“Ben”i ile Oynayan Çocuk

By | 1 Ağustos 2019

Daha ilginci, Peygamber Efendimiz, sırtındaki “Peygamberlik Mührü” olan “Ben”i ile oynayan çocuğa bile dokunulmamasını istemiştir:
Hz. Halid b. Said, Peygamber Efendimizin yanına gelir. Küçücük kızı da yanındadır. Üzerinde sarı renkli bir elbise vardır. Peygamber Efendimiz:
– Ne de güzel! Ne de güzel! diyerek çocuğun giydiği elbiseye beğenisini ifade eder.
Bu sırada küçük kız Peygamber Efendimizin iki kürek kemiği arasında bulunan keklik yumurtası büyüklüğündeki “Peygamberlik Mührü” sayılan “ben”le oynamaya başlar. Babası:
– Çek elini oradan, deyip kızını azarlar.
Ancak Peygamber Efendimiz:
– Çocuğu rahat bırak, der. Sonra da:
– Çocuğum çok yaşa. Gömleğini üzerinde eskit, diyerek de küçük kıza dua eder.
Peygamber Efendimizin tüm bu uygulamalarını ve uyarılarını dikkate alan İmam-ı Gazali ve diğer bazı terbiyeciler; “Çocuğa, oyun, eğlence fırsatı verilmeden sürekli dersle uğraşması istenirse, kalbinin ölüp, zekasının söneceğini” söylerler.
Peygamber Efendimiz, helal dairede oyunu, çocukla oynamayı çocuğun bir hakkı olarak görüyordu. “Çocuğu olan onunla çocuklaşsın!” buyurması bundandı. Hz. Enes’in de: “Çocuklarla şakalaşmada (onları eğlendirmede) Allah Resûlü insanların en ileri olanıydı” demesi de O’nun oyunu, çocuk için ne kadar önemsediğini gösterir. Çünkü oyun ve çocukla oynama, insan ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme, deneyim kazanma, duygusal ve sosyal gelişmeyi çocuğa kazandıran önemli bir faktördür. Aynı zamanda oyun, çocuğun zihin ve dil gelişimini de etkiler. Çoğu anne baba oyunu, çocuğun eğlenmesi, oyalanması, başlarından savmaları için bir uğraş olarak görürler. Oysa oyun,
çocuk için ciddi bir iştir. Çocuk oynadıkça becerileri artar, yetenekleri gelişir. Çevresini, bilinmeyenleri tanır, kendisi için anlaşılır duruma getirir.
Psikologlar ve eğitim bilimcileri: “3-6 yaş arası, çocuğun en önemli dönemidir. Durmadan soru sorar “bu neden, niçin, nasıl?” sorularına yanıt isterler. Öğrenme açlığı mevcuttur, her şeyi bilmek isterler. Enerjiktirler, yorulmak nedir, bilmezler. Onları anlayın, sabırla yanıtlayın. Yanıtlarınız kısa, net ve anlaşılır olsun. Çocuklar oyuncaklarla oynamayı severler. Ancak oyuncakların, iyi davranışların karşılığında ödül, anne-baba sevgisinin kanıtı olarak kullanılması yanlış olup, kesinlikle kaçınılması gereken bir tutumdur.
Okulda, ertesi günü keyifle arkadaşlarına, öğretmenine veya diğer başka kişilere anlatacak olduğu bir an yaşatacaksınız.
Çocuğunuza “lütfen” demeyi öğretin. Siz onun oyuncağının yerini değiştirirken veya alırken izin isteyin. Çocuklar kurdukları oyunlarda hep büyükleri taklit ederler. Yaptığınız her olumlu davranış, ona iyi ya da kötü yönde etki edecektir.” derler.
Günümüz eğitim ve ahlak bilimcileri, çocuğun ruh, akıl ve beden gelişiminin dengeli ve ahenkli bir şekilde ortaya çıkabilmesi için, çocuğa ailede gösterilecek ilgi, sevgi ve şefkatin ekmek ve sudan daha önemli olduğunu söylerler. Çocukta görülen bir çok dengesizliğin altında, ailede yeterince sevgi ve şefkat göremeyişinin yattığını da kabul ederler.128
Bu nedenle Efendimiz, çocuğun yetişmesinde en iyi, en uygun, en verimli ortamın aile olduğunu söyler ve ilk sorumlular olarak da anne ve babayı tayin eder. Özellikle süt devresi ile “iyiyi ve kötüyü ayıracak” döneme kadarki devrede aile ortamım, çocuğun kişiliğinin oluşması açısından
oldukça önemli görür. Zira bugün, insandaki yeteneklerin hayatın ilk yıllarında süratle gelişme gösterdiği açıkça ortaya konulmuştur. Öyle ki zekayla ilgili özelliklerin yansı dört yaşından itibaren oluşmakta, altı yaşma ulaşınca da üçte ikisi ortaya çıkmış olmaktadır.
Aileye ve aile terbiyesine fazlasıyla önem veren Peygamber Efendimiz de çocuğun hayatında ilk yılların önemli olduğunda ısrar eder. Bu bakımdan İslâm bilginleri, ölümle ancak çıkacağı ifade edilen ve insanın kişiliğinin portresi olan “huy”un insanda çok küçük yaşlarda aldığı terbiye ile meydana geldiği üzerinde önemle dururlar.
Sevgisizliğin ve ilgisizliğin, çocukta ruhi bozukluk ve dengesizliklere neden olduğu artık herkesçe biliniyor. Bugün çocukta bedeni bozuklukların doğmasında da sevgi ve ilgi yoksunluğu bir neden olarak uzmanlarınca kabul edilmektedir.
“İlgi görmeyen çocuk, aile içinde büyüse bile annenin hırçınlığı ve babanın ilgisizliğiyle büyüyemeyebiliyor. Ne kadar iyi beslenirse beslensin, sevgisizlik büyümeyi engelliyor. Örneğin; anne-baba sürekli kavga ediyorsa ya da boşanma aşamalarında ise çocuk arada kalıyor ve beraberinde uyku problemi çekiyor. Zamanla da yemek yemeyi istemeyerek psikolojik sorunlar yaşıyor ve büyümesi yavaşlıyor. Biz buna ‘sevgi yoksunluğu sendromu’ ya da ‘psikososyal cücelik’ diyoruz. Anne çok gerginken, çocuğunun kolunu tutup bunu ona yansıtıyorsa, çocuk bundan çok olumsuz etkileniyor. Çocuklar için sevgi, büyüme hormonu gibi bir şey yani!” (Prof. Dr. Hülya Günöz, İstanbul Tıp Fakültesi Büyüme Gelişme ve Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Sabah Gazetesi 08/10/2006)
Tüm bunları bildikten sonra, Peygamber Efendimizin çocuklara gösterdiği sevgi ve şefkatin önemini, bir kez daha anlıyoruz ve O’nun aynı zamanda nasıl büyük bir psikolog ve pedagog olduğunun da farkına varıyoruz.