Bir yakınımın çocuğu, böbrek yetmezliğinden dolayı hastanede yatıyordu. Ziyaretine gitmiştim. Annesi, babası, kardeşleri ve yakınları başında gözyaşı döküyorlardı. Hastanın böbrekleri iflas etmiş, böbrek nakli dışında bir çaresi kalmamıştı.
Çocuğun yakınları doktorun etrafını sarmış, böbreklerini vermek için adeta yalvarıyorlardı. O müthiş manzarayı ve o fedakârlık örneğini, biraz uzakta ve hazin bir şekilde izledim. Gözlerim doldu…
Dayanamadım, oradan uzaklaştım.
Bu duygu yoğunluğunu ve bu anlayışı, sıcak bir yuvadan başka ne verebilirdi? Hangi para satın alabilirdi?
Aile yuvası, Allah’ın, kullarına ikram ettiği en büyük nimettir. Oranın hazzını ve huzurunu başka bir yerde aramak, tek kelimeyle deliliktir.
Aile kurumunun kişi ve topluma faydalarını görmek için, yetiştirme yurtlarındaki çocuklara, sığınma evlerindeki kadınlara, sefahete düşmüş olan insanlara bakmak yeterlidir.
Aile, tarihin her döneminde toplumun vazgeçilmez bir sığınağı olmuştur. Bu kurum, insanlığın tanıdığı bütün dinler ve bütün felsefî görüşlerce de, kutsal sayılmıştır. Onun önemi ve kutsallığı, toplum hayatında düzeni, disiplini, huzuru ve devamlılığı sağlamasından ileri gelmektedir.
Aile, toplumun direği ve sosyal hayatın başladığı yerdir. Çocuk; düşünmeyi, davranışı, uyumlu ilişkileri önce orada öğrenir. Aile, iç içe ilişkilerin en sık ve en kuvvetli olarak yaşandığı kurumdur. Hiçbir sosyal topluluğun fertleri arasındaki ilişkiler, aile fertleindeki kadar içten ve samimî değildir.
Aile hayatı hem kişilerin, hem de toplumun stresini azaltan, şefkat ve merhameti arttıran, sabrı öğreten, yardımlaşmayı çoğaltan ve mesuliyet duygularını büyüten bir okuldur. İnsanlar ilk terbiyeyi, temel kuralları, örnek davranışları orada alır. Sevgi, saygı orada oluşur. En önemlisi, kulluk görevi ve inanç anlayışı orada pekişir. İnsanları kötülükten aile korur. Bir anlamda aile, insanın ve toplumun kontrol mekanizmasıdır.
Aile; hayatın, karakterin, ahlakın ve inancın çekirdeğidir. Hadisin ifadesiyle; “Cennet köşelerinden bir köşedir.”
Ailenin kişi ve topluma olan faydalarını maddeler halinde şöyle özetlemek mümkündür:
1. İnsanı ve toplumu kontrol eden en büyük güç, ailedir.
2. Kişiler ailede ıslah edilir, zararlı yönleri bu yuvada törpülenir ve güzel vasıfları burada kazanırlar.
3. Yardımlaşma ve dayanışma anlayışı, aile eliyle gelişir.
4. Sevgi, saygı, hürmet ve şefkat gibi toplumun özü ve mayası olan duygular ailede yeşerir.
5. Helâl, günah, kötü ve iyi gibi ayrımların ilk yapıldığı okul, ailedir.
6. Neslin devamı, meşru cinsellik ve ekonomik işbirliği aile tarafından gerçekleştirilir.
7. Aile, kişilerin hayalını düzene sokar. Onlara disiplin getirir. Bu ise, kişinin sağlıklı yaşamasını ve sağlıklı düşünmesini netice verir.
8. Annelik ve babalık gibi doyumsuz hazların tadıldığı yer, ailedir.
9. Aile hayatı, sorumluluk duygusunu arttırır. Kişiye yalnızca kendisi için değil, başkası için de yaşama anlayışı getirir.
10. İnancın, dinî duyguların ve moral değerlerin en iyi yaşandığı yer ailedir. Çünkü İslam inancında aile; “Cennet köşelerinden bir köşe” olarak görülmüştür. Öyleyse aile yalnız bu dünya için değil, ebedî hayat olan ahiret için de kurulmuş bir yuvadır. Aileye bu gözle bakıldığında daha kutsal, daha anlamlı ve daha değerli bir müessese olduğu anlaşılır.
11. Aile, bir anlamda, psikolojik bir tedavi merkezidir. Kişinin ruhî problemleri, aile yuvalarında daha aza iner. İntihar, bunalım, ruhî hastalıklar evlilerde, bekarlara oranla daha az görülür. Çünkü evlilik, kişiye, bir taraftan sosyal bağımlılıklar ve sorumluluklar getirirken, aynı zamanda sosyal itibar ve korunma da sağlar.
12. Aile yuvaları, zararlı alışkanlıkları en aza indiren bir merkezdir. Çünkü; israf, kumar, alkol ve benzeri kötü alışkanlıklara düşkünlük; sıkıntı, boşluk hissi, amaçsızlık, zaman israfı, kavgacılığa meyil, çabuk öfkelenme gibi problemler bekarlarda; evlilere oranla daha sık yaşanır.
13. Aile kurumlan, özellikle kişilerin hastalık, yaşlılık ve çeşitli problemlerinde en büyük tedavi ve teselli yuvalarıdır. İnsanın en fazla yardıma muhtaç olduğu bir anda, evlatlarının, torunlarının veya akrabalarının yardıma koşması kadar insanı mutlu eden ne olabilir?
Hayatını yalnız olarak geçirmiş ve nihayet bir aile kurmuş olan ünlü bir doktorun şu tespiti çok çarpıcıdır:
“Yalnızlığı, bekarlığı, özgürlük ve rahatlık sandım. Meğer, yalnızlık en büyük işkenceymiş. Çünkü sevgi, şefkat, merhamet ve acıma gibi duyguları hiç tatmadım. Meğer hayat paylaşmakla, bölüşmekle güzelmiş. Bunu hiç yaşayamadım. En iyi bekarlığın, en kötü evlilikten daha iyi olduğunu anlamak iş in, bir ömür verdim. Bu iş bana çok pahalıya mal oldu.”
Aile yuvasının güzelliklerini hiçbir yerde bulamayız. Bu yuvada yaşanan doyumsuz sevgi ve saygıyı da hiçbir şekilde satın alamayız.
Düşünün…
Sımsıcak kucaklarda şefkatle büyütülen çocuk, bu sevgiyi nerede bulabilir? Hayatını evine ve çocuklarına adayan annenin bu fedakârlığını başka hangi güç temin edebilir? Ailesini ayakta tutmak için her türlü zorluğu ve güçlüğü göğüsleyen babanın bu asil davranışını hangi para satın alabilir? Sofrada İm araya gelmiş bir ailenin aldığı haz ve lezzeti, hangi lüks lokantalar temin edebilir?
Aile, tarif edilmez bir okuldur. Sımsıcak bir yuvadır. Derslerin, sıkıntıların bittiği, şefkatin ve sevginin solunduğu mekândır.
Ancak bilinmelidir ki, aile yuvasının cennet köşelerinden bir köşe olması için, bu yuvada inancın ve Allah korkusunun güçlü bir şekilde yaşanması lazımdır.
