Cehaletten Dolayı Hata Yapan İle Bilgiye Rağmen Hata Yapan Arasında Ayırım Yapabilmek

By | 11 Eylül 2014

kuran

 

Sınava Girerken Okunacak DualarÇölden Medine’ye gelen Muâviye b. el-Hakem es-Sülemî’nin olayı, bu ilke­nin en iyi misallerindendir.

Muâviye b. el-Hakem radıyallâhu anh şöyle rivayet etmiştir: Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem ile birlikte namaz kılıyordum. Derken cemaatten bir şahıs hapşırdı. Ben de: “Yerhamukallah” dedim. Cemaattekiler bana, suçlayıcı bir şe­kilde baktılar. Bunun üzerine (kızıp): “Vay başıma gelen. Niye öyle bakıyorsunuz, sorun nedir?!” dedim. Bu sefer ellerini dizlerine vurarak sessiz olmam gerektiğine işaret ettiler. (Neredeyse cevap verecektim. Kendimi zor tuttum ve sesimi çıkar­madım.) Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem namazı bitirince bana iyi davrandı. Anam-babam O’na feda olsun; ben O’ndan ne önce ne de sonra, O’ndan daha iyi öğreten bir muallim görmedim. Allah’a yemin olsun O beni ne azarladı, ne dövdü, ne de moralimi bozdu. Sadece: “Namazda insan kelamından (dünyevî) bir söz münasip değildir. Ona uygun olan söz, teşbih, tekbir ve Kur’ân kıraatidir!” dedi.

Açıklama:

Cahil bir insanın ‘öğretilmeye’ ihtiyacı vardır; şüpheleri olan bir kişinin ‘açık­lama yapılmaya’ ihtiyacı vardır; ihmalkâr bir kişi de ‘hatırlatılmaya’ ihtiyaç du­yar. Bilerek hatada ısrar eden kişinin ‘uyarılması’ gerekir. İnsanları uyarırken, kuralları bilen birisiyle, hiç bilmeyen, cahil birine aynı şekilde davranmak doğru değildir. Cahil insana karşı sert davranışta bulunmak onu sadece uzaklaştıracak ve nasihatin reddedilmesine yol açacaktır. Ona, bilgece ve nazikçe yaklaşarak öğretmek gerekir. Çünkü hata işlediğinin farkında değildir. Bu, “üzerime saldır­madan önce, neden bana öğretmeyi denemiyorsun?” demeye benzer. Tekrar ifade edecek olursak; farkında olmadan hata yapan birisi, kendisinin doğru yap­tığını düşünebilir. Böyle kişiyle nâzikçe, anlayışlı bir şekilde diyalog kurmalıyız.