Şöyle anlatılır: “Cehennem ehli cehennemde bin yıl umutsuzluk ve hüzün içinde bekledikten sonra,
– Biz dünyada böyle şeylere sabrettiğimiz zaman ardından bize bir çıkış kapısı gözükürdü, derler ve bin sene daha sabrederler. Fakat azap onlardan hiç eksiltilmez. “Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir”(İbrahim 14/21) derler. Daha sonra onlar, feryatlar içinde Allah Teâlâ’dan, azaplarının hafifletilmesi ve susuzluklarının gidermesi için bir yağmur yağdırılmasını isterler. Bunlar bu halde tam bin yıl yalvarırlar. Bin yıl sonra Allah (celle celâiüh) Cebrâil’e,
– Onlar ne istiyorlar? diye sorar. Cebrâil,
– Ey Rabbim, siz onların ne istediğini daha iyi bilirsiniz; onlar bir yağmur yağdırılmasını istiyorlar, der. Bunun üzerine onların tepesine kırmızı bir bulut gönderilir. Herkes ondan yağmur yağacağını zanneder. Fakat üzerlerine katır büyüklüğünde akrepler yağar. Bu akrepler onlardan her birini sokar. Bunun acısı tam bin yıl dinmez.
Bundan sonra tekrar bin yıl yağmur yağdırılması için dua edip durular. Tepelerine siyah renkli bulutlar gönderilir. Herkes bunun yağmur bulutu olduğuna kanaat getirmişken bulutlardan deve boynu kalınlığından yılanlar yağar. Bu yılanların bir ısırmasının verdiği acı tam bin yıl dinmez.
Bu anlatılanlar şu ayet-i kerimede özetlenmiştir: “İşte yapmış oldukları bozgunculuktan (küfür ve isyandan) dolayı onlara azap üstüne azap veririz.”
Allah’ın azabından kurtulup, O’nun sevabına nail olmak isteyen kimse, O’na itaat noktasında dünyanın belâ ve musibetlerine sabretmesi gerekir. Günahlardan ve dünyanın geçici arzularına kapılmaktan uzak durmalıdır. Hadis-i şerifte de buyrulduğu üzerine,
“Cennet nefsin hoşlanmayacağı, cehennem ise nefsin hoşuna giden şeylerle çevrilidir.”
Ebû Hüreyre’nin (radıyallâhu ‘anh) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle buym maktadır:
“Allah azze ve celle Cebrâil’i yanma çağırır ve onu cennete gönderir:
– Git bak! Cennet ehli için hazırladıklarımı gör! der. Cebrâil cennete gider ve gelir. Allah Teâlâ’ya,
– İzzetine yemin olsun ki, oranın nimetlerini duyan herkes muhakkak oraya girmek isteyecektir, der. Allah Teâlâ cenneti nefsin hoşlanmayacağı şeylerle çevreledikten sonra CebrâiTe,
– Şimdi git ve tekrar bak, der. Cebrâil dönüp bakar ve,
– İzzetine yemin ederim ki, oraya kimsenin giremeyeceğinden korkuyorum cevabını verir.
Allah(celle celâiüh) bundan sonra Cebrâil’i cehenneme göndererek,
– Oraya bak ve cehennem ehli için neler hazırladığımı gör, der. Cebrâil ct hennemi gördükten sonra geri gelir ve,
– İzzetine yemin olsun ki, oranın varlığını işiten hiç kimse oraya girmez, deı Daha sonra Allah(celle celâlüh) cehennemin etrafinı nefsin hoşuna giden şeylerle kuşatır. Cebrâile,
– Tekrar git ve bak, der. Cebrâîl gider ve döndüğünde Allah Teâlâ’ya şöyle der
– Senin izzetine yemin olsun ki, oraya girmeyen kimsenin kalmayacağından korkuyorum.
Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) buyuruyor: “Cehennemi ne kadar anlatırsanız anlatın o, sizin anlattığınızdan daha şiddetli ve dehşetlidir.”
Meymûn b. Mihrân (radıyallâhu ‘anh) anlatıyor: “Muhakkak cehennem onlc rm hepsine vaad olunan yerdir.” Bu ayet nazil olup da Selmân- Fârisî (radıyallâhu ‘anh) bu ayeti işitince ellerini başının üzerine koydu ve kaçıp gitti. Üç gün ortalarda görülmedi. Kendisinden geçmiş bir vaziyette bulundu ve olduğu yerden alınıp getirildi.

