Cuma’nm edası için şu altı şart vardır:
1. Cuma Namazını bulunulan yerdeki idarecinin veya onun göstereceği kimsenin kıldırması. İdareci veya görevlendirdiği bir şahıs bulunmayan bir yerde, müslüman cemaatin tayini ile içlerinden biri Cuma Namazını kıldırabilir. İslâm hükümlerinin uygulanmadığı (daru’l-harb gibi) yerlerde Cuma Namazı böyle kılınır.
2. Hutbe okumaya izin, namaz kıldırmaya da izindir. Aksi de böyledir. Bu her iki görevi yapmaya yetkili olan zat, bir özür olsun olmasın, yerine başkasını tayin edebilir…
3. Genel izin. Belli bir yerde müslümanlarm toplanıp Cuma Namazını kılmaları için idareci tarafından müsaade edilmiş olmalıdır…
4. Vaktin devamı. Cuma Namazını kılabilmek için Öğle Vakti devam etmek üzere olmalıdır. O günün Öğle Namazı kılınmamış ise, yalnız onu kaza etmek gerekir.
5. Cemaat bulunması. Şöyle ki: Cuma Namazı için cemaatin en az miktarı, imamdan başka iki-üç kişidir…
6. Cuma’nm farz olan namazından önce hutbe okumak. Vaktin girme ünden sonra mevcut cemaatin huzurunda bir hutbe okunması gerekir. Bunun içindir ki, hutbe okunurken cemaat bulunmayıp da sonradan namazda bulunacak olsalar, namazları caiz olmaz…
Cuma Hutbesinin rüknü, İmam-ı Azam’a göre, Allah’ı zikirden ibarettir. Onun için hutbe niyeti ile yalnız Elhamdülillâh yahut Sübhânallah yahut Lâ ilahe illallah denilse de yeterli olur…
Hutbenin vacibleri, hatibin taharet üzere bulunması, avret sayılan yerlerin örtülü olması ve hutbeyi ayakta okumasıdır. Hutbenin sünnetleri de, hutbeyi iki kısma ayırmak ve bunlar arasında bir teşbih veya üç ayet okunacak kadar bir zaman oturmaktır. Bu bakımdan buna iki hutbe denir. Bu iki hutbeden her biri hamdi, kelime-i şehadeti, salât ve selâmı kapsamalıdır.
Birinci hutbe, bir ayetin okunması ile insanlara öğüt vermeyi, ikinci hutbe de müslümanlara duayı kapsamalıdır, ikinci hutbede imamın sesi, birinci hutbedekinden daha hafif olmalıdır…
Bu konudaki bir hadisi şerifin anlamı şöyledir: “Namazının uzun, hutbesinin kısa olması bir kimsenin anlayışlı bir din alimi olduğunun alâmetidir. Artık namazı (cemaate ağır gelmeyecek şekilde) uzatınız, hutbeyi de kısa okuyunuz. Gerçekten bazı sözler, sihir gibi kalpleri etkiler.”
İşte böylece hutbeler, belâgat ve mana bakımından ruhları kazanacak bir halde bulunmalıdır. Ashab-ı Kiram’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimizin namazı da, hutbesi de orta bir halde idi. Çok kısa ve çok uzun olmaktan beri idi.
Hatip, ezan okunup tamamlanıncaya kadar minberde oturur. Sonra ayağa kalkar. Sonra gizlice “Eûzü” çekerek aşikâra hamd ve senada bulunur. Hutbesini cemaate karşı söyler. Savaşla alınmış bir beldede hatip sol elinde tutacağı bir kılıca dayanarak hutbesini okur. Bu durum İslam’ın gücünü, İslam mücahidlerinin dayandıkları kuvveti hatırlatır. Milletin kahramanlığını arttırır. Hutbe bitince kamet yapılır. Bunlar da hutbenin sünnetlerindendir. Hatibin hutbe sünnetlerini gözetmemesi veya dünyalık konuşmalarda bulunması mekruhtur.
7. Cuma Namazının bir beldede veya belde hükmünde bulunan bir yerde kılınması…
Önceleri şehirlerin dışında namaz kılma yerleri (Musallâ) vardı. Halk, Cuma ve Bayram günlerinde orada toplanarak, namazlarını kılarlardı. Böylece beraberliklerini, güçlerini ve hakka olan bağlılıklarını gösterme¬ye çalışırlardı…
