Yüce Allah, Peygamber Efendimizi her bakımdan mükemmel yaratmıştı. Ahlakı ve yaşayışı kadar, dış görünüşü de hiçbir faniye nasip olmayacak güzellikteydi. O da (sav), “Allahım! Dış görünüşümü güzel yaptığın gibi ahlakımı da güzelleştir!” diye dua ederdi. Hz. Âişe annemiz de O’nun güzelliği için:
“Eğer Mısır’dakiler, O’nun (sav) yanaklarının ne kadar güzel olduğunu bilebilselerdi;
Güzelliği dillere destan olan Yusuf un (as) pazarlığında hiç para vermezlerdi. (Bütün servetlerini Efendimizin yanaklarını görebilmek için saklarlardı)
Zelihâ’yı, Yusuf a âşık oldu diye kötüleyen, ayıplayan kadınlar, O’nun (sav) parlak alnını görselerdi,
Ellerinin yerine kalplerini keserlerdi de acısını bile duymazlardı. ” der.
Hz. Âişe annemizin kastettiği KuPan’da anlatılan ibretli hikayeyi çoğunuz bilir. Ama ben yine de özetle anlatayım.
Hz. Yusuf, başka anneden olan diğer on kardeşinden çok farklı bir güzellik ve ahlaka sahiptir. Babası Hz. Yakup da bunun farkındadır ve ister istemez onu farklı sevdiğini belli eder. Diğer kardeşleri bunu kıskanırlar ve babalarından izin alarak bir gün onu da yanlarına alarak kırda oyuna çıkarlar.
Planları gereği onu kuyuya atarlar. Gelen bir kervan onu kuyudan çıkarır ve Mısır’a götürüp köle olarak satar. Hz. Yusuf u alan Mısır’ın Azizi’dir. Hanımı Züleyhâ’nın da küçük Yusuf a içi ısınır, ona bir evlat gözüyle bakar.
Ancak huyu zaten güzel olan Hz. Yusuf büyüdükçe dış güzelliğiyle de herkesi hayran bırakır. Züleyhâ da kendini bu güzelliğin cazibesinden kurtaramaz, dahası ona delice aşık olur. Ve bir gün onu kendine çağırır. Hz. Yusuf, “Allah korusun” der. “Kocanız benim efendimdir. Baba gibi sevip saydığım biridir. Yıllardır evindeyim. Ona bu ihaneti nasıl yapabilirim?” Âşık Züleyhâ gönlüne söz dinletemez ve ısrar eder. Hz. Yusuf çareyi odayı terk edip kaçmakta bulur. Ancak Züleyhâ arkasından koşup gömleğini çeker ve gömleği sırtından yırtılır. Olay duyulur. Sonunda Hz. Yusuf un masum olduğunu anlar Aziz, olayı örtbas etmek ister.
Ancak, olay yine de duyulur. Kadınlar, Züleyhâ’nın bu davranışını çok çirkin bulur ve ayıplarlar. Züleyhâ bu dedikoduların önünün ancak bir tek şeyle kesileceğini düşünür ve kadınları bir gün sarayına davet eder. Her birinin önüne birer tabak meyve ve keskin bir bıçak koyar. Kadınlar meyveleri soymaya başlar başlamaz Züleyhâ Hz. Yusufu odaya çağırır. Hz. Yusufu gören kadınlar kendilerinden geçerler ve farkına varmadan meyve yerine ellerini keserler hiçbir acı duymadan. O zaman Züleyhâ: “İşte, budur Yusuf! Budur aşık olduğum yiğit. Siz bir kez görmekle kendinizden geçip ellerinizi kestiniz. Bense her gün karşımda görüyorum bu güzelliği. Şimdi bana hak verdiniz mi?” der.
Kadınlar da ona hak verir ve artık ayıplamaktan vazgeçerler.
İşte, Hz. Âişe’nin işaret ettiği olay buydu.
Hz. Yusuf bir güzelliğe sahipti. Peygamber Efendimiz ise binlerce güzelliğe…Mısırlı kadınlar O’nu görselerdi, Hz. Âişe’nin dediği gibi, ellerini değil, kalplerini keserlerdi. Yani, “gönülden sevilmeye layık tek Zât, ancak Muhammed (sav) olabilir” derlerdi.
Şâiri Hz. Hassân b. Sâbit de O’nu (sav) bir dörtlüğünde şöyle anlatır bize:
“Gözler asla Senden güzel bir kimseyi görmedi,
Hiçbir kadın da Senden daha güzelini doğurmadı.
Her türlü ayıptan müberrâ ve uzak olarak yaratıldın Sanki Sen nasıl istiyorsan öyle yaratıldın…”
Hz. Câbir b. Semüre ise der ki:
“Bir gün Mescid’te oturuyorduk. Ayın tam on dördüydü. Tertemiz ay, ışıl ışıl parlıyordu. O sırada Mescid’e Allah Resulü girdi. Ben bir aya, bir de Allah Resûlü’nün yüzüne baktım. Vallahi, Allah Resûlü’nün yüzü Ay’dan daha parlaktı.” Yine şâirlerinden olan Hz. Abdullah b. Revehâ;
“Eğer O (sav), apaçık mu’cizelerle gelmiş olmasaydı, sadece O’nu (yüzünü) görmek bile, O’na inanmaya yeterliydiydi” demiştir.
Nitekim Hz. Abdullah b. Selam gibi bir çok insan sadece mübârek yüzünü gördüklerinde “Bu yüzde yalan ve hile olamaz “ diyerek iman etmişlerdi.
Hz. Ali ise:
“Ne O’ndan(sav) önce, ne de O’ndan sonra bir benzerini görmedim. ” buyurur.
Evet, O (sav), benzersiz bir güzelliğe sahipti. Bunun yanında eşsiz bir de ahlakı vardı. “Beni Rabbim terbiye etti. Hem de ne güzel terbiye etti” buyurmakla da ahlakının yücelik, güzellik ve benzersizliğini anlatır bizlere. Ve O(sav), insanların Yüce Allah’a karşı hiç bir mazeretleri kalmasın diye noksan olan herşeyi tamamlamayla memur olduğu gibi, güzel ahlakı da tam ve mükemmel olarak ortaya koymak için gönderilmişti. “Ben, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmaları bu yüzden.
…ve O’nun bu güzel ahlakım Yüce Allah; “Andolsun ki Resûlullah, sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir” buyurarak model ahlak olarak gösteriyordu.
