İlâhi Hadisler

By | 16 Mart 2015

ilahi-hadislerKimileri:
«Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hazretlerine vahiy gelmezden önce, O, İsâ (A.S.)’m şeriatında idi.» dediler. Kimileri de:
— «İbrahim (A.S.)’ın şeriatında bulunuyordu!» dedi. Gerçeği budur ki İbrahim (A.S.)’ın şeriatında idi.
Peygamber (A.S.) dedi ki:
— Cebrail (A.S.) bana geldi: Hak Teâlâ buyurdu ki, dedi:
«Bir kişinin İslâmlık içinde saçı ağarmış olsa, ben ona azap etmeye utanırım!»
Peygamber (A.S.) dedi ki:
— Hak Teâlâ şöyle buyurur: «Bir kulumu hastalandırsam o kulum sabredip, benden halka şikâyet eylemese, etinden yeğ, güzel et ve kanından daha güzel kan veririm ve günahım bağışlarım. Eğer ölürse benim rahmetime ulaşır.

Sehl İbni Sa’d (R. Anh) dedi ki:

— Resûl-i Ekrem (S.A.V.) bana şöyle dedi: «Cebrail (A.S.) bana geldi:
— Yâ Muhammedi dedi. Ne kadar sağ kalmak dilersen dile, sonu ölümdür. Nice dileğinle amel eylersen, onunla sevap görürsün. Kimi seversen sev, sonunda ondan ayrılırsın. Kiminin şerefi, geceleri ibadet etmesindedir, izzeti de halktan uzak olmasındadır.»

Resulullah (S.A.V.) Hazretleri:
— «Yarabbi, benim duamı kabul eyle!» dedi. Hak Teâlâ Hazretleri de:
— «Yâ Muhammedi Yemeğini helâlden ye ki, duanı kabul eyliyeyim.» diye buyurdu.

Resulullah (S.A.V.) Hazretleri dedi ki:

— Hak Teâlâ Hazretleri: «Kim benim velilerimi hor görürse benimle cenk etmiş gibidir. Ve kullar bana, farzolan namazlarda yakın olduğu kadar hiçbir şey bana yakın olamaz. Kulum bana nafile ibadet ve taatle yakın olur ve ben onu o kadar severim. Ben bir kulumu sevince de onun kulağı, gözü olurum. O benden bir nesne istediği zaman veririm. Ne istese kabul ederim. Kavminin canını kabzetmekte tereddüt ettiğim gibi hiçbir nesnede tereddüt etmem. Ve mü’min kullarımdan öyle kimseler vardır ki eğer fakir olmazsa imanı tam olmaz, çünkü bay olacak olursa fesat işler, âsi olur. Mü’min kullarımdan öyle adam vardır ki, onu bay etmezsem imanı tam olmaz. Çünkü, fakir olacak olursa, sabretmez, fesat işler yapar, âsi olur. O mü’min kullarımdan öyle adam vardır ki eğer ben onu sağ bırakmazsam imanı sâlih olmaz. Hasta olsa fesat işler, âsi olur. Ve yine mü’min kullarımdan öyle adam vardır ki eğer sağ olsa, fesatlar işler, âsi olur ve imanı sâlih olmaz. Bu doğrudur ki ben kullarımın gönltin- dekini bilirim.» diye buyurdu.

Tefsir-i Kebir’de der ki:

— Muhammed Mustafa (S.A.V.), bir gün: «Allahümme Ümmeti,Ümmeti!» (Ümmetim, ümmetim) dedi ve ümmeti için ağladı.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Ey Cebrail, dedi. Muhammed’e sor ki niçin ağlıyor?
Cebrail (A.S.) geldi:
— «Yâ Muhammed, niçin ağlarsın?» diye sordu. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz de:
— «Ümmetim için, Âhirette onların hali nice olacaktır, diye ağlıyorum.» dedi.
Cebrail (A.S.) yine döndü, Rabbül Alemin’in huzurunda:
— Yarabbi, sen âlemin Allah’ısın. Resûl’ün, ümmeti için ağlıyor! dedi. Hak Teâlâ:
— Yâ Cebrail! dedi. Var, Muhammed’e söyle. Ben onu tâ razı eyleyinceye kadar ümmetini kendisine bağışladım.

Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hazretleri şöyle buyurur:
— Hak Teâlâ Hazretleri der ki: «Hidayet benim adımdır. Lâ ilâhe illâllah kelimesi benim kale’mdir. Her kim benim kale’me girdiyse azabımdan güvenli, emin oldu.»

Yine nakledilmiştir ki, Hak Teâlâ Hazretleri:
— «Ey Adem oğullan! dedi. Sizin rızkınız benim katımdadır. Benim farzlarım ise sizin katınızdadır. Eğer benim farzlarıma siz aykırı hareket ederseniz, dosdoğru biliniz ki ben sizin rızkınıza aykırı hareket etmem, eğer bana itaat ederseniz rızkınızı arttırırım. Eğer bana itaat etmezseniz ben Kaadir Padişahım, size azab ederim.» buyurdu.

Nakledilmiştir ki, Hak Teâlâ şöyle buyurdu:
— «Ya Muhammed! Her kim Kadir Gecesini ihya eylese, onun günahlarını bağışlarım ve bin hacetini, dileğini kabul ederim. Eğer kasavet içinde ise saîd, mutlu ederim.»

Yine nakledilmiştir ki İbni Abbas (R. Anh) şöyle dedi:
— Peygamberimiz (S.A.V.) dedi ki: «Cebrail (A.S.) geldi, yüzü toz içinde idi. Yüzündeki bu tozları sildi. Ben sordum:
— Ey Cebrail, bu ne tozdur böyle? Cebrail (A.S.) cevap verdi:

— Kerrûbiyyûn (Hak Teâlâ’ya yakın Melekler) Kabe’yi ziyaret için Hak’tan izin dilediler. Bu tozlar, onların tozlarıdır. Ey Muhammedi Ümmetin için dua eyle. Kerrûbiyyûn bile dua etmektedir, dedi. Peygamberimiz (S.A.V.) ümmeti için dua etti. Kerrûbiyyûn da onunla birlikte dua edip gittiler. Hemen Cebrail (A.S.) geldi:

— Yâ Muhammedi dedi. Hak Teâlâ selâm eder, senin ümmetinden her kim Kabe’yi ziyaret etse, yedi kat yerlerin ve yedi kat göklerin, meleklerin seslerini ona veririm. Ve Kabe’den gidince yarlıganmış olarak gitsin! dedi.

Resûl-i Ekrem (S.A.V.) dedi ki:
— Bir gün Cebrail (A.S.) geldi, bana Hak Teâlâ Hazretleri şöyle buyuruyor, dedi:
— «Ya Muhammed, her kim sana selâm verirse ben de ona selam veririm. Her kim sana salâvat getirse ben de ona salâvat getiririm. Her kim seni ansa, sana salâvat getirse, ben de ateşte onu yakmam!» dedi.

Abdullah oğlu Câbir (R. Anh) dedi ki: Bir gün bir kişi, Peygamberimiz (S.A.V.)’e gelip:
— Yâ Muhammed, bir kişi oğullarına Kuran okutsa, onun sevabı nedir? diye sordu.
Peygamberimiz (S.A.V.):
— KuPan Allah’ın kelâmıdır. Onun sevabına son yoktur! dedi. Hemen Cebrail (A.S.) geldi, Fahr-i Âlem (S.A.V.) ona sordu. O da Kuran-ı Azimüşşan’ın sevabı hakkında Peygamber (S.A.V.)’in verdiği cevabı verdi. Ondan sonra Cebrail (A.S.) göklere çıktı. Bu soruyu İsrafil (A.S.)’a sordu. O da:

— Allahü Teâlâ bilir! dedi. Hak Teâlâ, Cebrâil (A.S.)’a vahiy eyledi, hemen Cebrail (A.S.) Resulullah (S.A.V.) Hazretlerine geldi:
— Hak Celle ve Alâ Hazretleri sana selâm eder, izzetim hakkı için her kim oğluna KuPan öğretse benim katımda bin kere Hacca gitmekten ve bin kere de kazaya varmışçasına ve bin aç doyurmuşcasına, bin çıplağı donatmışçasma, İsmail (A.S.) oğullarından bin kul azat etmişçesine müjde vardır. Ve her harfin de on hasenatı vardır. On günahını bağışlar ve yarlıgarım, diye buyurdu! dedi.
— Hak Teâlâ Hazretleri, Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hazretlerine şöyle buyurdu: «Ümmetinin hesabım senin eline bırakmamı diler misin?.»
Peygamber (S.A.V.):

— Yarabbi! dedi. Sen bana onlardan daha hayırlısın! Hak Teâlâ Hazretleri:
— Şefaat makamını sana verdim. Kime dilersen şefaat eyle! dedi.
Peygamber (S.A.V.):

— Yarabbi, senden dilerim ki, ümmetimin hesabını benim elimde kıl. Benden başka da kimse bilmesin! dedi.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Muhammed! dedi. Ben senden daha merhametli bir padişahım, dilerim ki onların hesabına ben bakayım. Bunu hiç kimse bilmesin. Sen de nazar eyle, çünkü bunların günahını bilecek olursan ümmetinden çok kişiyi kendine ümmetliğe kabul eylemezsin!

Ve nakledilmiştir ki, Hak Teâlâ Hazretleri, Peygamberimiz (S.A. V.)’e dedi ki:
— Recep ayı benim ayımdır. Her kim Recep’te günah işlese, sonra tövbe etse, ben onun günahını bağışlarım. Şaban ayı ise, Yâ Muhammed, senin ayındır. Her kim Şaban ayında günah işlese, senin şefaatinle rahmet edip affederim. Ve Ramazan ayı senin ümmetinindir. Eğer onlar Ramazan’da tevbe ederlerse bağışlayıp Ramazan hürmetine yarlıgarım. Yâ Muhammed! Sıddıklara haber ver ki, ben gayretli padişahım, günahkârlara da gafur padişah olduğumu bildir. Yâ Muhammed, dört nesne benimdir. Her kim benimle münazaa etse, ben onu Tamu’luktur, diye yazarım!..

O zaman Peygamberimiz (S.A.V.):
— Yarabbi, o dört nesne nedir? diye sordu. Hak Teâlâ Hazretleri:
— Onlar, Kibriya, Azamet, Fahir ve Kudret’dir. Bunlar benim sırrımdır. Kimse bunlar için münazaa etmesin. Yoksa onları Cehennem’e bırakır, od’da yakarım! diye buyurdu.

Ömer bin Hattab (R. Anh) dedi ki:
— Peygamberimiz Resulullah (S.A.V.) bize şöyle dedi:
— Cebrail (A.S.) bana geldi, dedi ki:

— Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki, eğer kullarımdan bir kulum eline bir kılıç alsa, bütün dünya halkını öldürse, ondan sonra tevbe etse ve benden yarlıganmak istese, tevbesini kabul edip suçunu bağışlarım!
Resûlullah (S.A.V.) dedi ki: .

— Yâ İlâhî, dilerim ki dünyada ümmetime azâb etmeyesin! dedim. Hak Teâlâ da o sözü kabul etti ve dünyada Mü’minlerden kimseye azâb etmedi.

Nakledilmiştir ki, bir salih kimse vardı. Resulullah (S.A.V.) ile birlikte otururlardı. Hemen Melekül Mevt geldi. O adamın yüzüne dik dik baktı. O kişi korktu. Resûlullah (S.A.V.) Melekül Mevt’ten o kişinin ömrünü sordu. Azrail:

— Bir saat kaldı, dedi. İkindi vakti idi. Peygamberimiz (S.A.V.) o kişiye haber verdi. O kişi de:
— Yâ Resûlâllah! dedi. O bir saat içinde ne amel işleyeyim ki Hak Teâlâ Hazretlerine hoş gelip beni af eylesin.
Resûlullah (S.A.V.):

— «Var, ilimle uğraş» diye buyurdu. Bu hadisi rivayet eden:
— Eğer ölümden daha faziletli amel olsa idi, Peygamber (S.A.V.) ona delâlet eder, salık verirdi, dedi.

Yine nakledilmiştir ki:
Ebû Hüreyre (R. Anh) şöyle demiştir:
— Resulümüz (S.A.V.) dedi ki: Uçmakla Cehennem birbiriyle kavgaya tutuştular. Tamu dedi ki:
— Bana cebbarlar, kibirliler girer. Cennet:
— Bana zayıflar, fakir ve hakirler girer! dedi. Böylece ikisi de onurlandılar. O zaman Hak Teâlâ Hazretleri:
— Tamu benim azabımdır, kime dilersem onunla azab ederim! Uçmak ise benim rahmetimdir, kime dilersem onunla rahmet ederim! dedi.
Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hazretleri dedi ki:
— Ramazan’m ilk gecesinde şeytanları ve cinleri bağlarlar ve Tamu’nun kapısını bağlarlar, Uçmak kapılarını açarlar.
Hak Celle ve Alâ Hazretleri şöyle demiştir:
— Benden nesne isteyen hiç kimse var mıdır ki, ben ona nesne vereyim? Tevbe edenleri kabul edeyim ve istiğfar edenleri yarlıgayım.
Ebu Saidül Hudrî (R. Anh) Resulullah (S.A.V.) Hazretlerinden nakledip demiştir ki:

— «Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurdu: Cebrail, Mikâil (A.S.)’lar ve yetmiş bin melekle bana haber verdiler: «Hak Teâlâ Hazretleri, her kim namazı maksatlı terkederse yahut farzolduğunu inkâr ederse ve cemaattan ayrılırsa ümmetin yahudileridir ve Furkan’da mel’undur ve onlar Cennet kokusunu bulamazlar!. Hak Teâlâ onunla düşman ola, melekler de, bütün halklar da ona düşman kesile. Yâ Muhammedi Ümmetin en kötüleri, en yaramazı onlardır. Eğer hasta olurlarsa sormaya gitme, evlerine konuk olma. Onlardan kimse kız alıp vermesin, eğer ölmüş olsa cenazesine varma.

Resûlullah (S.A.V.):
— Ey Cebrail! dedi. Yeryüzünde onlardan şerir kimse var mıdır?
Cebrail (A.S.):

— Yâ Allah’ın Resulü! Her kim namazı maksatlı terketse mel’undur. İçki içenlerden, kan dökenlerden, faiz akçesini yiyenlerden, yalan yere tanıklık edenlerden, zina edenlerden günahı daha çoktur, artıktır! dedi.

Peygamberimiz (S.A.V.) dedi ki:
— Hak Teâlâ bana şöyle buyurdu: «Ey Muhammed, senin ümmetine bir nesne verdim ki hiçbir peygamberin ümmetine vermedim.» Ben sordum:

— Yarabbi o nedir?
Hak Teâlâ Hazretleri:

«Siz beni anın, ben de sizi anayım.» (Bakara sûresi, âyet: 152) müjdesidir, diye buyurdu.
Peygamberimiz (S.A.V.):
— Hak Teâlâ şöyle buyurur, dedi.
— Her kim benim bütün eşyaya erişmeye ve günah bağışlamaya kaadir olduğumu bilirse, şu dosdoğrudur ki ben o kişiyi yarlıgar, bağışlarım.

Hattab oğlu Ömer (R. Anh) dedi ki:
— Bir gün Peygamberimiz (S.A.V.) ile seferde birlikteydik. Ebûbekir Sıddık ve Osman (R. Anh)larla bazı güzide sahabeler (Rıdvanullahi aleyhi ecmain) de bizimle beraberdi. Bir gece, sabaha yakındı, bir derede bir ses işittik.

— «Yâ Resûlallah, ne haberdir o ses?» diye sorduk. Peygamber (S.A.V.) o dereye vardı, biraz sonra gülerek geldi. Şöyle buyurdu:
— “Cebrail ve Mikâil (A.S.)’lar ve Ruhaniler benim önüme geldiler. Her birinin üç bin melek yoldaşı vardı. Bana:
— Yâ Muhammedi Hak Teâlâ Hazretleri sana selâm ediyor, sana bir hediye verdi, öyle bir hediye ki senden başkasına vermedi.” dediler. Ben de sordum:
— Ey Cebrail, o hediye nedir?

— O hediye “İnnâ enzelnâ” dedi.»
«Biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi indirdik. Bildin mi sen, nedir Kadir Gecesi. Bin aydan hayırlıdır Kadir Gecesi. Meleklerle Ruh (Cebrail) Rablarının izni ile her emir için iner de iner. O gece fecrin doğuşuna kadar bin selâm ve selâmettir.»
(Kadir sûresi, âyet: 1 – 5)

Resûlullah (S.A.V.) Cebrail’e sordu:
— İnnâ enzelnâ’mn sevabı nedir? Cebrail (AS.):
— Yâ Muhammed, her kim bu sûreyi okusa Hak Teâlâ o kişiye Ramazan ayını tutmuşçasma sevap yerir. Bin günahını affedip yarlıgar. Her kim Pazartesi günü gecesi İnnâ enzelnâ sûresini okuyacak olursa Hak Celle ve Alâ Hazretleri onun bütün günahını bağışlar. Cuma gecesi üç kere onu okusa Hak Teâlâ Hazretleri o kimseye yıldızlar sayısınca ecir ve sevap verir. Her kim mahpus olsa, Perşembe gecesi ve Cuma günü öğle namazından sonra yüz kere İnnâ enzelnâ sûresini okusa âzad olur.

Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz dedi ki:
— Hak Celle ve Alâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: «Ben, saçım ve sakalını İslâm yolunda ağartmış olan kuluma azap etmekten utanırım. İhtiyarlık, kocalık benim nurumdur, ben nurumu ateşte yakmam.»
Resûlullah (S.A.V.) bu sözü Hak Teâlâ’dan duyunca ağladı. Ashab-ı güzin dediler ki:
— Yâ Resûlallah, niçin ağlarsın? Resûl-i Ekrem (S.A.V.):

— Şunun için ağlıyorum ki Hak Celle ve Alâ Hazretleri günah işlemekten utanmayan kişiye, azap etmekten utanıyor, dedi. Onun için ağlıyorum.

Nakledilmiştik ki; Hâk Teâlâ Hazretleri, Peygamberimiz Resûlullah (S.A.V.) Hazretlerine:
— Yâ Muhammedi dedi. Dosdoğrusu bu ki, ben sana yedi nesne ile minnet eyledim, öyle ki hiç kimseye o türlü minnet eylemedim.
Birincisi budur: Yerde ve gökte senden ekrem halk yaratmadım.

İkincisi budur: Bütün peygamberler seni ve ümmetini görmeye müştaklardır.Üçüncüsü budur: Ümmetine, yarın hesapları çok olmasın diye çok dünyalık vermedim.Dördüncüsü budur: Ümmetinin ömürlerini, günahları çok olmasın diye çok eylemedim.Beşincisi budur: Tanrılık dâvasında bulunmamaları için onlara çok kuvvet vermedim.Altıncısı budur: Her günahtan ötürü onların üzerlerine, önceki halklar gibi azaplar göndermedim.Yedincisi budur: Onlar yer altında çok yatmamaları için âhir zamanda getirdim.

Resûl-i Ekrem (S.A.V.) der ki:

— Hak Teâlâ bana şöyle buyurdu: «Yâ Muhammedi Ben sizi od’dan, ateşten emin kıldım. Ama ateşten korkup ağlamayı bırakmayın!»
Peygamber (S.A.V.) şöyle dedi:
— Ey Cebrail, bana TAMU’yu (Cehennemi) anlat! dedim.
Cebrail (A.S.):
— Yâ Resûlallah, Hak Teâlâ Hazretleri Tamu’yu bin yıl yakıp yarattı. Bin yıl daha yaktı, kızıl oldu. Bin yıl daha yaktı, ak oldu ve bin yıl daha yaktı, Tamu kapkara oldu. Eğer Cehennem ehlinin bir kaftanını yeryüzüne bıraksalar, ebedî bütün halk helak olurdu.
Peygamber (S.A.V.) Cebrail’den bu sözleri işitince ağladı. Hattâ Cebrail de ağladı. Resulullah (S.A.V.):
— «Ey Cebrail! Sen niçin ağlıyorsun? Sen Ruhulemîn’sin!» dedi. Cebrail (A.S.):
— «Harut ve Marut gibi (fitneye) müptelâ olurum korkusu ile ağlıyorum.» dedi/ )

Nakledilmiştir ki; bir gün Peygamber (S.A.V.), Fatıma, Ali, Haşan ve Hüseyin (R. Anhüm)lar bir araya geldiler. Peygamber (S.A.V.):
— «Bu gece bana yardım edin.» dedi. Onlar:

— «Yâ Resûlallah, biz ne iş işleyelim ki sana yardım olsun?» dediler. Peygamber (S.A.V.) onlara dedi ki:
— «Abdest alın, namaz kılın, başınızı secdeye koyun ve: «Yârabbi atamız Muhammed’e rahmet eyle!» deyin dedi. Onlar da abdest aldılar, iki rek’ât namaz kıldılar ve başlarını secdeye koyup:

— «Yarabbi! Atamız Muhammed’e rahmet eyle!» dediler. Hemen Cebrail (A.S.) geldi:
— «Yâ Muhammedi Sen başını yere koyup secde eylediğin zaman yedi kat göklerin melekleri secde ettiler ve ağladılar.» dedi.
Hak Teâlâ Hazretleri dedi ki:

— «Yâ Muhammedi Benden ne diler, ne istersin?»
Muhammed (S.A.V.):
— «Ben, ümmetimle ateşler içinde ne iş işlediğimi bilmeyi dilerim!» dedi. Hak Teâlâ:
— «Ateşi İbrahim (A.S.)’a bir gül bahçesi ettim, senin ümmetine
de bir gül bahçesine döndürürüm!» buyurdu.
*
Nakledilmiştir ki, Peygamberimiz (S.A.V.) Dıhyenin İslam’a gelmesi için Hak’tan bir ay dilekte bulundu. Ansızın Cebrail (A.S.), sabah namazından sonra Peygamber (S.A.V.)’e gelip:
— «Yâ Muhammedi Hak Celle ve Alâ Hazretleri sana selâm ediyor. Dıhye imana gelmek için şimdi sana gelmektedir.» dedi. Az sonra Dıhye gelip selâm verdi:
— Ben Arap beylerinden bir beydim. Yedi kızım vardı. Erkeğe vermekten âr duydum. Hepsini öldürdüm, bana rahmet var mıdır? diye sordu. Resûlullah (S.A.V.) bir zaman şaşırıp kaldı. O zaman Cebrail (A.S.) gelip:

— Yâ Muhammedi dedi. Allah buyuruyor ki, o kişi benim izzetim hakkı için “Lâ ilahe illallah Muhammedün Resûlullah” dediği için yetmiş yıllık küfrünü affettim. Kızlar kendisinindi, onlar için affetmez miyim? dedi.

Resûl-i Ekrem (S.A.V.) ağlayıp dedi ki:
— Yâ İlâhi! Dıhye bir kere şehadet getirince onun yetmiş yıllık küfrünü bağışladın, ümmetimden nice kişiler her daim Lâ ilahe illallah Muhammedün Resûlullah diyorlar da onları bağışlamıyorsun! dedi.
*
Nakledilmiştir ki, Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Muhammedi dedi. Bir kişinin evine misafir gelse, o misafirle birlikte bin rahmet ve bin bereket birlikte gelir. Ben o ev sahibinin bütün günahlarını yarlıgarım. Eğer ümmetin günahı denizlerin dalgasından ve ağaçların yaprağından da çok olursa, ona bin şehidin sevabını veririm. O konuğun yediği her lokmaya Hac sevabı veririm, ve Cennette, o misafiri konuklayan için altından bir şehir yaparım. Her kim misafire ikramda bulunursa, altmış peygambere ikram eylemişçesine sevap ve ecir veririm.

Resulullah (S.A.V.) dedi ki:
— Cebrail (A.S.) ölüm vaktinde bana geldi: «Yâ Muhammedi» dedi. Hak Teâlâ sana selâm ediyor ve:
«Her kim ölümünden bir yıl önce tevbe ederse onun tevbesini kabul ederim!» diye buyuruyor.
Peygamber (S.A.V.):
— Yâ Cebrail! dedi. Bir yıl benim ümmetime çoktur.
Cebrail gitti, yine dönüp geldi:
— Hak Teâlâ selâm ediyor. Buyuruyor ki:
— «Her kim ölümünden bir ay önce tevbe ederse kabul ederim!»
Peygamber (S.A.V.):
— «Yâ Cebrail! dedi. Benim ümmetime bir ay da çoktur.»
Cebrail (A.S.) gitti, yine dönüp geldi:
— Hak Teâlâ Hazretleri: «Her kim ölümünden bir hafta önce tevbe ederse tevbesini kabul ederim!» diye buyuruyor, dedi.
Peygamber (S.A.V.):
— «Bir hafta bile benim ümmetime çoktur.» dedi. Cebrail (A.S.) yine gidip geldi:
— «Hak Teâlâ sana selâm ediyor: “Her kim ölümünden bir gün önce tevbe etse kabul ederim,” diye buyurdu» dedi. Peygamber (S.A.V.):
— «Yâ Cebrail! dedi. Benim ümmetime bir saat de çoktur!»
Cebrail (A.S.) gitti, yine geldi:
— «Yâ Muhammed! dedi. Eğer bir yıl, bir ay, bir hafta, bir gün çoksa o an boğaza gelince tevbe eylesin, kabul ederim. Eğer dil ile söylemezse kalb ile olsun, kabul ederim ve o kişiyi yarlıgarım! diye buyurdu.» dedi. …
**
Resulullah (S.A.V.) bir gün ashabın arasına vardı. Onların ferahlanıp güldüğünü gördü. Onlara:
— «Ey ashabım! O lezzetleri bozucu, cemaatları dağıtıcı ölümü de çok anın!» dedi. Ondan sonra ashap korktu ve ağladı. Hemen Cebrail (A.S.) geldi:
— Yâ Resûlâllah! dedi. Hak Teâlâ sana selâm edip, diyor ki:
— «Kullarım benden ümitlerini kesmesin. Ben onların günahlarını dünyada senden de, başkasından da gizledim. Yarın Kıyamette düşmanlar arasında günahlarını açıklayacağımı mı kıyas ediyorsun?»
Bundan sonra şu âyet nazil oldu:
«Ey Resulüm! Kullarıma haber ver, ben gerçekten Gafur ve Rahîm’im. Lâkin azabım da çok acıklı azaptır.» (Hicr sûresi, âyet: 49-50)
Bir gün ashâb, Resulullah (S.A.V.)’den sordular:
— Yâ Muhammed! Hak Celle ve Alâ Hazretleri Yûsuf (A.S.)’ın kıssasında niçin AHSENEL KASAS = Kıssaların en güzeli dedi?
Peygamber (S.A.V.):
— Şunun için ki diye cevap verdi: «Haber veren, söz söyleyenlerin en güzeli ve haber verdiği de güzellik yönünden halkın en güzeliydi. Gerçekten Yûsuf (A.S.) gibi güzel dünyaya gelmedi.»
O zaman Ayşe (R. Anha):
— «Yâ Resûlâllah! dedi. Yûsuf (A.S.) mı güzeldi, sen mi güzelsin?»
Resulullah (S.A.V.):
— «Yusuf (A.S.) hilkatte, yaratılışta benden daba güzeldir. Fakat ahlâkta ben ondan güzelim.» dedi.
Hazret-i Aişe:
— «Bu haberi niçin halka bildirmiyorsun?» diye sordu. Hazret-i Muhammed (S.A.V.):
— «Haber vermiyorum, çünkü Hak Teâlâ benim hakkımda:
“Sen, gerçekten, çok büyük bir ahlâk üzerindesin.’’^? diye
buyurdu» dedi.
O anda Cebrail (A.S.) geldi:
— «Yâ Resûlâllah! dedi. Halka haber ver ki, senin nurunla Yûsuf (A.S.)’un nuru, Âdem (A.S.)’in omurgasında (sulbunda) kuPa çektiler; Hüsnü, güzelliği Yûsuf (A.S.)’a verildi. Şeref, nur, afüv, himmet, yücelik, ilim, bilim, hilim ve rahmet, vefa, adalet, beşaret, şefaat, davet, sabır ve kanaati, şükrü, şeriatı, hükümleri, namazı, haccı, yüce Kabe’yi (Beytül Muazzam’ı), makamı, KuPan-ı Hakimi, yüce ahlâkı, BURAK’ı, MİRAC’ı, Makam-ı Mahmud’u, Havz-ı Mevrud’u, Ufk-ı Alâ’yı, Makam-ı Ev-ed- na’yı, Yüce Allah’ın selâmını sana verdiler. İşte bunların hepsi şenindir. Yâ Resûlâllah, bu sözleri ben Cebrail söylemiyorum, İllâllâh kelimesi söyletiyor.»
*
Nakledilmiştir ki, bir gün Hasan ve Hüseyin (R. Anh)lar Ebû Ce- hil’in oğlunun bir deveye bindiğini gördüler. Türlü türlü bezeklerle, süslerle gezip duruyordu. İkisi ise yayan yürümekteydi. Peygamber (A.S.)’a geldiler:
— «Yâ Resûlâllah! dediler. Bizim üstüne bineceğimiz bir şey yok!» Peygamber (Aleyhi Vesselâvatü Vesselam) onlara:
— «Arkama binin!» diye buyurdu. Onlar da sevgili dedelerinin sırtına bindiler ve:
— Onun devesi sağına, soluna sallanır, eğilir, «Afüv, afüv.» der! dediler. Hazret-i Resulullah (S.A.V.) de sağına eğilip: “Afüv” dedi. Soluna eğildi: “Afüv” dedi. Bir kere daha «Afüv» diyecekti ki hemen Cebrail (A.S.) geldi: .
— Yâ Resûlâllah! dedi. Hak Teâlâ Hazretleri sana selâm ediyor ve diyor ki:
— Yâ Muhammedi Nefsini alçak tuttun (Alçak gönüllülük gösterdin) kendini deveye benzettin. Bir kere «Afüv» dedin. Asi ümmetin yarısını affettim. Bir kere daha «Afüv» dedin. Hepsini bağışladım. Eğer bir kere daha afüv deseydin, bütün kâfirleri bağışlardım.
Resulullah (Aleyhissalâtü Vesselam) bu sözleri işitince sustu ve Allah’a hamdetti.
Bir gün Hazret-i Osman (R. Anh) Resûlullah’ı ve ashabını evine davet etti. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) yolda kaç adım atsa Hazret-i Osman sayardı. Resulullah (S.A.V.):
— Yâ Osman! dedi. Bunu ne için saymadın?
Hazret-i Osman:
— Yâ Resûlâllah! Bu mübarek kadem (ayak) için bir kul azat ettim! diye cevap verdi.
Toplantıdan sonra halk dağıldı. Hazret-i Ali (K.V.) mahzun ve üzüntülü bir halde evine döndü. Hazret-i Fâtıma, Hâzret-i Ali’yi böyle hüzünlü görünce:,
— «Yâ Ali! dedi. Sende gördüğüm bu mahzunluk nedir?»
Hazret-i Ali (K.V.):
— «Eğer bizim de dünyalığımız olsaydı Hazret-i Peygamberi eve davet ederdik. Nitekim Hazret-i Osman davet etti.» dedi.
Hazret-i Fâtıma:
— «Biz de Hazret-i Resûl’ü evimize davet edelim!» dedi. Hazret-i Ali:
— «Ne ile ikramda bulunacaksın? Hangi yemeği yedireceksin?» diye sordu.
Hazret-i Fâtıma:
— «O Allah’ın Habibidir. O’na Allah ikram eyler ve yemek verir.» dedi. Bundan sonra Hazret-i Ali kalktı, Resulullah (A.S.)’a geldi:
— «Yâ Resûlâllah! dedi. Fâtıma sizi evine davet ediyor.»
Peygamber (A.S):
— Yalnız beni mi, yoksa ashap da birlikte mi? diye sordu.
Hazret-i Ali:
— «Ashap da birlikte gelsinler!» dedi.
Peygamber (A.S.) ile ashabı kalkıp Hazret-i Fâtıma’nın evine geldiler. Hazret-i Fâtıma:
— «Yarabbi, gerçekten senin Habib’in bugün fakir ve hakir kadın kulunun, cariyenin evine geldi. Sen onlara ikram eyle. Nimetler ver. Ben fakirim, onlara ikram etmeğe gücüm yok.» dedi. Kendisinin bir çömleği vardı. Onu ateş üstüne koydu. Hak Teâlâ Hazretleri o çömleğin içini yemekle doldurdu. Hazret-i Fâtıma o yemek çömleğini Hazret-i Resûlullah’m önüne koydu. Resûlullah (A.S.) ve ashabı o yemekten yediler. Doydular. Hazret-i Resulullah (S.A.V.):
— «Bu yemek Cennet taamlarındandır.» dedi. Hazret-i Fâtıma odasına çekildi, secdeye kapandı ve:
— «Yarabbi, dedi, benim kulum, kölem yoktur ki âzad edeyim. Ama O’nun günahkâr ümmetinden kereminle âzad eyle!»
O zaman Cebrail (A.S.) geldi:
— «Yâ Resûlâllah! dedi. Kızın Fâtıma günahkâr ümmetin için dua etti, münacaatta bulundu. Hak Celle ve Alâ Hazretleri, kızın Fâtıma’nın evine varıncaya kadar bastığın her ayak sayısınca, her kademine yüz bin er’i ve yüz bin kadın mümini TAMU = Cehennem azabından azad eyledi.» diye müjde verdi.

Nakledilmiştir ki. Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Muhammedi dedi. Mü’min kulun dünyayı bırakmaktan daha güzel bir nesne ile bana yakın olmaz. Farzları yerine getirmekten daha yeğ bir nesneyle bana kulluk eylemez.

Her kim: «Lâ ilahe illallah» dese kabrinde iken yoldaş olsun, kabrinden çıkarken yoldaş olsun. Yüzleri ak olsun. Ve başlarından topraklar giderek: «Lâ ilahe illallahû Muhammedün Resûlûllah vel hamdülillâhi Rabbil Âlemin» desinler.
Ebûlleys Tefsirinde nakletmiştir ki, bir gün Peygamber Aleyhis Salatü Vesselam ümmeti için çok üzüntülüydü. Hemen Cebrail (A.S.) geldi:
— Yâ Muhammed! dedi. Hak Celle ve Alâ Hazretleri sana selâm ediyor. Diyor ki: — «Onu daima mahzun görüyorum!»
Resulullah (S.A.V.):

— Ey Cebrail! dedi. «Ümmetimin hali nice olacak?» diye düşünüyorum. Bunun için melal, üzüntü içindeyim.
Sonra Cebrail (A.S.)’la birlikte makberelere geldiler. Cebrail (A.S.):
— «Yâ Resûlâllah! dedi. Müslüman kabirlerinden birisini göster!»
Hazret-i Resûlullah (S.A.V.) de bir mü’minin kabrini gösterdi.
Cebrail (A.S.) sağ kanadını o kabre vurdu:
— «Kum biiznillah! (Allah’ın izniyle kalk)» dedi. O kabirden ak sakallı bir kişi dışarı çıktı:
«Lâ ilahe illallahû Muhammedün Resûlûllah vel hamdü lillâhi Rabbil Alemin.» dedi. Bundan sonra Cebrail (A.S.): Bir daha vurdu. Oradan bir kara yüzlü kişi çıktı:

«Vâ hasretâ ve nedâmetâ!» dedi. Bundan sonra Cebrail (A.S.):
— «Yâ Muhammedi Kıyamet Günü’nde halk, kabrinden çıkınca ne itikatta ise öylece kalkar» dedi.

Ebû Saîdil Hudrî Peygamber (S.A.V.)’den şöyle rivayet edip der ki:
— Hak Teâlâ buyurur: «Benim izzetim hakkı için bir kuluma rahmet etmek dilediğim zaman, o kulumu dünyadan çıkarmam, hattâ ne kadar hata etmiş olsa da o kuluma hepsini üç nesne ile bağışlarım. Birisi: Bedeni hasta etmekle, İkincisi: Rızkını azaltmakla, Üçüncüsü: Ölümünü zorlaştırmakla. Öyle ki o kul benim katıma geldiği zaman anasından doğmuş gibidir. Her ne zaman bir kuluma azap etmek istesem ne türlü iyilikler yaptı ise, ona üç şey vererek, onları üzerine giydiririm. Birisi, bedenine sağlık veririm. İkincisi, ölümünü kolaylaştırırım. Üçüncüsü, rızkını arttırır, çok ederim. Tâ, ki benim katıma hasenatlı gelsin diye!
*
Peygamber (A.S.) dedi ki:
— Hak Celle ve Alâ Hazretleri şöyle buyurur:
— Bir kişi haram malla Kabe’ye vardığı zaman İHRAM’da:
— «Lebbeyk ve sâ’deyk» dese Hak Celle ve Alâ Hazretleri:
— Lâ Lebbeyk ve Sa’deyk! der.
Hak Teâlâ Hazretleri buyurdu ki:
— Ey Mürsellerin ve Peygamberlerin kardeşleri Bir mü’minin yanına ne zaman girseniz temiz, hâlis gönülle girin. Gerçek dille, cömert elle ve temiz âzâ ile girin. Eğer böyle yaparsanız evliyamdan, erenlerimden olursunuz. Ve yarın peygamberlerle ve sıddıklarla, komşu olursunuz
Peygamber (S.A.V.) dedi ki:
— Hak Teâlâ bana şöyle vahiy buyurdu: «Bir kişiye hades, abdest ve guslü yenilemek gerektiği zaman o abdest almasa gerçekten bana cefâ eder. Namazı kılıp dua etse ben kabul eylesem, ona cefâ etmiş olurum. Ben ise cefâ eden Rab değilim!.»
Resulullah (S.A.V.) dedi ki:
— Cebrail (A.S.) bana vasiyet edip Allahu Teâlâ’nın şu emrini bildirdi:
«Hatunlarınla gökçek, güzel geçin!» dedi. Ben öyle sandım ki boşanmak haramdır. Sonra:
— «Kulunu (köleni), cariyeni (karavaşını) hoş tut!» dedi. Ben öyle sandım ki onları azat etmek gerektir. Sonra:
— «Komşularınla gökçek, güzel geçin!» dedi. Ben sandım ki benden miras yiyecekler. Ve:
— «Misvak ile (riyazetle) namaz kıl!» dedi. Ben sandım ki bu farizedir. Sonra:
— «Namazı cemaatle kıl!» dedi. Ben sandım ki, namaz yalnız kılınınca kabul edilmez.
— «Geceleri namaz kıl!» dedi. Ben sandım ki, geceleri uyumak yoktur.
— «Zikrimi çok et!» dedi. Ben sandım ki âyet, âyet KuPan’m nefi yoktur.
(Bu son hadis, hadîs-i kudsîdir. Allah’ın izni ile naklolundu.)

Begavî tefsirinde nakledilmiştir ki, İbn-i Abbas şöyle dedi:
— Peygamber (S.A.V.) Hazretleri bir gün oturuyordu. Cebrail (A.S.) da yanındaydı. Gökten bir kapı açıldı. Cebrail (A.S) göğe baktı:
— Yâ Resûlâllah! dedi Bu kapı şimdiye kadar açılmış değildi. O sırada hemen bir melek geldi:
— Yâ Muhammed! dedi. Beşaret olsun sana ki iki nur getirdim sana. Bu iki nur da senden önce gelen peygamberlere gelmiş değildir. Biri FATİHATÜL KİTAB’dır, biri de BAKARA sûresinin sonudur.
«Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Bunların her biri Allah’ın Meleklerine, Kitaplarına ve Peygamberlerine inandı. Allah’ın Peygamberlerini biribirinden ayırt etmeyiz. Onlar dediler ki: “İşittik ve itaat ettik. Ulu Rabbimizin Gufranını dileriz, verecek Sen’sin.”» «Allah bir kimseye gücünün yetmiyeceğini yüklemez. Herkesin kazandığı iyilik kendisinedir, işlediği fenalık da kendisinedir. Ey Rabbimiz! Yanılır ve unutursak bizi muahaza etme. Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de bir yük taşıtma. Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimiz yükü bize yükleme. Bizi bağışla. Yarlığa. Bizi esirge. Yâr’ımız, yardımcımız Sen’sin. inanmayanlara, kâfirlere karşı bize zafer, yardım ihsan et.» (Bakara sûresi âyet- 285-286)