Çocuğun Ağlamasının Nedeni Nedir ?

By | 20 Mart 2015

Çocuğun Ağlamasının Nedeni Nedir ?Çocuğun Ağlamasının Nedeni Nedir ?

Çocuk, sadece kucağa alınmak ve ciğerlerini ge­liştirmek için ağlamaz. Mutsuzdur; yardım istemek için ağ­lar. Ana baba için gereken, onu, neyin ağlattığını bulmak ve rahatlatmaktır. Bebekte, insanların kendisine yardımcı olma­ları konusunda güven ya da güvensizlik duygularının geliş­mesi, onun bu en aciz dönemindeki yardım isteme çığlık­larına, cevap verilip verilmemesine bağlıdır.

Çocuğun uykusu sırasında dönerken yaptığı birkaç sani­yelik ağlamaları dışında, uzun süreli ağlamalarında, kucağa almalar faydalı olur. Kolların arasında olmaktan doğan do­kunma uyarısı çocuğu sevindirir. Yalnız olmadığını anlar.

Kısa sürelerle de olsa, sıklıkla kucağa alman çocukların, daha az ağladığını tespit eden araştırmalar vardır. “Bırakın ağlasın!” görüşünün hiçbir dayanağı yoktur. Ağlama, mut­suzluğa dayandığına göre, mutsuzluklarıyla baş başa bırakı­lan çocukta, ilerde ya içine kapanma veya gerçeklerden kaç­ma tutumları gelişebilecektir. Ataklıktan, canlılıktan yoksun; kayıtsız, kendi âleminde “boş veren” bir tip ortaya çıka­bilecektir.

Çocuğun ağlamasının mutlaka bir sebebi vardır. Açlık, uykusuzluk, korku, can sıkıntısı, ilgi isteme, herhangi bir ra­hatsızlık, ağlama sebebi olabilir. Bütün ihtiyaçları giderildiği hâlde ağlamasını sürdüren çocuklar vardır. Böyle durumlar­da araştırma yapılmalıdır. Teyze gibi yakın çevreden bir ba­kıcıya bile çocuk, alışmamış olabilir. Birden fazla bakıcının ilgilendiği çocukta, uyumsuzluk görülebilir. Hatta anne, bazı problemleri sebebiyle çocukla teması azaltmışsa bu, ağlama sebebidir. Kısaca, çocuğun en pratik tepkisinin, ağlama oldu­ğu bilinmelidir.

Çocukların ağlamalarının çoğu, anlaşılmak içindir. Şu şe­kilde ifadelerle doğrulanmak, isteklerini, bir kere de büyük­lerinden duymak onları rahatlatır; ağlamaktan vazgeçerler: “Çok sinirlendin, çünkü tatlı yemek istiyordun.”, “Biliyo­rum; babanla camiye gitmek istiyordun.”

Peygamberimiz, çocukların ağlama sebeplerinin kaldırıl­ması konusunda hassas davranmıştır: “Uzun kalmak niye­tiyle namaza dururum; derken, bir çocuk ağlaması işitir, an­nesine meşakkat vermemek için namazı kısa keserim.” (Buha- ri, Ezan 64.) Burada Peygamberimizin, sadece anneyi düşüne­rek namazı kısa kestiği zannedilmemelidir. Başka uygulama­larından, çocukları hep hesaba kattığını bilmekteyiz.

Bir yaşma giren bebekler, istekleri gerçekleşmeyince bağı­rıp ağlayabilirler. Bu bebeklerin, dünyayı hızla keşfetmeye başlaması, her uyarana tepki vermesi ve bu sebeple algı ala­nına giren her şeye dokunma ve keşfetme isteği, ana babayı oldukça zorlar. Hem keşfetmesine izin vermek hem de onu korumak gerekir. Bu sebeple defalarca “Hayır!” denir.

Ama bu “hayır”larm pek faydası olmaz. İstediği bir şeye, hayır, deseniz de bağırarak veya ağlayarak ısrarcı olduğun­da sonunda pes etme ihtimali artacaktır. Böyle bir durumda ısrarcı olmanın ve ağlamanın işe yaradığını fark eden bir be­bek, benzer isteklerinde yine ağlamayı ve bağırmayı tercih edecek ve bunu bir iletim yolu olarak kaydedecektir.

Bu yaştaki bebeğin en önemli özelliği, iyi bir manevra ile ilgisinin başka bir konuya çekileceği gerçeğidir. Kendisine zarar verebilecek veya mantıksız bir istekte bulunduğunda, ilgisini çekebilecek alternatif bir oyun veya malzeme sunu­lursa, genellikle önceki istek unutulur. Önemli olan, onun için daha cazip olabilecek bir seçenek bulmaktır.