Eş Seçmenin Kuralları

By | 1 Ağustos 2019

Çok sevdiğim bir öğrencim arıyordu. Geçen yıl mezun etmiştim, yeni öğretmen olmuştu. Çok kısa bir süre önce de evlenmişti. Düğünlerine beni de çağırmışlardı. Fakat o düğünde, bir şeylerin yanlış gittiği belliydi.
Ahizeyi elime aldım. Öğrencimin hıçkırık dolu sesiyle irkildim. “Hocam biz boşanıyoruz” dedi.
Çok şaşırmıştım.

“Nasıl olur” dedim. “Daha evleneli bir yıl bile olmadı?” “Maalesef eşimi yanlış tanımışım” dedi. “Meğer birbirimize göre değilmişiz.”

Devreye girdim. Beyini aradım. Ne yazık ki, yapacak bir sev kalmamıştı. Birbirlerini yeterince tanımadan, ani yapılan bir evlilik, yine ani olarak hüsranla bitiyordu. 

Buna benzer bir olay da, bir başka öğrencim yaşamıştı. Daha henüz okuldayken bana geldi: “Hocam ben falan kızla evlenmek istiyorum, ne dersiniz?” dedi.

Ben de iyi düşünüp düşünmediğini, iyi bir araştırma yapıp, yapmadığını sordum. O da; “Bana göre her şey tamam” dedi. “Güzelliği, tavırları, konuşması gayet iyi.”

“Bunlar yetmez” diye itiraz ettim. Ama baktım ki, vazgeçmeyecek gibi. Kararını kesin bir şekilde vermiş.
Evlendiler… Ne yazık ki, kötü haber çabuk duyuldu. Bu evliliğin de ömrü çok kısa olmuştu.
Daha sonra öğrencime bu ayrılığın nedenini sormuştum. Verdiği cevap, eş seçme konusuyla ilgili her şeyi özetliyordu: “Hocam, çok hata ettim” dedi. “İkazlarınızı dinlemedim. Evliliği tozpembe bir hayat zannettim. Eşimi seçerken de olaya tek yönlü baktım. Güzel oluşunu evlilik için yeterli buldum. Meğer güzellikten daha önemli şeyler varmış. Bir kere kültürlerimiz çok farklıydı. Yetiştiğimiz çevrenin hayata bakış açıları o kadar birbirinden uzaktı ki, ortak noktalarımız hiç yoktu.
Aile anlayışımız birbirinden farklıydı. Ben, anneme babama bağlı bir insanım. Eşim ise bütün bütün reddediyordu. Benim tasarruf anlayışımla, onun bu konuya bakışı da tamamen farklıydı.

Ben evimde ibadetlerin, dinî motiflerin ve moral değerlerin yaşanmasını istiyordum. Eşimse bunlar için henüz erken olduğunu, ancak emeklilikten sonra düşünebileceğini söylüyordu. Daha da önemlisi, benimle evlendikten sonra bile, eski arkadaşlarıyla düzeysiz ilişkilerini sürdürmeye kalktı. İşte buna asla dayanamazdım. Sonunda evliliğimiz bitti.”
Anlatılanlar çok önemli noktalardı. Eş seçmenin, hayatın en zor, en önemli işi olduğu ortadaydı. Eş seçerken atlanılan bazı noktalar vardır.

Birbirlerini yeni tanıyan gençler, gözlerini eksik ve aksayan yönlere değil, hayal âlemine çevirirler. Bütün güçleriyle kendilerini beğendirmek için gayret sarf ederler. Kusur ve halalarını büyük bir ustalıkla saklamayı becerirler. Her vakit bir arada olamadıkları için, birbirlerini yalnızca güzellikler içinde görürler. Bu durumda iki genç, tamamen hisleriyle hareket ederek gerçekçi olmayan bir dünyanın insanları davranırlar. “Muhabbetin gözü kördür” kaidesince, daima iyi yönlerini sergilerler. Bakımlı olmaya çalışırlar, kılık kıyafetlerine önem verirler.
Bu davranışlar aslında gerçek kişilikleri değildir. Bu sis perdesi, evlenince aralanır, gerçek yüzler de ortaya çıkar. İşte Iclaket de o zaman yaşanmaya başlar.

Halbuki evlilik çok yönlü anlaşma, muhabbet ve dayanışmayı gerektirir. Böyle zamanlarda insanın fizyolojisinden önce, psikolojisi dikkate alınmalıdır. Çünkü evlilik hayatının en önemli dayanağı, dış güzellikten önce, iç güzelliktir.
bunun için evlilik hayatında mesut olmak isteyen karı kocaların birbirleriyle anlaşmaları ve bütün işlerinde yardımlaşmaları gereklidir.

Zaten evlilikten maksat, hayatın ağır yüklerini biriyle paylaşmak, dertlerine ve sıkıntılarına candan ortak olacak bir hayat arkadaşına sahip olmaktır. Gerçek bir evliliğin mutluluğunu pekiştiren ve eşleri birbirine sıkıca bağlayan bağ, işte budur. Çünkü insan, bir arkadaşa, bir eşe muhtaçtır. Eşler işlek ve ihtiyaçlarını, karşılıklı anlayış, dayanışma ve yardımlaşmayla karşılayabilirler. Birbirlerine karşı besledikleri şefkat ve sevgi dolayısıyla da bütün zorluklar ve sıkıntılar kolaylaşır, hafifler.