Eşler Arasında Fedakarlık İlişkisi

By | 26 Ocak 2015

esler-arasinda-fedakarlik-iliskisiEvsiz barksızdı. Ne başını sokacak bir evi, ne de sığınacak bir yuvası vardı. Kara kara düşünüyor, çaresizliğin kıskacında kıvranıp duruyordu. Derdini kime açabilirdi? Kimden gidip de bir şey isteyebilirdi?İstemek çok zordu. İlk gittiği kimse, ya “Hayır” derse, ne yapacaktı? İkinci bir kişiye gidebilecek yapıya sahip değildi. İyice cesareti kırılacak, ümitleri suya düşecekti.Düşündü, taşındı, “En kötü karar kararsızlıktan iyidir” diye­rek kararını verdi. Oturduğu yerden kalktı, doğru Mescid’in yolunu tuttu.

Başını kapıdan şöyle bir uzattı. İçeride Resulullah (a.s.m.) sahabileri ile sohbet halindeydi. Zaten kendisini onlardan ayrı görmüyordu. Dâvâ arkadaşlarıydı, can yoldaşlarıydı. Cihat meydanlarında omuz omuza kılıç sallamışlardı. Düşündüğünü, aklından geçeni onlardan gizlemesine gerek yoktu. Hele Re- sulullah’tan gizli tutmasının hiç mânâsı yoktu. Zira Resulullah, sahabilerinin şahsî meseleleri ile de bizzat ilgilenirdi.Kapıdan adımını attı. Fakat ayağının biri gidiyor, biri geri çe­kiliyordu. Halbuki sair zamanlarda gayet rahat girerdi bu ka­pıdan. Hiç de böyle bir tereddüde kapılmazdı. Aklına gelen meseleyi de hiç çekinmeden Resulullah’a sorardı, cevabını a lırdı. Fakat bu seferki mesele doğrudan şahsını ilgilendiriyor­du. Çekildi, bir köşeye oturdu. Nurlu sohbet tatlı tatlı devam e- diyordu. Sohbetin sonuna gelinmişti. Artık derdini açabilirdi. Günlerdir kafasında tasarladığı, düşündüğü şeyi açtı.”Yâ Resulallah,” dedi, “müsaade buyurursanız bir meselemi arz etmek istiyorum. Benim evim yok, bir ev yapmak istiyo­rum, fakat arsam da yoktur. Falan zâtın bir hurma bahçesi var. Onun bir kenarına bir ev yapmak istiyorum. Acaba razı olur mu?”

Sözünü ettiği zât orada hazır bulunuyordu. Peygamberimiz, ihtiyaç sahibi bu sahabisinin dileğini bahçe sahibine sordu:

“Cennette bir hurmalık karşılığında bu adama arsayı verir misin?”Ancak adam ihtiyacının olduğunu ileri sürerek rıza göster­medi. Aklına gelen başına gelmişti. İlk müracaat ettiğinden red cevabı almıştı. Fakat Cenâb-ı Hak bir kapıyı kapatırsa ö- bürünü açardı.

Cömertliğiyle tanınan Ebu Dahdah orada hazırdı. Resulul- lah’ın müjdesini kaçırmak istemiyordu. Varı yoğu oturduğu e- viydi. Hemen ileri atıldı, bahçe sahibine şu teklifte bulundu:

“Evimin karşılığında hurma bahçeni bana verir misin?”

Bu teklif adama cazip geldi ve “Evet, kabul” dedi.

Ebu Dahdah çok sevinmişti. Böylece hem Resulullah’ı mem­nun edecek, hem de o ihtiyaç sahibi kardeşini sevindirecekti. Az sonra, “Yâ Resulallah” dedi, “evimle değiştiğim bu hurma bahçesini size veriyorum. Siz de o kardeşime verin.”Resulullah çok memnundu. Ebu Dahdah’a ebedî müjdeyi verdi: “Ebu Dahdah’ın Cennetteki evi ne kadar büyük!” Bu sözlerini birkaç defa tekrarladılar. Ebu Dahdah sevinçten uçuyordu. Dünya evini vermiş, âhiret evini satın almıştı. Fa­kat içine bir kurt düşmüştü. Eve gittiğinde hanımına meseleyi nasıl açacaktı? Acaba o ne diyecekti? Ya karşı çıkar da, “Biri­cik evimizi niye verdin?” diye reddederse, ne yapacaktı? Bu düşünce ile evin yolunu tuttu.

Kapıyı vurdu, içeri girdi. Fazla zaman geçirmeden, eğip bük­meden yaptığı işi doğrudan hanımına açtı:”Ya Ümmü Dahdah,” dedi, “evi boşalt, çünkü ben onu Cen­netteki bir ev karşılığında satıverdim.”

Cennetteki ebedî sarayı duyan imân kahramanı yüce kadın, sahabi hanımı olduğunu gösterdi ve sevincini dile getirmekte gecikmedi: “Ne kadar kârlı bir satış, Allah senden razı olsun.”Ebu Dahdah’ı bu fedakârlığa sevk eden unsur şu İlâhî teş­vikti: “Malını Allah rızası için harcayıp da Allah’a güzel bir borç ve­recek kim var? İşte onun karşılığını Allah kat kat verecektir.”Evet, aynı ideali, aynı ebedî hedefi paylaşan o bahtiyar karı- kocalardır ki, imân dâvâsı bugüne kadar gelebilmiştir.