Bedirde Savaş Başlıyor

By | 12 Mart 2015

bedirde-savas-basliyor     — Ey Mabudum. Her kim bizden akrabalığı, karındaşlığı kesmeye sebep oldu ise ve araya kötülük getirdi ise -ki kimse bilmez- sen onu helak eyle!
Ebu Cehil, gerçekte ise, kendisine lanet yağdırmış, beddua etmiş oluyordu.
Kâfirlerden de ilk meydana giren Utbe bin Rebîa olmuştu. Kardeşi Şeybe ve onun oğlu Velid de onunla birlikte ileri atıldılar. Utbe, Ebu Cehil’in sözlerinden «hele sen korkak adamsın, kötü gönül sahibisin!» demesinden çok üzüntü duymuştu. Hemen zırhını üstüne geçirmişti. Başı çok büyük olduğu için ona göre bir tulga bulunamamıştı. Başındaki sarığı ile kalmıştı.
Utbe yaya olarak ilerledi. Kardeşi oğlu ile Hakîym bin Hizam ne kadar: «Gitme!» diye nasihat etti ise de dinletemedi.
Burada Utbe’nin gözüne Ebû Cehil ilişti. O bir kısrağa binmişti. Safların arasında duruyordu. Çok kızdı. Kılıcını Ebû Cehil’in atına vurup:
— «Kavminin ulu kişilerinin çoğu yayandır. Bugün ata binmek günü değildir!» diye haykırdı.
Şimdi Utbe, kardeşi Şeybe, onun oğlu Velid meydanda dövüşecek Müslüman istediler.
İslâm askerleri arasından üç kişi ileri çıktı. Bunlar, Muaz, Muavviz ve Avf idi. Bir rivayete göre Muaz’ın yerinde Abdullah Bin Revâ- ha vardı.
Üç kâfir:
— «Siz kimlersiniz?» diye sordular. Bunlar da:
— «Ansardan kimseleriz!» dediler. Kâfirler:
— «Sizinle işimiz yoktur, biz amcaoğullarımızı isteriz!» dediler. Sonra içlerinden birisi bağırdı:
— «Yâ Muhammed! Bize akran, ululukta benzerlerimizi yolla.»
O zaman Peygamber (S.A.V.) Hazret-i Hamza ile Ali ve Ubeyde bin Hârise (R. Anh’lar)’a işaret etti. Kâfirler bunların kim olduklarını bilip anladı. Ubeyde ihtiyardı ve ömrü seksen yaşını aşmıştı. Utbe’ye doğru yürüdü. Hamza Şeybe’ye ve Ali (R. Anh) da, Velid’e yüz tuttu. Üçü de üç kâfiri birer kılıç vuruşta öldürdüler. Fakat ihtiyar Ubeyde Utbe’den büyük bir yara almıştı. Bu yolda rivayetler çeşitlidir. Hamza Utbe’ye ve Ali Şeybe’ye hücum etmişler ve onları öldürmüşlerdi. Ubeyde de Velid’in elinden kuvvetli bir vuruş yemişti. Hatta incik kemiğinin iliği bile akmıştı. Meydanın ortasında düşüp kalmıştı. Ali ve Hamza yetişip onun düşmanını öldürmüştü. Ubeyde’yi Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’in huzuruna götürdüler. Ubeyde:
— «Yâ Resûlallah! Ben şehid değil miyim?» dedi. Peygamber (S.A.V.) de:
— «Evet, şehitsin ve Cennette saadet’e erenlerin başındasm!» diye müjdeledi. Gazadan dönüşte Vâdiyi Safa denilen yerde, ya da Havrâ’da Allah’ın rahmetine kavuştu. Ve onu orada toprağa verdiler.
Kur’ân-ı Kerîm’in:
«Müminlerle Kâfirler (Şu iki bölük kişiler) Rablerinin dini uğrunda biribirlerine dâvaya kalkışan iki hasımdır!..» (Hac sûresi, âyet: 19) diye buyurduğu âyet-i kerime bu altı kişi hakkında inmişti.
Savaşın ateşi alevlenince Hazret-i Muhammed (S.A.V.) kâfirlerin çokluğunu ve ashabının da öldürüldüğünü görünce mübarek yüzünü Kıbleye çevirdi. Duaya başladı. Mübarek ellerini o kadar kaldırdı ki koltuk altları görünmüş ve arkasından da arka örtüsü düşmüştü: «Allah’ım, vaadini yerine getir!» diye dua ediyordu. Ve yine:
— Yarabbi, bu İslâm topluluğunu öldürürsen yeryüzünde sana ibadet eden kimse kalmaz!» diye dua etmekteydi.
Ebû Bekir Sıddık, onun bu türlü dua ettiğini görünce:
— «Yâ Resûlâllah! Hak Teâlâ vaad buyurduğunu verir!» diyerek arka örtüsünü sırtına koydu ve kendisini bağrına bastırdı.

r.