Nakledilmiştir ki, Kûtül Kulûb’de Ebû Tâlib-i Mekkî (R. Aleyh) şöyle der:
— Hak Teâlâ Hazretleri Dâvûd (A.S.)’a:
Yâ Dâvûd! dedi. Uçmağı nice anarsın ve bana müştak olmayı unutursun?..Dâvûd (A.S.):
— Yârabbi, dedi, sana müştak olanlar ve seni dinleyenler kimlerdir?
— Hak Teâlâ Hazretleri:
— “Bana müştak olanlar gönülleri üzüntü ve kibirden saf hale gelenlerdir ve gönülleri benim muhabbetimden yanmış olanlardır. Ben de onların gönlünü kudret elimle yarattım ve nice dilersem döndürürüm. Yâ Dâvûd, ben müştaklarımın, beni isteyenlerin gönlünü rızamdan yarattım. Onların yolunu, benden başkalarından kestim.” buyurdu. Dâvûd (A.S.):
— “İlâhî! Senin muhabbet ehlini bana göster!” dedi. Hak Teâlâ:
YâDavûd! Lübnan dağına var. Orada beni sevenlerden, âşıklarımdan dört kişi vardır. Benden onlara selâm eyle, de ki: «Sizin Beyiniz selam söyler. Size diyor ki: Siz benim dostumsunuz, evliyamsınız.»
— Dâvûd (A.S.) Lübnan dağına çıktı. Onların yanına gelip hepsinin gözlerinin yaşının çeşmeler gibi aktığını gördü. Onlar da Dâvûd (A.S) gördüler, kaçtılar.
Dâvûd (A.S.) bunlara:
— Ben Rabbimizin Resûlüyüm. Hak Teâlâ Hazretleri size selâm eder. Hiç hakkınız var mı? diye soruyor.
On dört evliya, Dâvûd (A.S.)’dan bu sözü işitince gözlerinin yaşı gözlerinin üstüne, yanaklarına akmağa başladı.
Birisi Allah’a yalvararak:
— Sübhâneke, dedi, biz senin kulunuz, biz kulunuz. Bizim gönlümüz ki seni zikretmekten geri kalmıştı. Kaybolan o ömrümüzden bizi yarlığa, bağışla!
İkincisi de:
— Yâ İlâhî, Seninle bizim aramıza güzel, gökçek nazarlar eyleyerek bize himmet eyle. Bize ihsanlarda bulun.
Birisi de:
— Yârabbi! dedi, sen bilirsin ki bizim senden başka bir dileğimiz, bir ilahımız yok. Bizi senin yolunda daim kıl.
Bir başkası da:
— Yâ İlâhî! dedi. Biz senin rızanı istemekte kusur ettik. Bize kerem eyle, yardım et.
Birisi de:
— İlâhî, dedi, bizi sen bel suyundan, nutfeden yarattın. Sana yakın olalım.
Birisi de:
— İlâhî, sen ulu padişahtan bir çok şey istemekten dilimiz tutul¬du.
Birisi de:
— Yârabbi, dedi, seni anmakla, seni zikretmekle gönlümüze hidâyet verdin sen!
Birisi de:
— Yâ İlâhî, kereminden bize nur bağışla. O nurla karanlıklarda, kurtulmağa hidâyet bulayım.
Birisi de:
— Yârabbi diliyoruz ki bizim duamızı kabul eyle ve gerçeği çoğalt bize! dedi.
Birisi de:
—Yârabbi, dedi, bize verdiğin nimetleri tamamlamanı diliyoruz.
Birisi de:
— Yârabbi, dedi, dilerim ki beni gözsüz eyle. Dünya ehline gözüm bakmasın. Gönlüme nur ver ki Ahiretle uğraşayım.
Birisi de:
— Yârabbi, evliyalarının hakkı için benim gönlümü senden başkasından kes. Seni anış ile vaktimi geçireyim.
— Birisi de:
— Yârabbi, evliyalarının sırlarından bana aç, göster.
Birisi de:
— Yârabbi, enbiyana bağış eylediğin gaybı bilme bilgisinden biz: mahrum etme! dedi. O zaman Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretler. Dâvûd (A.S.)’a:
— Ey Dâvûd, onlara de ki: «Sözlerini işittim. Ne diledinizse, ne istedinizse kabul ettim. Bir yere toplanınız, ondan sonra tenhaya çekiliniz. Ben, benimle sizin aranızda perdeleri açayım. Ondan sonra benim ile olun. Cemâlime, yüzüme bakın ve bana çok güzel, çok gökçe bakın. Dünya ile ve dünya ehli ile ilgilenmeyin, onlardan kesilin ve halvette bana dua edip durun. Benden başka kimseye bakmayın Benden başka kimseden korkmayın. Ben size Firdevs-i Alâ’da, dur yada, buyruklarımı yerine getiren, benim rızamı kazananlara vaadettiğim yüce Cennet’te size yurt, vatan vereyim ve her vakit berr.” Cemalim ile müşerref olun!» diye buyurdu.
