Hocanın başarısı, iyi çocuk yetiştirmekle ölçülür. Çocukların iyi yetişmeleri de iyi öğrenmelerine bağlıdır. Hocayı sevmeyen, dersle yeterince ilgilenmeyen çocuğun bilgi alması, dolayısıyla iyi yetişmesi zordur.
Şu halde başlangıçta hocaya düşen görev, çocuğa dersi sevdirmek, onda derse karşı ilgi, istek, dikkat ve merak uyandırmaktır. İlgisizlik ve dikkatsizlik, öğrenme ve anlamaya mani olan, kalbe çekilmiş bir perdedir. Bu gerçeği şu ayetlerden anlıyoruz:
“Sen Kur’an’ı okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasına bir perde çekeriz. Evet, onların kalpleri üzerine
Kur’an’ı iyice anlamalarına engel olan perdeler çeker de kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen Kur’an’da Rabbini bir tek olarak andığın vakit onlar, ürkek ürkek sırtlarını çevirirler.”
Bu ayetlerden herhangi bir insanı, hatta bir peygamberin bile Kur’an’ı okumasının başkalarına onlarda inanma kabiliyeti ve ilgi olmadıkça tesir etmeyeceğini, aradaki perdenin buna engel olduğunu anlıyoruz. bu da bize okumanın ve öğrenmesini verimli ve etkili olabilmesi için önceden ruhi bir hazırlığa ihtiyaç bulunduğunu gösterir.
Derste başka bir şeyle meşgul olmak ve soru sormamak, bir ilgisizlik alametidir. Bu sebeple hoca, dikkatleri toplamak için çeşitli motiflerden faydalanır. O, derse bütün çocukların dikkatini çekecek bir olay, bir söz, bir fikir ya da bir örnekle başlamalıdır. Bu davranış, çocukların dağılan dikkatlerini toplar. Buna eğitimde “Motivasyon” ve “Hazır olma” diyoruz. Hazır olma, ruhi ve bedeni bünyenin öğrenme pozisyonuna girmesidir.
Hazreti Peygamber: “Kolaylaştınnız, zorlaştırmayınız. Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.” buyurur. Hoca, çocuğa zorla, baskı ile ve korkutarak bilgi vermeye çalışmamalıdır. Çünkü bu durumda verimli bir öğrenme olmaz. “Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme.” ayeti konuyla ilgili bir örnektir.
Çocuğu istemediği, ilgi duymadığı, kabiliyeti elverişli bulunmadığı ve ruhen hazır olmadığı derslere zorlamak fayda temin etmeyeceği gibi, hazır olduğu ve ilgi duyduğu derslerden mahrum etmek de doğru olmaz.
