Salih peygamber bu hali görünce Semud halkına döndü. Onlara:
— Bu deve yavrusunun üç kez bağırması sizin üç gün ömrünüz kaldığına bir işarettir! dedi. Sonra onlara şu acı haberi verdi:
Ey kavmim! Yüce Allah’ın saygısına dokundunuz. O saygısını küçülttünüz. Artık O’nun azabını bekleyin. O azap size erişecektir.
Eakat asî kavim alaylı bir gülüşle:
— Ey Salih! dediler. O azap bize ne vakit gelir?. Hem de geleceğinin nişanı alâmeti nedir? dediler.
Deveyi onlar çarşamba günü öldürmüşlerdi. Hazret-i Salih:
— Yarın ki perşembe günü hepinizin yüzü sararacak. Cuma günü ise kıpkırmızı kesilecek. Cumartesi günü ise kapkara olacak ve Pazar günü de size verilen azabı göreceksiniz.
Salih peygamber bu kara haberi onlara bildirince o 9 kişi:
— Gelin, gece Salih’e baskın yapalım! Onu öldürelim! dediler.Ezer onun söyledikleri doğru ise bize azap erişmeden biz ona ı ar azabını çektirelim! Eğer yalansa, devesine verdiğimiz azap yersiz dediler.Gece oldu. Karanlıklar bastı. 9 haydut Salih peygamberi öldürmeye geldiler. Gökten melekler indi ve 9 şakinin dokuzunu da taşlarla öldürdüler. Bunların yakın ev halkları:
— Bunları öldüren bu Salih’tir! dediler. Biz de Salih’i öldürelim! Salih peygambere iman edenler bu haberi alınca onlara:
— Allah’a yemin ederiz ki siz dünyanın sonuna kadar bile bizim peygamberimiz Salih’e dokunamaz, onu öldüremezsiniz! Oysa o size üç günden sonra büyük azaba uğrayacağınızı söyledi. Göreceksiniz bu doğrudur. Bu hareketinizle Allahü Teâlâ’nın kızgınlığını daha da arttırıyorsunuz. Eğer sözleri yalansa biz karışmayız. Hali siz bilir, siz görürsünüz! dediler.
Bundan sonra da Salih peygamberi yalnız bırakıp savuştular.
Ertesi Perşembe günü olup güneş doğunca Semud halkı küçük, büyük, kadın, erkek hepsinin yüzünün safranla boyanmış gibi sararmış olduğunu gördüler. Salih peygamberin söylediğinin gerçek olduğunu görüp o sözlere inanç getirdiler. Kendilerine demek ki mutlaka korkunç azap inecekti.Cuma günü de olunca hepsinin yüzünün kana boyanmış gibi kıpkırmızı olduğunu gördüler, bağırış ve çağırışla ağlamaya başladılar.Cumartesi günü olunca da yüzlerine zift sürülmüş gibi kapkara kesilmişlerdi.İçlerini bir acı kapladı.
— Acaba bu gelecek azap nasıl bir azaptır? diyerek onu beklemeye başladılar, kefenlerini sarındılar.
Dördüncü Pazar sabahı olunca kendilerini yerlere attılar:
— Azap acaba hangi yönden gelecek? diyerek kimi gökyüzüne, kimi yer toprağına bakındılar. Öğle vakti olduğu zaman göklerden bir ses işitildi. Bu öyle bir sesti ki, gök gürültülerinin en korkunçlarını, yeryüzündeki her türlü âvazın en can alıcısını kendisinde toplamış gibi idi.
Kukan buyurur ki:
«Az sonra şiddetli bir zelzele, büyük bir sarsıntıya tutuldular ve yurtlarında cansız, hareketsiz kaldılar.» (A’raf sûresi, âyet: 78)
Hepsinin göğüsleri, yürekleri parça parça olmuştu. Hepsi de diz çöktükleri durumda can verip gitmişlerdi.Salih peygamberle müminler Yüce Allah’ın rahmeti ile bu cezadan kurtulmuşlardı. O zaman Salih peygamber mahvolan kavmine baktı. Onlara:
Ey kavmim! dedi. Ben size Allah’ın emirlerini haber vermiştim. Size iyilik ettim. Fakat siz iyilikleri sevenlerden değildiniz. ) (A’raf sûresi, âyet: 79)
Müminlerin ve Salih (A.S.)’m bu felâketten nasıl kurtarıldığını da Hak Teâlâ şöyle bildiriyor:
Vakta ki emrimiz geldi. Biz, Salih’i ve onunla iman edenleri rahmetimizle kurtardık. Onları o günün âfetlerinden koruduk. Şüphe yok ki, Allah kuvvetlidir, satvetlidir.» (Hûd sûresi. âyet: 66)
Zalimleri korkunç bir ses alıp götürdü. Hepsinin korkudan, oldukları yerde, canları çıktı. Sanki yurtlarında hiç yokmuş gibi oldular. İyi bilin ki, Semud kavmi, Yüce Rablerini inkâr ettiler. İyi bilin ki, Semud Allah’ın rahmetinden uzak kaldılar.» (Hûd sûresi, âyet: 67 – 68)
Rivayet edilir ki:
— Gök kubbeden öyle bir çığlık indi ki onda her ses sahibinin ayrı nidası vardı. Yine denildiğine göre o gür ses Cebrail (A.S.)’m sesiydi *n kâfirlerin, imansızların göğüslerindeki yüreklerini param parça stmişti.
Tıbyân tefsirinde şöyle bir rivayete de rastlıyoruz:
— «Hak celle ve alâ Salih (A.S.)’a : “Senin deveni kavmin haberi onlara bildirmişti. Kavmi de:
116
— Biz deveni öldürenlerden olmayacağız dediler. O da:
— Deveyi öldürecek kimse şu ay içinde doğacaktır! Ve o çocuk Semud kavminin ortadan kalkmasına sebep olacaktır! dedi. O zaman Semud ileri gelenleri:
— Mademki Öyle olacak, buyurduğunuz ayda hangimizin erkek çocuğu olursa onu boğazlayalım! dediler. Ve bu ant ile Salih (A.S.)’ın dediği ay içinde tam 10 erkek çocuk dünyaya geldi. Dokuz çocuğu babaları öldürdüler. Onuncu çocuğu ise, babasının o güne kadar hiç çocuğu olmadığı için doğan erkek çocuğunu boğazlayamadı. Çocuk Allah’ın izni ile büyüyüp az zamanda toramanlıkta gençlik devresine erdi. Çocuklarım öldüren babalar bu delikanlıyı görünce yüreklerini çocuklarının hasreti sardı. Birbirlerine:
— Çocuklarımızı Salih’in sözlerinden ötürü öldürdük. Gece ona bir baskın yapalım. Hem kendisini, hem de çoluk – çocuğunu öldürelim! dediler. Yeminler ederek, ant içtiler. Ve:
— Biz halkımıza filan şehre yolculuğa çıkıyoruz! diyerek şehirden dışarı çıkalım. Bir mağaraya gizlenelim Salih’i orada bekleyelim. Karanlık basınca Salih de mescidine gidince mağaradan çıkıp ona saldıralım. Onu öldürelim. Sonra geri dönüp yolumuzu uzatalım. Bize onu sorduklarında:
— Kendisinin yüzünü görmedik. Bilmiyoruz! diye inkârda bulunalım! diye karar verdiler.
Salih (A.S.) ise gece şehirde yatmazdı. Mescide gider, geceyi orada ibâdetle geçirirdi. Sabah olunca kavmi arasına döner, onlara Hak dini yolunda öğütlerde bulunurdu.
9 oğlan babası, o akşam, kararlarına uyarak o mağaraya girdiler. Fakat daha açık delikten içeri girer girmez mağaranın tavam üstlerine çöktü. Hepsi Salih (A.S.)’ın canını almak isterken canlarını kaybettiler. Yere ölüleri yıkıldı.
Ertesi sabahtı. Onların mağaraya girdiğini görenler oraya vardılar. Ve ölü cesetleriyle karşılaştılar. Hıçkırıp bağıra bağıra şehre döndüler. Ve:
— Ey Allah’ın kulları! Allahü Teâlâ Salih’in halka: Çocuklarınızı öldürün demesine razı olur muydu? dediler.
Semud kavminden Salih peygambere iman edenler 4.000 kişi kadardı. Bunlar Salih (A.S.) ile birlikte Hadramut ülkesine gittiler. Orada Hasûra adında yeni bir şehir kurdular.
O zaman din bilginleri şöyle demişlerdir:
— Salih (A.S.), 20 yıl oturdu ve 58 yaşında Mekke’ye geldiğinde öldü.” Bazı kitaplar 200 yıl yaşadığını yazarlar.
