Bize kadar ulaşan rivayetlere göre Ebû Hüreyre (radıyallâhu ‘anh) bir gün Resûlullah’a (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem), ‘Ey Allah’ın Resûlü! Cennet neyden yaratıldı?’ diye sordu. Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem), ‘Sudan yaratıldı’ cevabını verdi. Bizler, ‘Oranın yapısı hakkında bize bilgi verir misiniz?’ deyince Resûl-i Ekrem (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle anlattı:
– Oranın saraylarının tuğlaları kimisi altın, kimisi de gümüştür. Binaların harcı keskin kokulu misk gibi güzel kokar. Toprağı zâferan, çakılları ise inci ve mercandandır. Oraya giren kimse, dilediği nimeti zahmetsizce alır. Orada artık hiç ölüm yoktur. Elbiseleri bir daha eskimez. Gençliği de geçip gitmez [hep genç kalır).’’
Bundan sonra Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:
“Üç kimse vardır ki, bunları duaları asla geri çevrilmez;
Âdil yönetici, orucunu açmak üzere olan oruçlu ve mazlumun bedduası. Zira mazlumun bedduası gökyüzüne çıkartılır. Allah azze ve celleyapılan bu duaya bakar ve, ‘İzzetime ve celalime yemin olsun ki, belli bir süre sonra olsa dahi sana mutlaka yardım edeceğim’ der.”
Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Nebî (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) buyururlar ki: “Cennette öyle ağaçlar vardır ki, şayet atlı birisi onun gölgesinden geçmek isterse,yüz senede bu mesafeyi kat edemez.”
Ebû Hüreyre bu hadis-i şerifi zikrettikten sonra şöyle demiştir; dilerseniz şu ayeti okuyun: “(Orada müminler) uzamış gölgeler, çağlayarak akan sular, tükenmeyen ve yasaklanmayan sayısız meyveler içinde ve kabartılmış döşekler üstündedirler. Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yarattık”
Cennette hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir insanın akima gelmeyecek derecede güzellikler, nimetler vardır. İsterseniz şu ayet i kerimeyi okuyun: “Hiç kimse, işlediklerinin karşılığı olarak kendileri için gözler aydınlığı olacak (nimetlerden) nelerin saklandığını bilmez.”
Cennette, kişinin kamçısını koyacak kadar bir yere sahip olması, onun için dünyadan ve onun tüm nimetlerinden daha hayırlıdır. Dilerseniz şu ayeti okuyun: “Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet gününde ecirleriniz size kesinlikle ödenecektir. Kim ateşten uzaklaşıp cennete sokulursa, o kişi gerçekten kurtulmuştur…”
İbn Abbâs (radıyallâhu ‘anhumâ) anlatıyor: “Cennette bir takım huriler vardır ki, bunlara Lu’be denilmektedir. Şayet onlardan biri dünyanın şu tuzlu denizlerine bir tükürse bütün denizler tatlı oluverirdi. Onların gerdanlarında ise, ‘Kim benim gibi bir huriye sahip olmak isterse, Rabbine ibadet ve itaatte gayret etsin’ yazılıdır.”
Mücâhid (rahimehullâh) anlatıyor: “Cennetin arsası âdeta gümüşten, toprağı miskten, ağaçlarının kökleri altın ve gümüştendir. Bu ağaçların dalları inci ve mücevherden, yaprak ve meyveleri de buna benzer kıymetli şeylerdendir. Bu ağacın meyvelerini ayakta yemek isteyen için bir sıkıntı yoktur. Oturarak ve hatta yatarak yiyen kimse içinde bir sıkıntı yoktur. Kişi her durumda onun meyvelerine uzanabilir. Mücâhid (rahimehullâh) bu açıklamalardan sonra şu ayeti okudu:'(Cennet ağaçlarının) gölgeleri onlara pek yaklaşmış ve meyvelerinin devşirmeleri de oldukça kolaylaştırılmıştır.'(İnşân 76/14) Yani o ağaçların dalları o kadar yaklaştırılmıştır ki, ayakta olan, oturan ve hatta yatmakta olan kişi bile bu dallardaki meyvelere rahatlıkla uzanabilir.”
Ebû Hüreyre (radıyallâhu ‘anh) demiştir ki: “Muhammed’e indirilen Kur’an adına yemin ederim ki, nasıl ki dünyadaki insanlar gün geçtikçe yaşlanıyorlarsa, cennet halkı da gün geçtikçe güzelleşir, gençleşir.”

