Bedir’e Doğru Gidiş

By | 12 Mart 2015

bedire-dogru-gidis     Asker birliği, sonra, o menzilden kalktı. Bedir mevkiine doğru ilerledi.
Ashaptan iki kişi öne gönderildi. Bunlar kervandan haber sağlayacaklardı. Onlar BEDIR’e varınca bir kadının, arkadaşı bir kadınla konuştuğunu duydular. Birisi ötekine:
— Yarın, öbür gün kervan buraya gelir.
O iki haberci kadınlardan duydukları bu sözleri Resulullah (S.A.V.)’e haber verdiler.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.) gidince o yere Ebû Süfyan gelmişti. Kadınlara:
— Buraya Müslümanlardan kimse geldi mi? diye sordu. Onlar:
— Gelmedi. Ama iki kişi şuraya indiler. Biraz durup gittiler! dediler.
Ebû Süfyan o yere yürüdü. Develerin fışkısına baktı. İçlerinde hurma çekirdekleri gördü:
— Bu Medinenin Yesriblilerin develerindendir. Sanırım ki o iki kişi Medineli Müslüman casusudur! diyerek çok korktu. Hemen yola düzüldü. Bedir kuyusunu sol yanına aldı. Deniz kıyısını sağma alarak Mekke’ye yollandı.
Bu sırada, Abdül Muttalibin kızı Atike, Mekke’de korkulu bir rüya gördü. Kardeşi Abbas’a bunu anlattı. O da:
— Sanırım ki Kureyş’e bir belâ, bir musibet erişmektedir! dedi. Âtike Hatun rüyasını şöyle anlattı:
— Bir deve ile yetmiş kişi EBTAH deresinde durdu, yüksek sesle üç kere:
— Ey Kureyş helak olacağınız yere gidin! diye nida ettiler. Sonra o topluluk Mescid-i Haram’a geldi. Halk da ardınca yürüdü. Kabe’ye çıkıp yine üç kere nida edildi. Ebû Kubeys dağından bir taş yuvarlandı ve parça parça oldu. Her eve bir parça taş düştü. Ama Haşimoğulları ile Zühreoğulları halkının evlerine dokunmadı.
Abdül Muttalib oğlu Abbas, kızkardeşi Âtike’nin sözlerini gizlemeyerek gitti, Rebia oğlu Utbe oğlu Velid’e anlattı ve:
— Bu rüyayı sakın kimseye söyleme! dedi. Ama Velid, bu rüyayı baştan başa babasına anlattı. Böylece bu haber o gün Ebû Cehil’in kulağına vardı. Ertesi sabah Abbas’a:
— Ya Ebal Fadıl! dedi. Ey (Fadıl’ın babası) Bu kadın, ne zamandan beri Peygamber oldu?
Abbas:
— O nasıl kadın? diye sordu. Ebû Cehil:
—Kızkardeşin Âtike, bir rüya görmüş ya! dedi. Abbas:
— Benim bu rüyadan haberim yok! diye cevap verdi. Lânetli Ebû Cehil alay ederek:
— Erkeklerinizi peygamberlik davasından alıkoymadınız. Şimdi de kadınlarınız nübüvvet davasına başladı! Biz üç güne kadar sabredece-ğiz. Eğer bir eser görülmeyecek olursa haberler yazıp Arap kabilelerine yollarız. Arap kavmi içinde Haşimoğulları çok yalancıdır! deriz.
Abbas Ebu Cehil’in bu sözlerine kızdı, ona:
— Yalancılığa ve sövülmeye sen bizden lâyıksın! dedi.
Akşam olunca Abdül Muttalib’in hatunları bir araya gelerek
toplandılar. Ona sitem ve serzenişte bulundular. Şöyle dediler:
— Bu habis, fâsık, bu Ebû Cehil erkeklerinize dil uzattı, onları yerdi, kötüledi. Kimse onu bundan alıkoymadı. Şimdi de kadınlarınıza dil uzatıyor? Sizin gayretiniz yok mudur?
Abbas:
— Eğer yeniden dil uzatırsa onu meneder, onu döverim! dedi. Abbas demiştir ki:
— O alçağın o türlü sözlerinden yüreğim o kadar üzüldü ki o gece uyuyamadım. Sabah olunca tavafa gittim. Ebu Cehil’i kâbede gördüm. Ona doğru yöneldim. Beni görünce acele acele Mescidden çıktı. Ben bana kızdığını sandım. Fakat o zaman Cafârî’den kötü bir haber almış, benden onun için kaçmış!
*
**
O haber de şu idi. Kureyş kafilesi henüz Şam’da iken müşriklerden birisi Ebu Süfyan’a gelmiş:,
— «Ey Ebu Süfyân! Muhammed (S.A.V.) ashabı ile birlikte size hücum edecek Zulaşiyre’ye geldiler. Fakat siz oradan, Şam’a doğru geçmiş bulundunuz. Şimdi her gün sizi bekleyip gözetliyorlar. Tetik davranmanız gerektir!» demişti.
Ebu Süfyan bu sözleri duyunca telâşa düşmüştü. Haberciyi yirmi Miskal altına Mekke’ye elçi olarak tuttu. Zamzam-ı Gafarî de hemen yola çıkmış, Şam’dan Mekke’ye gelmişti. Gömleğini önünden ardından yırtıp devesinin kulağını ve burnunu kesmiş, palanını deveye ters bağlamıştı. Bir felâketi haber verir gibi Ebtah’ta durmuştu. Ebu Cehil’in de duyduğu şu feryadı basıyordu:
— Ey Kureyş! Ey Gavsoğulları! Muhammed kervanımıza hücum etti, eğer yetişmezseniz kervanınızı ele geçirirler.
Haberci sonraları şöyle demiştir:
— Şam’da kafileden ayrılıp Mekke’de bir rüya görmüştüm. Mekke’nin deresi baştan başa kanla dolmuştu. Uykudan uyanınca kendi kendine:
— Kureyş’in başına bir belâ gelmektedir.
Onun bu haberi Haşimoğullarım da sevindirmişti. İşte Atike Hatun’un rüyası doğru çıkıyordu. Bu haber o rüyanın âdil bir şahidiydi.
Bu haberi duyan Kureyşliler Mekke dışına çıkmak için hazırlığa başladılar. Süheyl bin Amr ile Esved oğlu Rebia halkı kervanı karşılamağa teşvik ediyorlardı.
— Her iki kişiye bir kişi gönderilsin! diye sözbirliği edildi. Kervanı korumak için de zenginler fakirleri silâhlandıracaklardı. Bütün Kureyş buna rıza gösterdi. Yalnız Ebu Leheb bu işe razı olmadı. Ona:
— «Ey Ebu Leheb! Sen bu kavmin serdarısın, başısın. Eğer sen bizimle olmazsan Kureyş halkı bize uymaz. Ya sen gel, ya da yerine birisini yolla!» dediler. Ebu Leheb, Lât ve Üzzâ putları üzerine yemin ederek:
— «Ne kendim giderim, ne de yerime bir kimse yollarım!» dedi.
Bir rivayete göre de şöyle demişti:
— «Benim Mugiyre oğlu Hişam oğlu As’tan dört bin dirhem alacağım var. Onu siliyorum. Benim bedelim olarak o gitsin!»
Ebû Leheb’in gitmemesine sebep Atike Hatunun gördüğü rüya ve bir felâket geleceğini haber vermesiydi.
Mekkeden dışarı çıkmak istemeyenlerden birisi de Halef oğlu Ümeyye idi. Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’in Medine’ye hicretinden sonra Muaz oğlu Saad (R. Anh) Mekke’ye gelmişti. Ve Halef oğlu Ümeyye’nin evine konuk inmişti. Ebû Cehil onun geldiğini haber alınca Ümmeyye’ye koştu.
— Bu Saad, Muhammed’e sığınak olmuştur. Bize muhalefet edip bizimle cenk etmek istemektedir. Sen kendisine bir şey söyleme. Ona yardım etme. O bizim elimizden sağ kurtulamaz.
Saad da ona yüksek sesle:
— Sizin kafileleriniz bizim tarafımıza uğrarlar. Ne söylersen söyle. Elinden geleni de yapabilirsen yap diye cevap verdi. Ümeyye ona:
— Ya Saad, dedi, kati söz söyleme. Sana söz söyleyen Ebul Hakem’dir. Adı da halkın Ulu’sudur.
Muaz oğlu Saad yüzünü Ümeyye’ye döndürdü:
— Sen böyle mi diyorsun? Oysa ben Resûlullah (S.A.V.)’den işittim ve şöyle buyurmuştu:
— Benim Ashabım Ümeyye’yi öldürecektir.
Ümeyye sormuştu:
— Sen bu sözü kendi kulağınla mı, yoksa birisi vasıtası ile mi işitin?
Saad (R. Anh):
— «Evet, kendim, vasıtasız olarak işittim!» dedi. Bu haber Ümeyye’nin gönlünde yer etti. Tam o sırada Bedir’e gitmek üzereydi. Ümeyye yaşının verdiği kibirle ve vücudunun ağırlığından dolayı özür dileyip gitmemek istedi. Ebû Cehil ile Muayt oğlu Ukbe bir buhurdana ateş koyarak Ümeyye’ye geldiler. Ebû Cehil, buhurdandaki tütsüyü üfleyerek:
— «Mademki evinden çıkmıyorsun, bari karılar gibi buhurlan!» dedi. Ve bir de sürmelik uzattı, Ümeyye onlara sitem etti, hamiyet damarları kabardı. Gitmeğe karar verdi. Zamzam’ın rüyası da Mekke’de çabucak yayılmıştı. Akıllı kimselerden birçoğu da gidenlerle gitmeği istemediler. Bunların arasında:
1 — Amir oğlu Haris,
2 — Utbe, Şeybe kardeşler,
3 — Halef oğlu Ümeyye,
4 — Hizam oğlu Hakem,
5 — Ebulbahteri,
6 — Münebbeh oğlu As vardı. Ellerinden geldiği kadar işi geri bıraktılar, bahaneler icat ettiler. Ebu Cehil ve Haris oğlu Nadr onlara:
— «Siz birer korkaksınız, siz birer kadınsınız!» dediler. Onlara hakarette bulundular. Onlar da çaresiz cenge gitmeğe karar verdiler.
VâkîdîC) der ki:
— Kureyş, Hubal putunun önüne geldi. Oklariyle fal açtılar. Bu fala Ezlâm = Okla fal bakma derlerdi. İşle veya işleme yazılı oklardan biri çekildi. Okundu:
— «İşleme!» yazılı oktu. Ebû Cehil:
— «Ben bu fal işiyle amel etmem! Ve kafileye yardım etmekten geri kalmam!» dedi. Kureyş çıktıktan sonra El-Esed oğlu Zem’a okla fal açtı. Yine üstünde:
— «İşleme!» yazısı bulunan oku çekti. Zem’a kızdı. Tekrar ok çekti yine:
— «İşleme!» yazılı bulunan oku çekti. Zem’a kızdı. Tekrar ok çekti yine:
— «İşleme!» yazılı oku çekmişti. Zem’a okunu kırdı. Ve:
— «Senden yalancı ok görmedim!» dedi.