Çocuğun Ağlamasının Nedeni Nedir ?
Çocuk, sadece kucağa alınmak ve ciğerlerini geliştirmek için ağlamaz. Mutsuzdur; yardım istemek için ağlar. Ana baba için gereken, onu, neyin ağlattığını bulmak ve rahatlatmaktır. Bebekte, insanların kendisine yardımcı olmaları konusunda güven ya da güvensizlik duygularının gelişmesi, onun bu en aciz dönemindeki yardım isteme çığlıklarına, cevap verilip verilmemesine bağlıdır.
Çocuğun uykusu sırasında dönerken yaptığı birkaç saniyelik ağlamaları dışında, uzun süreli ağlamalarında, kucağa almalar faydalı olur. Kolların arasında olmaktan doğan dokunma uyarısı çocuğu sevindirir. Yalnız olmadığını anlar.
Kısa sürelerle de olsa, sıklıkla kucağa alman çocukların, daha az ağladığını tespit eden araştırmalar vardır. “Bırakın ağlasın!” görüşünün hiçbir dayanağı yoktur. Ağlama, mutsuzluğa dayandığına göre, mutsuzluklarıyla baş başa bırakılan çocukta, ilerde ya içine kapanma veya gerçeklerden kaçma tutumları gelişebilecektir. Ataklıktan, canlılıktan yoksun; kayıtsız, kendi âleminde “boş veren” bir tip ortaya çıkabilecektir.
Çocuğun ağlamasının mutlaka bir sebebi vardır. Açlık, uykusuzluk, korku, can sıkıntısı, ilgi isteme, herhangi bir rahatsızlık, ağlama sebebi olabilir. Bütün ihtiyaçları giderildiği hâlde ağlamasını sürdüren çocuklar vardır. Böyle durumlarda araştırma yapılmalıdır. Teyze gibi yakın çevreden bir bakıcıya bile çocuk, alışmamış olabilir. Birden fazla bakıcının ilgilendiği çocukta, uyumsuzluk görülebilir. Hatta anne, bazı problemleri sebebiyle çocukla teması azaltmışsa bu, ağlama sebebidir. Kısaca, çocuğun en pratik tepkisinin, ağlama olduğu bilinmelidir.
Çocukların ağlamalarının çoğu, anlaşılmak içindir. Şu şekilde ifadelerle doğrulanmak, isteklerini, bir kere de büyüklerinden duymak onları rahatlatır; ağlamaktan vazgeçerler: “Çok sinirlendin, çünkü tatlı yemek istiyordun.”, “Biliyorum; babanla camiye gitmek istiyordun.”
Peygamberimiz, çocukların ağlama sebeplerinin kaldırılması konusunda hassas davranmıştır: “Uzun kalmak niyetiyle namaza dururum; derken, bir çocuk ağlaması işitir, annesine meşakkat vermemek için namazı kısa keserim.” (Buha- ri, Ezan 64.) Burada Peygamberimizin, sadece anneyi düşünerek namazı kısa kestiği zannedilmemelidir. Başka uygulamalarından, çocukları hep hesaba kattığını bilmekteyiz.
Bir yaşma giren bebekler, istekleri gerçekleşmeyince bağırıp ağlayabilirler. Bu bebeklerin, dünyayı hızla keşfetmeye başlaması, her uyarana tepki vermesi ve bu sebeple algı alanına giren her şeye dokunma ve keşfetme isteği, ana babayı oldukça zorlar. Hem keşfetmesine izin vermek hem de onu korumak gerekir. Bu sebeple defalarca “Hayır!” denir.
Ama bu “hayır”larm pek faydası olmaz. İstediği bir şeye, hayır, deseniz de bağırarak veya ağlayarak ısrarcı olduğunda sonunda pes etme ihtimali artacaktır. Böyle bir durumda ısrarcı olmanın ve ağlamanın işe yaradığını fark eden bir bebek, benzer isteklerinde yine ağlamayı ve bağırmayı tercih edecek ve bunu bir iletim yolu olarak kaydedecektir.
Bu yaştaki bebeğin en önemli özelliği, iyi bir manevra ile ilgisinin başka bir konuya çekileceği gerçeğidir. Kendisine zarar verebilecek veya mantıksız bir istekte bulunduğunda, ilgisini çekebilecek alternatif bir oyun veya malzeme sunulursa, genellikle önceki istek unutulur. Önemli olan, onun için daha cazip olabilecek bir seçenek bulmaktır.
