Hoca ders saatinde çocuklardan başka bir şeyle meşgul olması mesela birisiyle konuşması bile helal değildir. Ancak o, ders vermediği bir sırada biri ile konuşabilir. Fakat konuşurken bir yandan da çocukları gözetleyip, çalışmalarını kontrol etmesi gerekir.
Bazı arap ülkelerinde yapılan el-İsrafe merasimi çocuğun Kur’an’ı ezberleyip hafız olmasından sonra yapıldığı halde bizdeki âmin alayı çocuk henüz okula başlarken teşvik amacıyla yapılırdı. Zira okula başlaması çocuğun hayatında unutamayacağı bir iz bırakan müstesna olaylardan biridir.
Sahnun der ki: “Hoca çocuklar için çalışsın, adeta kendini onlara adasın. O kadar ki, hocanın ders zamanı çocukları bırakıp cenaze namazına gitmesi caiz değildir. Ancak o, bakması gereken kimselerin cenaze namazına gidebilir. Çünkü o, ücret almaktadır. Bu itibarla asli görevi olan öğretimi bırakıp, cenaze namazına ve hastaları ziyarete bile gidemez.”
Hoca çocuklara yazı öğretmek ve onları imtihan etmek için de bir vakit tayin etmelidir. Bu şekilde onları eğitmek, ıslah etmek ve ilimde yükseltmek kolaylaşır. Öğretmen ayrıca çocuklardan birbirlerini eğitmelerini hoş karşılar ancak çocuklara üçten fazla vurmaz. Bu arada onun çocukların başına ve yüzüne vurması caiz olmadığı gibi, (eve gitmek üzere) salıverdiğinde onlan yeme ve içmeden de yasaklayamaz.
“Hoca kendisi veya başkaları için ilmi eserler yazabilir mi? Bu hususta ne dersiniz?” dedim de Sahnun şöyle cevap verdi: “Çocuklardan boşaldığı zaman (ders dışında) kendisi ve başkaları için kitap yazabilir. Mesela; (evlerine gitmek üzere) yanından ayrılmalarına izin verdiği zaman gibi. Fakat kanımca çocuklar yanında iken kitap yazması uygun değildir. Zira kendisine vacip olan işi bırakıp da tâli derecedeki bir işi yapması nasıl caiz olabilir? Görmez misin, aralarından birini diğerine öğretmek için vekil bırakması bile caiz değilken, hocanın çocukları bırakıp, ders zamanında başka bir şeyle meşgul olması nasıl caiz olabilir?”
Bu arada “Hoca, çocuğun, kendisi için bir başkasına hitaben mektup yazmasına izin verebilir mi?” diye sordum, Sahnun bu soruya “Evet. Risale (mektup) yazmak, çocuğu yetiştiren faaliyetlerdendir.” şeklinde cevap verdi.
Ayrıca hocanın çocuklara matematik öğretmesi gerekir. Ancak, anlaşmada şart koşulmamışsa bu onun görevi değildir. Şiir, mecaz, Arapça, yazı ve nahiv de böyledir, yani isteği bağlıdır.219 Hocanın çocuklara Kur’an’ın irabını (cümlelerin gramer yönünden tahlillerini) öğretmesi gerektiği gibi, bu konuda gerekli olan hareke, hece, güzel yazı (hüsn-ü hat), duraklar (vakf ve ibtida) ve tertil ile tilaveti, güzel okumayı da öğretmesi gerekir. Bununla beraber hocanın onlara çirkin olmayan şiir, edebiyat ve hikayeler öğretmesinde bir mahzur yoktur. Ancak bunları öğretmek onun asli görevi değildir. Çocuklara tarih, şiir, edebiyat ve hitabet gibi dersler okutularak onlarda merak uyandırılır, bunlara sevgi ve ilgi duymaları sağlanır.
Hoca çocuklara her gün kuşluk vaktinden öğle vakti eve dönüşe kadar yazı öğretmeli, bu arada çocukların birbirlerine yazı yazdırmasında bir beis olmadığı gibi, aksine bunda onlar için fayda bile vardır.
“Aylık ücretle okutan hocaya hatim yaklaştığı sırada gidip “Artık sizin yanınızda okumayacak” diyerek çocuğu alan kişi hakkında ne dersin?” diye sordum, Sahnun şu karşılığı verdi: “Hatim bahşişi ile hükmederim, sonra onu ister çıkarır, ister bırakır fark etmez.”
“Peki, babası “Oğlum Kur’an okumasını bilmiyor” derse o zaman hatim bahşişi gerikir mi?” dedim. Bunun üzerine o şöyle dedi: “Çocuk Kur’an’ı yüzünden okur, harflerini tanır ve irabını yerine getirirse -hatta Kur’an’ı ezberinden okuyamasa bile- o takdirde hocaya hatim bahşişi vermek gerekir. Zira bir okumada Kur’an’ı ezberleyebilen ve okuyabilen çocuk çok azdır.” “Çocuk Kur’an okumada hata ederse” dedim, Sahnun buna şöyle cevap verdi: “Hatası az ve (küçük), bildiği de fazla ise mesele yoktur. ’’
Sahnun der ki; “Hocanın bir ihtiyacı için çocuğu bir yere göndermesi caiz değildir.
Hoca, Allah’ı sevmeleri ve O’na niyazda bulunmaları için çocuklara dua öğrettiği gibi, Allah’ın büyüklük ve yüceliğini de öğretmeli ki, bu duygularla büyüsünler.
Kıtlık ve kuraklık zamanında imam yağmur duasına çıktığında hocanın Allah’a yalvarıp niyazda bulunmaları ve merasimi öğrenmeleri için çocukları da götürmesi güzel olur. Zira bana ulaştığına göre Yunus Peygamberin kavmi, azabı ördükleri zaman çocuklarıyla çıkıp, birlikte Allah’a yalvarıp yakarmışlardır.
Hoca iyice öğrenmeleri ve kadrini bilmeleri için Kur’an’ı daima abdestle tutmaları gerektiğini hatırlatmalı ve bunu onlara emretmelidir. Sahnun der ki: “Hoca, çocuklara cenaze namazını ve cenazeye dua etmelerini de öğretmelidir. Zira bu, dini esaslardandır. Bu arada hoca eğitim öğretimde çocuklar arasında zengin fakir ayarımı yapmaz ve hepsine eşit davranır. Aksi halde zulmetmiş (samimi davranmamış) olur.”
Yine Malik der ki: “Çocuk Kur’ân okurken secde ayeti geçsi hocanın secde etmesi gerekmez. Çünkü çocuk, imam değildir. Fakat o baliğ olursa secde edebilir, ancak secdeyi terk etse de bir şey gerekmez.”
Sahnun der ki: “Hocanın, kızları erkek çocuklarla birlikte okutmasını hoş görmem. Zira bu durum bazılarının bozulmasına (tahsil hayatının sona ermesine) sebep olur.” “Hoca, arkadaşının eziyetinden şikayetçi olan bir çocuğun sözü ile diğerlerini cezalandırabilir mi?” şeklindeki soruya Sahnun şu cevabı vermiştir: “Hüküm bakımından bunu doğru bulmam, hocaya düşen, biri diğerine eziyet ettiği zaman onları terbiye etmesidir. Bu da bana göre çocuğun suçunu itiraf etmesi veya doğru sözlü olmaları ile tanına bir grubun bu eziyetin vuku bulduğunu haber vermesi halindedir, bu durumda hoca, onların sözünü kabul eder ve buna göre arkadaşına eziyet eden çocuğa gereken cezayı verir. Ancak sana bildirdiğim gibi terbiyede (ceza vermede) sının aşmaz, ayrıca onlara birbirlerine eziyet etmemelerini emrettiği gibi, verdikleri söz bağlı kalmalarını da ister. Onlardan birinin diğerini cezalandırmasına asla izin vermez.
