın hayatta huzur bulması da buna bağlıdır.

Evlilikte iki cins, birbirlerini tamamlamaktadır. İki vücut, iki kalp, iki ruh ve iki ayrı şahsiyet birleşir, bir vücut haline gelir. Bu şekilde, iki ayrı varlık “biz” şuuruyla birleşir. İki ayrı dünya, bir tek dünya olur. Çünkü insanın manevî ihtiyaçları­nı tatmin eden en önemli unsur, kalbine mukabil bir kalbin bulunmasıdır.

Evlilik çok sağlam bir yapıdır. Günlük zevklerin çok öte­sinde, çok derin, geçmiş ve geleceği kucaklayan bir yuvadır. Evliliğin kişiye, topluma, devlete ve dünya uluslarına sağladı­ğı fayda, gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır.

Ailenin erozyona uğradığı ve değerini yitirdiği toplumlarda, bunalımlar had safhaya ulaşmaktadır. Nitekim bunun en çarpıcı örnekleri Batı ülkelerinde görülmektedir. Oralarda toplumsal bağlar kopmuş, insanlar birbirlerinden uzaklaşmış,

 

akrabalık çökmüş ve yalnız yaşama anlayışı toplumun bütün­lüğünü zedelemiştir. Huzuru, aile yuvalarında aramayanlar, tek başlarına kalarak manevî bunalımlara düşmüşlerdir. Bu ise hem insanı, hem de toplumu bir felaketin eşiğine getir­miştir.

Bir toplumda, ahlakî temeller üzerine kurulmuş ailelerin sayısı arttıkça, o toplum sağlam ve güçlü olacaktır. Ancak aile bağları zayıfladıkça yıkım kaçınılmaz olur. Yerini ise; uyuştu­rucu alışkanlığı, zina ve fuhuş gibi, bir toplumu mahveden davranışlar alır. İşte bugün bütün dünyayı korkutan felaketler zinciri de budur.

Yüce Allah’ın evliliği teşvik etmesi ve bütün dinlerin aileyi “kutsal bir yuva” olarak görmesinin hikmeti, bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Bugün birçok ülke, iç huzuru ve toplum ba­rışı için, aileyi teşvik etme, destekleme ve yaşatma yarışına girmiştir. Çünkü toplumun çekirdeğini ve temelini aile oluş­turmaktadır. Aile yıkıldığı gün, toplum da çökecektir.

Bu felaketi önlemenin en önemli yolu, aileyle ilgili İlahî mesajları dinlemektir. Çünkü aileyle ilgili İlahî mesajlar; hem kişinin, hem de toplumun huzur ve geleceğini ilgilendirir. Sonuç olarak; en kötü aile, ailesizlikten iyidir ve toplumu ko­ruyan bir emniyet kilididir.