Allah’ı Anmak, Zikretmek Ne Demek ?

By | 4 Nisan 2015

Allah’ı Anmak, Zikretmek Ne Demek ?Allah’ı Anmak, Zikretmek Ne Demek ?

Kulluğun ana prensibi Allah’ı hatırdan çıkarma­mak ve kulun yaptığı her işte Allah’ın varlığını ve bir­liğini gözeterek hareket etmektir. Zikir ise Allah’ın varlığını ve birliğini her an ikrar ve tasdik üzere ol­mayı gerektirir.

Rabbimiz buyurdu ki:

“Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde, Allah i anarlar, günahlarının bağışlan­masını dilerler. Günahları Allah’tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar yaptıklarında bile bile direnmezler.

Ayet-i Kerime’deki “fena bir şey”den murat, “zina misali çok çirkin görülen fiiller, bunun yanında büyük günahlar ve başkasını da ilgilendiren günahlardır.”

“Kendine yani nefse zulüm” de tefsirlerde geçtiği şekliyle, zina kaydı olmadan herhangi bir günah veya başkasını ilgilendirmeyen, başkasına dokunulmayan günahlar ve küçük günahlardır.

Bu ayet-i kerime müminlerin özelliklerinden bir tanesine değiniyor.

Allah kuşkusuz kendi yarattığı kullarının zaafını biliyor. Bu yüzden ona karşı sert davranmıyor. Ru­hundaki iman kıvılcımı henüz sönmedikçe, kalbindeki iman pınarı henüz kurumadıkça, Allah ile olan bağını canlı tutup koparmadıkça ve kendisinin sürekli hata yapan bir kul olduğunu ve buna karşılık, hataları ba­ğışlayan bir Rabbinin olduğunu kesin olarak bildiği müddetçe kendisine zulmettiğinde veya büyük bir gü­nah işlediğinde Allah kulunu rahmetinden kovmakta acele etmiyor. Çünkü kendisinde henüz iyilik bulu­nan, yolunu tamamen kaybetmemiş bir gidiş tuttu­ran ve ipi kopmamış kulpa sarılan bu zayıf, hatalı ve günahkâr insan; zaafı ne kadar ayağını kaydırsa da iman kıvılcımı kalbinde olduğu, ipi elinde tuttuğu, Allah’ı anıp O’nu unutmadığı, Ondan bağışlanma dileyip O’na karşı kullukta sürekli olduğu ve günah­larıyla övünmediği sürece amacına ulaşabilir.

Bu din; şu zayıf ve yolunu şaşırmış yaratığın yü­züne tevbe kapısını kapatmamaktadır. Onu çölün or­tasında şaşkın bir durumda bırakmamakta ve onu dö­nüşten korkan kovulmuş biri olarak terk etmemektedir. Onu, bağışlanma konusunda ümitlendirmekte, yolunu göstermekte, titrek ellerinden tutup kayan ayaklarına destek olmaktadır. Güvenilir sınıra ve güvenceli bir korunağa gelmesi için yolunu aydınlatmaktadır.

Allah kulundan bir tek şey istiyor; Allah’ı unuta­cak şekilde kalbinin taşlaşmamasını ve ruhunun ka­rarmamasını… Allah’ı andığı, ruhunda bu yol gösterici kıvılcım olduğu, vicdanından bu sürükleyici ses gel­diği, kalbinden bu serin rüzgâr estiği sürece, ruhunda

“Lâ ilâhe iIlallahii vahdehû lâ şerîke leh, Allâhü ekber kebîran ve’l-hamdü lillâhi kesîrâ ve sübhânallâhi Rabbi’l-âlemîn, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- Azîzi’l-Hakîm:

Tek olan Allah’tan başka ilâh ve Onun bir eşi ve benzeri de yoktur. Kudreti ve saltanatıyla Allah en büyüktür. Bitip tükenmeyen hamd O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı ulûhiyet makamına ya­kışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Günahtan kaça­cak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Aziz ve Hakim olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”

Bedevi: Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim? dedi.

Rasûl-i Ekrem:

“Allâhümmağfİr lî verhamnî vehdinî verzuknî:

Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızk ver, de” buyurdu.