Alış Verişte Hakkı Gözetmek

By | 1 Ağustos 2019

“Siz ne iyilik yaparsanız, mutlaka Allah onu çok iyi bi­lir.” (Bakara 215)

“Bunun içindir ki, ey kavmim! ölçü ve tartı işlerinizde dürüst ve duyarlı olun, insanların mal, eşya ve paralarını eksik vermeyin.” (Hud 85)

“Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar ki insanlardan bir şey ölçüp aldıklarında, ölçüyü tam tu­tarlar. Fakat diğer insanlara ölçüp tarttıklarında ölçü ve tartıyı eksik yaparlar. Onlar tekrar diriltilip kaldırılacak­larını sanmıyorlar mı? Korkunç bir gün ki, mutlaka hesa­ba çekilecekler. O gün tüm insanlar alemlerin Rabbi huzu­runda hazır olup dikilecekler.” (Mutaffifin 1-6)

Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun- şöyle demiştir: Bir adam alacağını istemek üzere Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e geldi ve Peygamberimize karşı ağır bir ifade kul­landı. Bunun üzerine ashab ona haddini bildirmeyi düşündü­ler. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem da:

“Onu bırakınız, çünkü alacaklının söz söylemeye hakkı vardır.” dedi ve “onun devesiyle aynı yaşta olan bir deve veri­niz” diye emretti. Bunun üzerine ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü, onun devesinden daha iyi ve daha yaşlı olanı bulabiliyoruz” dediler.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem de:

“O durumda onu veriniz, şüphesiz ki sizin hayırlınız bor­cunu en güzel şekilde ödeyendir.” buyurdular. (Buhari, İstik­raz, 4; Müslim, Müsakat 120)

Cabir -Allah ondan razı olsun-‘den bildirildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Alışta, satışta borcunu istemekte kolaylık gösteren kimseye Allah rahmet etsin.” (Buhari, Büyü’ 16)

Ebu Katade -Allah ondan razı olsun-’den bildirildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdular:

“Bir kimse Allah’ın kendisini kıyamet gününün sıkıntı­larından kurtarmasını isterse, borcunu ödeyemeyen kimseye biraz daha zaman tanısın veya borcundan bir bölümünü in­dirsin.” (Müslim, Musakat 32)

Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun-’den rivayet edildi­ğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyur­du: “İnsanlara borç para veren bir adam vardı. 0, hizmetçi­sine şöyle derdi: “Darda kalan bir kimseden alacak isteme­ye gidersen onu sıkıştırma, affediver. Olabilir ki Allah da bu yüzden bizi affeder. O kimse Allah’a kavuştuğunda Allah onu affetti.” (Buhari, Enbiya, 54; Müslim, Musakat, 31)

Ebu Mes’ud el-Bedri -Allah ondan razı olsun-‘dan bildi­rildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle bu­yurdu:

“Sizden evvelkilerden bir adam sorguya çekildi, defte­rinde hayır namına hiçbir şey bulunamadı. Fakat bu adam insanlarla düşüp kalkardı. Zengin olup hizmetçisine de dar­da kalan fakirlerin borcunu affedip onlardan vazgeçmelerini emrederdi. Bunun üzerine Allah (c.c.):

“Biz affetmeye ondan daha layıkız, onu affediniz” buyur­du.

Huzeyfe -Allah ondan razı olsun- şöyle dedi: Kendisi­ne mal verilen bir kimse Allah’ın huzuruna geldi. Allah ona, “Dünyada bu mal ile ne yaptın?” diye sordu. Huzeyfe diyor ki: “Hiçbir kimse Allah’a karşı hiçbir şeyi gizleyemez, dolayısıy­la bu adam da: “Ya Rab, sen bana mal verdin, ben de insan­larla alışveriş yaptım. Alışverişte kolaylık göstermek benim adetimdi. Zengine kolaylık gösterir, darda olanlara da mühlet tanırdım.” Bunun üzerine Allah-u Teâlâ: “Kolaylık gösterme­ye ben senden daha layıkım” dedi ve meleklere de: “Kulumu affediniz” buyurdu. Ukbe ibni Amir ve Ebu Mes’ud el-Ensarî -Allah ondan razı olsun- şöyle dediler: “Biz bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ağzından böylece işittik.” (Müs­lim, Müsakat 29)

Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun-’den rivayet edildi­ğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyur­du:

“Bir kimse darda kalmış bir borçluya mühlet verirse veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlarsa Allah o kişiyi gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde arşının gölgesinde gölgelendirir.” (Tirmizi, Büyu’ 67]

Cabir -Allah ondan razı olsun-’den rivayet edildiğine gö­re Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Cabir’den bir deve satın almıştı. Devenin parasını verirken üzerine bir mik­tar daha ilave edilmesini emretti. (Buhari, Büyu, 34. Müslim, Musakat 109-115)