Esirler Getiriliyor

By | 13 Mart 2015

Müslümanlar ele geçirdikleri esirleri sağlam iplerle bağlamışlardı. Abbas, o gece ipin verdiği acıdan bütün gece inlemişti. Peygamber (S.A.V.) de amcasının bu iniltilerinden sabaha kadar uyuyamamıştı. Ashabdan bir kişi bu üzüntüyü görüp anlayınca, koştu. Abbasın bendini çözüp hafifletti. Abbas da uykuya vardı.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.):
— «Amcamın iniltisi duyulmaz oldu!» dediler. İpleri çözen sahabe:
— «Ben onun bağlarını gevşettim!» dedi. O zaman Resûl-i Ekrem (S.A.V.) de:
— «Bütün esirlerin iplerini çözün!» diye buyurdu.
*
Hazret-i Muhammed (S.A.V.), sonra, Kureyş ileri gelenlerinden 24 kişinin cesetlerini Bedir kuyularından birisine atmayı emretti. Ümeyye bin Halefin cesedi yerde sürülürken parçalandı. O hal üzerine koktu ve kokmuş cesedi o kuyulardan birine yuvarladılar. Üzerine de taş ve toprak döktüler. Kalıp denilen bir kuyuya kâfirlerin kokmuş, pis cesetleri atılıyordu. Utbe’nin cesedi de toz toprak arasından çekilip o kuyuya atıldı. Huzeyfe (R. Anh), babasını bu halde görünce benzi sarardı. Peygamber (S.A.V.) bu hali görünce:
— «Yâ Huzeyfe! Babanın bu halinden sonra sana bir üzüntü geldi.» dedi.
Huzeyfe (R. Anh):
— «Allah Hakkı için İslam’a geleli beri bana bir şüphe arız olmamıştır. Ama babam iyi ahlâk ıssı idi. Ben o güzel sıfatlarla İslâm’a geleceğini umuyordum. Şimdi dileğimin aksini gördüm. Gönlüm darmadağın oldu!» dedi. Hazret-i Muhammed (S.A.V.) de ona hayır duada bulundu.
Rivayet edilmiştir ki Nebiler Sultanı Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’in mübarek âdeti bir yerde zafer kazanınca orada üç gün kalmaktı. Bu Bedifde üç gün kalındı. Dördüncü gün şerefli devesine bindi. O leşler atılan kuyuya geldi. Birer birer ölülere seslendi:
— «Yâ Utbe bin Rebia! Yâ falan, yâ filan! Hak Teâlâ’nın size vaat ettiğini hak buldunuz mu?» diye sordu ve sonra: «Bana ettiği vaadi ben hak buldum! Siz kavminizin birer emîri idiniz. Peygamberinizi yalanladınız. Başkaları tasdik etti. Siz onu kendi şehrinden, kendi yurdundan, kendi diyarından çıkardınız. Başkaları yurtlarına indirip sığmak verdiler. Siz benimle dövüştünüz. Ötekiler yardım ettiler.» dedi.
O zaman Hazret-i Ömer (R. Anh):
— «Ya Resûlâllah, ruhsuz cesetle nasıl konuşuyorsunuz?» diye sordu.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.) de:
— «Benim söylediklerimi siz onlardan daha çok işitir değilsiniz!» diye cevap buyurdu.
*
esirler-getiriliyor    Hadis erbabı, ölüyle konuşanların sözleri hakkında çok kelâm etmişlerdir. Kimileri der ki:
— İşitmek ilimden ibarettir.
*
Ayşe Sıddıka (R. Anha) şöyle buyurmuştur:
— Hak Teâlâ o zaman ölüleri, Resulünün sözlerini işitsinler ve üzüntüleri artsın diye diriltmiş bulunuyordu.
Rebi Hatun’un oğlu Harise bin El Rebi, Neccaroğulları kabilesindendi ve babası Sürâka idi. Bedir’e gitmişti. Yaşı küçüktü. Su havu-zundan içerken başkasına atılan bir ok onun göğsüne saplanmıştı. Kanı havuza akmış, şehit olmuştu. Annesi bu haberi alınca:
— Vallahi, dedi, oğlum için tâ… Peygamber gelinceye kadar ağlamayacağım. Gelince ondan soracağım. Eğer oğlum Cennet’te ise yine ağlamam. Eğer cehennem’de ise ölümünden dolayı gözyaşı yerine kan dökerim.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.). Medine’ye dönünce Rebi Hatun ona gitti:
— Yâ Resûlâllah, dedi, oğluma olan sevgimi bilirsin. O Cennet’te midir? Yok eğer Cennet’te değilse, musibete dayanıp sabredeyim, illâ gözlerimden kan akıtayım.
Resûl-i Ekrem (S.A.V.):
— «Ey Harise’nin anası! Oğlun bir Cennet’te değil, belki nice Cennetlerdedir. Onun yuvası Firdevs’tir.» dedi.
Rebi Hatun:
— «Artık oğlum için ağlamam!» dedi. Sallâllahü Aleyhi ve Sellem de bir kap su istedi. Mübarek elini kabın içinde yıkadı. O su ile ağzını çalkaladı. Hâris’in annesine ve kardeşlerine o sudan içirdi. Başlarına, yüzlerine, vücut kısımlarına sürdü. Yıllar içinde Medine’de onlardan yüzü ve gözü nurlu, ömrü uzun kimse olmadı.