Çocuklarda İnanç Eğitimi Nedir ?
Peygamberimiz, çocuk eğitimi metodunda inanç, ilk planda idi. Konuşmaya başlayan akraba çocuklarına “Hamd O Allah’a olsun ki O, ne bir çocuk edinmiştir ne de mülkünde bir ortağa sahiptir.” (İsra 17/111.) ayetini yedi kere okutarak öğretirdi. Ayrıca “Çocuklarınıza ilk öğreteceğiniz kelime, lâ ilahe illallah, olsun. Ölüm sırasında da bu kelimeyi telkin edin…” buyurmuştur. Bu sebepten dolayı sahabeler, kelime-i tevhidi, çocuklarına, yedi kere söyleterek öğretmeyi müstehap kabul etmişlerdir. İman meselesinin, Peygamberimizin eğitim metodunda hep öncelikli olduğunu Cündep isimli sahabinin şu sözünden de anlamaktayız: “Biz bir grup genç, Hz. Peygamber’in yanında idik. Kur’an’ı öğrenmezden önce imanı öğrendik, bilahare Kur’an’ı öğrendik. Böylece ona olan imanımız iyice arttı.” (İbn Mace, Mukaddime 9.)
Çocuklar, 3-4 yaşlarından itibaren Allah hakkında sorular sormaya başlar. Dört yaş, dinî inancın canlılık kazandığı bir devredir. İşte bu noktada çocuklar, hemen hafife alınarak sindirilmemeli, sorulara büyük bir sabır ve sevgiyle cevaplar verilmelidir. Dinî inancın canlılık kazandığı bir devrede “İnanma ile ilgili hikâyeler ve menkıbeler çocuğun, dinî hayal gücünü ve duygusunu uyandıracağı gibi, eşyanın içinde ve ötesinde gizli kuvvetler olduğu düşüncesinin gelişmesini de hızlandıracaktır. ‘Allah kimdir; nedir; nasıldır; ne kadar büyüktür?’ gibi sorularla yaratıcı gücü aramaya başlayacaktır.” Çocuğun soruları, Allah’ı kavratmak için iyi bir fırsattır. Bu konuda seviyesine göre şu açıklamalar yapılabilir: “Allah, hem yaratıcıdır hem de güçliidür.” Çocuklarda, güce karşı bir meyil olduğundan bunu kabullenir. Allah’ın, yemeden, içmeden yaşadığı, her yerde bizi gördüğü anlatılır. Bu nitelikler de güç ifadesidir.
Yeri geldikçe, çocuğun dikkati, Allah’ın yarattıklarının, büyüklüğü ve harikalığına çevrilebilir; mesela güneş, ay, yıldızlar, dağlar ve hayvanlara…
İnanç eğitiminde, başlangıçta tekrardan yararlanılabilir. Küçük yaşlarda, delilli bilgi vermekten özellikle çekinilmelidir. Allah’ın bizi sevdiği ve bunun için nimetler verdiği fırsat buldukça hatırlatılmalıdır. Tabi, bu konuda da bıktırıcı olmamak gerekir.
“İlk çocuklukta, içinde yaşanılan dünyaya olan ilgi ve bu dünyanın sırlarını merak etmek duygusu çok kuvvetlidir. İnsan, bir çocuk da olsa nereden geldiğini, kime ait olduğunu düşünmekte ve sormaktadır. Bunu bilmek, onun için vazgeçilmez bir duygudur. Okul öncesi çağda Allah, melek, peygamber, cennet, cehennem kavramları henüz sırlarla örtülüdür; fakat çocuk, bunlar üzerindeki sır perdesini atmak ister, yoklayıcı sorularla kavramları öğrenmeye çalışır. Çocukların sorularını geciktirmek veya cevapsız bırakmak, çıkar yol olarak görülmemektedir. Sorularına, doyurucu cevap alamadığı ya da cevapsız bırakıldığı zaman, çocuğun merakı ve öğrenme arzusu köreltilmiş olur. Bu durum, ileri yaşlarında öğrenmesine de olumsuz etkide bulunur. Çocukların anlayışı, ancak kendilerine yardım edildiği oranda ilerler ve gelişir.”
7-11 yaşlan, çocukta vicdan denilen üst benin oluştuğu ve ahlaki şuurunun geliştiği bir dönemdir. Özellikle 9-10 yaşlarından itibaren çocuk, artık iyi-kötü, haklı-haksız kavramlarını ayırabilecek bir durumdadır. Ne var ki bu yaşlarda, kendisine ideal bir insan tipi seçme ihtiyacını şiddetle hissedeceği için yetişkinlerin, bu konuda dikkatli davranması gerekmektedir.
Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ı duygulandıran olay, her hâlde dikkatli davranan ana babaların tutumlarının sonucu olmuştur. Kaplan, bir eserinde, askerlik yıllarında talim yaparlarken lise ve üniversite mezunu gençlerin, sahipsiz bahçelere sürüler hâlinde hücum edip, haram malı, güle kapışa yediklerinden söz ederek, şöyle der: “… O zaman, bize çocukluğumuzda telkin edilen ‘haram mala el uzatmama’ düsturunun ulviyet ve derinliğini hissettim ve anladım ki laik terbiye, asla insanlara, cahil Müslüman ailenin vermiş olduğu ahlak terbiyesini veremiyor.”
Bediüzzaman, kuvvetli bir iman dersinin önemini şu satırlarıyla ifade eder: “Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslamiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdeta, gayr-i müslim birisinin İslamiyet’i kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevi tenlerle zihni terbiye olursa, daha ziyade yabanilik verir.”
Çocuğun, sağlam bir imana sahip olabilmesi için ana babanın, kuvvetli bir imanı olup hangi yaşta, neler verileceğini bilmesi ve inancının gereğini uygulayan birileri olması gerekmektedir. Yani ortalarda görünenin “ideal insan tipi”ne yakın olması…
