Her zaman öyle olur. Şehre gelen gruplar önce otellerine yerleşir, ardından heyecanla Mescid-i Nebevî’ye doğru koşarlar. Bu öyle bir ilerleyiştir ki insanlar sanki uçar gibi, ayakları yere değmiyormuş gibi ilerlemektedirler. Kulaklarda o kutlu insanın müjdesi yankılanmaktadır: “Kim vefatımdan sonra kabrimi ziyaret ederse beni hayattayken ziyaret etmiş gibidir.”
Hava yavaş yavaş kararırken Medine’yi ve özellikle de Mescid-i Nebevî’yi büyülü bir hava sarar. Gündüzün şiddetli sıcağı da akşamın serinliği ile birlikte azalır ve yerini latif bir esinti alır. Buraya ilk kez gelen de burayı daha önce ziyaret etmiş olan da yeni bir ziyaretin ilk bakışında kendilerinden geçmiş bir vaziyette Yeşil Kubbe’ye bakarken dalıp giderler.
Artık içeriye girme vaktidir. Kral Fahd döneminde devasa boyutlarda genişletilen bu mescide kadınlar ve erkekler ayrı ayrı kapılardan girerler. Dışarıda hava ne kadar bunaltıcı da olsa içerisi ferah ve rahat bir yerdir. Soğuk su ile hem serinletilmiş hem de nemlendirilmiş bir hava her bir direğin dibindeki menfezlerden cami içine verilmektedir. Ama o an kimsenin gözü camiye ait detayları görememektedir. Çünkü akıllarda Peygamber Efendimiz(sas) vardır ve ilk gidilecek yer, 0’nun(sas) kutlu mescidine ait mekânlardır.
Peygamber mescidi denilen kısım halk arasında “Cennet Bahçesi” olarak bilinir. Burası Peygamber Efendimiz’in (sas) hayattayken mescit olarak kullandığı yerdir. Bizzat kendileri bu konuda, “Minberim ile hücreyi saadetimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.” buyurmuşlardır. Mescid-i Nebevî’nin özellikle namaz vakitlerinde çok kalabalık bir cemaati vardır. Cennet Bahçesi ise hiçbir zaman boş kalmaz. Burada kısacık bir ibadet için bile uzun bir vakit beklemeniz gerekebilir.
