Dâvûd (A.S.)’a gelince:
Celal ve Cemalin emri tamamlanınca, ondan sonra, muhib ve aşka mübtelâ olan, türlü türlü belâları bilen, intikamın ve güzelliğin fitnesinden kurtulamayan bir peygamberin gelmesini gerektirdi. Böylece Dâvûd (A.S.) geldi. Onun hakikati ve ruhu Allahü Teâlâ’nın Zat isimleri nurundandır ve adı Hakîm’di. Nitekim Hak Teâlâ Hazretleri şöyle buyurur:
«Biz O’na hikmet, hakkı bâtıldan ayırdetmek ilmini verdik.» (Sâd sûresi, âyet: 20)
Dâvûd (A.S.)’ın aklı ve kalbi Allahü Teâlâ’nın sıfat isimleri nurundandır, Kavi’dir. Bundan dolayı mülkün üzerinde kuvvetli oldu. Nitekim Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri şöyle buyurur:
«Biz onun mülkünü, saltanatını güçlendirdik.» (Sâd sûresi, âyet: 20)
Hazret-i Davud’un nefsi, Hak Teâlâ’nın fiil isimlerinin ikisinin nurundandır. Birisi Mukaddim, biri Muahhir’dır. (Öncü ve sonuncu) Çünkü Hazret-i Dâvut, Uryâ’yı (alacağı kadının kocasını) daha önce tabuta koydurmuştu. Nefsini tehir etmiş, geciktirmişti, sonra bırakmıştı. İstiğfar ettiği zaman da yeryüzüne halife oldu.
