Ebû Hüreyre (r.a.) Hz. Peygamberin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Bir kimse dilenmemek, ailesinin geçimini sağlamak, komşularına yardım etmek için dünya malını helâl yoldan ararsa Allâh onu kıyamet gününde yüzü dolunay gibi parlak olarak diriltir. Malıyla övünmek, başkalanna karşı böbürlenmek ve gösteriş yapmak için dünya malını helâl yoldan ararsa kıyamet gününde Allâh in huzuruna O’nu kızdırmış olarak çıkar.”
Sâbit el-Behânî’nin (r\a.) şöyle dediği nakledilmiştir: Bana âfıyetin (yani sağlık ve huzurun) oh şeyde olduğu haber verilmiştir: Bunlardan dokuzu sessizlikte, biri insanlardan kaçmaktadır. İbadet de on çeşittir. Bunlardan dokuzu geçim sağlamakta, biri ise Allâh’a kulluk etmektedir.
Câbir b. Abdullah, Allâh Rasûlü’nün (s.a.v.) şöyle dediğini nakletmiştir:
“Kişi kendisine dilencilikten bir kapı açarsa Allâh da ona fakirlikten bir kapı açar. Kim de tok gönüllü olmak isterse Allâh onu tok gönüllü kılar. Kim insanlara muhtaç olmamayı dilerse Allâh onu insanlara muhtaç etmez. Birinizin bir ip alıp şu vadiye giderek oradan odun toplaması ve pazara gelerek onu bir miktar hurma karşılığında satması, -versinler veya vermesinler- insanlara el açmasından daha iyidir. ”
Yine şöyle nakledilmiştir:
“Bir kimse kendisine dilencilikten bir kapı açarsa Allâh (c.c.) ona fakirlikten yetmiş kapı açar. ”
Yine Allâh Rasûlü’nün (s.a.v.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Allâh (c.c.) aile babası olan meslek sahibi her Müslümanı sever. Sağlığı yerinde olmasına rağmen boş gezip ne dünya işinde, ne âhiret işinde gözü olmayanı ise sevmez. ”
Yine şöyle nakledilmiştir:
“Hz. Dâvûd (a.s.) Allâh’tan geçimliğini kendi eliyle kazanmayı diledi. Allâh da (c.c.) ona demiri işleme imkânı verdi. Demirden zırh yapıp satar ve kazancıyla ailesini geçindirirdi.
Oğlu Süleyman (a.s.) ise şöyle dua etti: “Allâhım! Sen benden önce kimseye nasip etmediğin hükümranlığı bana nasip ettin. Onu benden sonra da kimseye nasip etmemeni diledim, bu duamı da kabul ettin. Sana lâyık olduğun gibi şükredemiyorsam benden daha iyi şükreden bir kulunu karşıma çıkar” dedi. Allâh da O’na “Ey Süleyman! Kendi el emeği ile geçinen ve avret yerini örtüp bana kulluk eden kullarım şükürlerini senden daha iyi ifa ederler” diye vahyetti. Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s.) “Ey Rabbim! Benim kazancımı da elime ver” diye dua etti. Bunun üzerine Cebrâil (a.s.) gelip ona hurma yaprağını işlemeyi öğretti. Hz. Süleyman ondan sepet yaptı. Hurma yaprağını işleyen ilk kişi, Hz. Süleyman’dır (a.s.).
Bir bilgenin şöyle dediği nakledilmiştir:
“Din ve dünya dört grup insan sayesinde ayakta durur: Âlimler, yöneticiler, savaşçılar ve çalışıp kazananlar. Yöneticiler çobandırlar; insanları koruyup gözetirler. Âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır; insanlara âhiret yolunu gösterirler, onlar da âlimlere uyarlar. Savaşçılar Allâh’ın yeryüzündeki askerleridir. Allâh onlarla yeıyüzündeki inançsızları dize getirir. Çalışıp kazananlar ise Allâh’ ın güven duyduğu kimselerdir. İnsanlann faydasına olan işler ve yeryüzünün imarı, onlar sayesinde gerçekleşir. Çobanlar kurt olunca sürüyü kim korur? Âlimler ilmi terk edip dünya işleriyle uğraşınca insanlar kime uyabilir? Savaşçılar başkalarına karşı övünmek ve böbürlenmek için atlarına binip aç gözlülükle savaşa çıkınca düşmana karşı zafer nasıl kazanılır? Çalışıp kazananlar insanlara karşı hıyânet edince insanlar onlara nasıl güvenir?”
Tüccarda üç özellik olmayınca hem dünyada, hem de âhirette fakir düşer:
1) Yalan, boş söz ve yeminden arınmış bir dil.
2) Komşusuna ve iş arkadaşlarına karşı kinden, hainlikten ve çekememezlikten arınmış bir kalp.
3) Üç şeyi yapmayı alışkanlık haline getiren bir can: Cuma namazı ve vakit namazlarını cemaatle kılmak; gündüz ve gecenin bir bölümünde ilim öğrenmek ve Allâh’ın hoşnutluğunu her şeyin üstünde tutmak.
• Sen sen ol, haram kazanca bulaşma.
Çünkü denilmiştir ki:
“Bir kul, haram yoldan bir mal kazanıp onu yemek ister ve Besmele çekerse şeytan, “Ye! Onu kazanırken ben de senin yanındaydım. Dolayısıyla senden ayrılacak değilim. Hiç kuşkusuz ben senin ortağınım” der.
Şeytan haram kazanç elde edenlerin ortağıdır. Allâh (c.c.) (şeytana) “Haydi onların mallan ve çocuklanyla ilgiligünahlanna sen de ortak ol” buyurmuştur. Müfessirlerin ifadesine göre âyette geçen “mallar” ile haram mallar; “çocuklar” ile ise zinadan doğan çocüklar kastedilrtıiştir.
Abdullah b. Mes’ûd’dan (r.a.) Allâh Rasûlü’nün (s.a.v.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Bir kimse haram yoldan bir mal kazanınca onu sevap almak için sadaka olarak verse de, bereket umarak harcasa da, çocuklarına miras olarak bıraksa da o mal onu cehenneme uğurlayan bir azık olacaktır.”
Sözün özü, haram maldan bir tek etinin ve kanının üzerine titreyen kimse kaçınır. Kişinin dini de eti ve kanı demektir. Bundan dolayı haramdan ve haram yolla kazanç elde edenlerden uzak durmalı ve onlarla oturup kalkmamalıdır. Kazancı haram olan kimselerin sofrasından yemek yememelidir. Kimseye haram kazanç yolu göstermemelidir. Aksi halde o da onunla birlikte harama ortak olur. İhtiyat (yediğinin içtiğinin helâlden olmasına özen göstermek) dinin direği, kulluğun özü ve âhiret işlerinin tamamlayıcısıdır.
