Aradan günler geçmişti. Bir gün Hz. Yakub ağır hastalandı. Bir takım haberciler saraya koşarak Hz. Yusuf’a geldiler.
— Babanız Yakub hastalandı! dediler. O da iki oğlunu, Menassi ile Efrayim’i yanına aldı, Hz. Yakub’un hasta döşeğinde yanına koştu. O gelirken ihtiyar babaya:
— İşte oğlun yanına geliyor! dediler. Hz. Yakub kendisine son gücünü vererek yatakta toplandı. Döşeğinin üstünde oturdu:
— Ey Yusuf! dedi. Ben senin yanına, Mısır’a gelmeden önce iki oğlun doğmuştu. Onlar benimdir. Gerek Menassi, gerekse Efrayim, evlâtlarımdan Ruben gibi, Simon gibi benim olacaktır. Ama bundan sonra doğacak çocukların senin olsun. Miraslarında kardeşlerinin ismi yanında anılsınlar! dedi.
Hz. Yakub gözlerini iki çocuğa çevirdi:
— Bunlar kim? diye sordu. Hz. Yusuf:
— Bunlar Allah’ın bana burada verdiği iki oğulumdur!
— Yardım et, onlar ellerini bana uzatsınlar. Onları mübarekleyeyim. Onlara dua edeyim!
Hz. Yakub, çok ihtiyarladığı için iki torununu görememişti. Hz. Yusuf iki evlâdını ona yaklaştırdı. İhtiyar büyükbaba da onları sevdi, okşadı, öptü, kokladı. Kucakladı.
Hz. Yakub:
— Ey Yusuf! dedi. Bir zamanlar ben yüzünü bir daha göremiyeceğimi sanırdım. İşte Hak Teâlâ bana senin zürriyetini bile görmeyi nasip etti! dedi.
Hz. Yusuf çocuklarını babasının dizleri dibinden çekip aldı. Yüzünü yere kadar eğdi, secdede bulundu. Sonra doğruldu. Efrayim’i sağ eli ile babasının soluna, Menassi’yi sol eli ile babasının sağına geçirip ona yaklaştırdı. Hz. Yakub o zaman sağ elini uzattı. Küçük torunu Efrayim’in başının üzerine koydu. Sol elini de Menassi’nin başına koydu. Ellerini bilerek değiştirmişti. Çünkü Menassi daha büyüktü, ilk doğandı. Hz. Yusuf’u mübarekleyip şöyle dedi:
— Babalarım İbrahim ve İshak’ın yolunda yürüdükleri ve ben dünyaya geldiğim gündenberi besleyen Allah’ım beni her belâdan kurtaran o melek, bu çocukları da mübarek kılsın. Benim adım ve babalarım İbrahim ve İshak’ın adiyle anılsınlar. Yeryüzünde ziyadesiyle çoğalsınlar!
Bu sırada Hz. Yusuf, babasının, sağ elini Efrayim’in başının üstüne koyduğunu gördü. Hemen babasının elini tuttu. Efrayim’in başının üstünden alarak Menassi’nin başının üzerine koymak istedi.
— Baba, öyle değil! Çünkü ilk doğan çocuğum budur! Sağ elini onun başı üstüne koy! dedi. O ise:
— Biliyorum ey Yusuf! dedi. Allah senin neslini temiz kılsın! İsrail sana hayır dua edecektir. Ama artık bil ki ben ölüyorum! Lâkin Allah sizinledir. Sizleri yine babalarınızın ülkesine geri götürecektir.Ve ben sana kardeşlerinden bir pay fazlasını verdim. Ben Amorilerin elinden kılıç ve yayın gücüyle aldım.
Sonra durdu. Dinlenince:
— Bana bütün Yakub oğullarını çağırınız! dedi.
Şimdi bütün oğulları başucuna gelmişlerdi. Onlara doğru yavaş yavaş döndü.
— Toplanınız başucuma! Son günlerde başınıza gelecekleri size söyliyeyim! dedi. Çocukları geldiler. Onun yatağının çevresine halkalandılar. O da:
— Ey Yakub oğulları! Yaklaşınız ve beni dinleyiniz, diyerek şu vasiyetine başladı:
— Ey Rubin! Ey benim ilk oğlum. Sen gücümün, varlığımın ilkisin! Saygıda da ilk, kuvvette de ilk sensin! Su gibi kaynayıcı, oynayıcı olduğun halde herkesten üstün olmayacaksın. Çünkü babanın yatağı üstüne çıktın. O vakit yatağı kirlettin.
Simonla Levi bir karından doğdular. Onların kılıçları zulüm âletidir. Benim canım onların arasına girmesin. Ululuğum, onların topluluğu ile birleşmesin. Çünkü onlar öfkelerinde adam öldürürler. İnat ettiklerinde sığır siniri keserler, ayaklarını topal ederler. Onların öfkesi lânetli olsun, çünkü şiddetlidir. Hiddetlerine de lanet olsun, çünkü gaddardır. Onları bölecek ve dağıtacağım.
Ve sen ey Yahuda! Kardeşlerin seni öveceklerdir. Senin elin, düşmanlarının boynunda olacaktır. Babanın oğulları senin önünde diz çökeceklerdir. Yahuda, bir aslan yavrusudur.
Hz. Yakub, oğulları için böylece sıra ile sözler söyledikten sonra sıra on birinci oğlu Yusuf’a geldi. Onun için de şunları söyledi:
— Yusuf meyveli bir daldır. Kaynak, pınar başındaki yemişli bir dal. Onun filizleri duvarın üstünden açmış!
Okçular onu incittiler. Ok atıp onuyaraladılarsa da onun yayı yine kuvvetli kaldı. Ellerinin bazuları, Yakub’un Rabbinin yardımiyle yeniden kuvvetlendi.
Ey Yusuf! Babanın Allah’ı senin yardımcın olacaktır. O Allah ki seni yukarıdan, gökyüzünün bereketleriyle, aşağıda olan denizin bereketleriyle, meme ve rahim bereketiyle seni mübarek kılacaktır. Senin babanın hayır duaları, atalarının hayır dualarından öte, ebedî tepelerin en uzak sınırlarına kadar uzanacak ve kardeşlerinin en seçkininin başı üzerinde olacaktır.
Ve Bünyamin de yırtıcı bir kurttur. Sabahleyin av yiyecek ve akşamleyin ganimet paylaştıracaktır.
*
Hz. Yakub 12 çocuğu için övüş yaptıktan sonra dinlenmek için biraz durdu. Birkaç nefes aldı. Sonra dedi ki:
— Ben artık göçüyorum. Yüce Rabbimin yanına gidiyorum. Ey oğullarım, Allah size bu dini seçmiştir. Siz de ancak İslâm olarak can verin. Dedeniz İbrahim de oğullarına:
«Kendimi âlemlerin Rabbına teslim ettim!» demiştir.
Hazret-i Yakub sonra şu vasiyette bulundu:
«Ey oğullarım, şüphe yok ki, Allah, razı olduğu İSLAM dinini sizin için seçti. O halde siz (ölümden önce Müslüman bulunun ve) ancak Müslüman olarak can verin.» (Bakara sûresi, âyet: 132)
Sonra oğullarına sordu:
— «Evlâtlarım, ben öldükten sonra kime tapacaksmız?»
Oğulları da:
«Senin ve baban İbrahim ile İsmail ve İshak’ın ilâhı yüce ve yegâne Allah’a tapacağız. Biz de ancak ona teslim olmuşuzdur! dediler.» (Bakara sûresi, âyet: 133)
Hz. Yakub son olarak dedi ki:
— Çocuklarım! Ben, evet, kavmime katılmak üzereyim. Beni babalarımın yanına, Hitti Efram’ın tarlasındaki mağaraya, yâni Kenan illerinde Memre önündeki Mekpelâ’nın tarlasındaki mağaraya gömün. O mağaraya ki, İbrahim kabiri için ve mülk olarak Efran’dan satın almıştı. Büyük dedem İbrahim ile büyük anam Sârâ’yı oraya gömdüler. Dedem İshak ile karısı Rebeka’yı orada gömdüler. O tarla ve içinde olan mağara Het oğullarından satın alınmıştı.
*
Hz. Yakub vasiyetini tamamlayınca sustu. Artık hiçbir zaman konuşamayacaktı. Bacaklarını topladı. Son nefesini verdi. Kavmine katıldı.
«Rabbi İbrahim’e teslim ol! dediği zaman İbrahim âlemlerin Rabbine teslimim dedi.» (Bakara sûresi, âyet: 131)
Hz. Yusuf, babasının ruh kuşunun ten kafesinden uçtuğunu görünce hemen Hz. Yakub’un yüzüne kapandı.
— Baba, babacığım! diyerek ağlamaya başladı. Onu son kez öptu Son kez kokladı. Hemen saraydaki hekimleri çağırttı:
— Babam’ı hemen mumyalayınız! Onu güzel kokularla içinden, dışından yıkayınız! dedi.
Onlar da onun sevgili babasını mumyaladılar. Kırk günlük mumyalama zamanı dolunca Mısırlılar vezirlerinin babası için yetmiş gün yas tuttular.
Bu matem günleri de geçince Hz. Yusuf Firavun’un huzuruna çıktı:
— Ey büyük hükümdar! dedi. Babam ölürken bana Kenan diyarında kendi eli ile açtırdığı kabre gömülmesini vasiyet etti. Kerem edip bana izin veriniz. Gidip onu orada gömeyim!
Firavun da:
— Ey Yusuf! Babanın sana yemin ettirdiği gibi onu vasiyeti üzerine kabrine göm! dedi.
Hz. Yusuf Kenan diyarına gitmek üzere yola çıktı. Yanında köleleleri, evinin ihtiyarları, Mısırlı ihtiyar kimseler, kendi çoluk çocuğu,
kardeşleri ve onların ev halkı, babasının en yakınları vardı.
17 yıldır yaşanılan Goşan ilinde birkaç kimse sürü ve sığırlar kalmıştı. Kafilede arabalar, atlar da vardı. Bu, büyük bir cenaze alayı olmuştu.
Kafile Kenan iline, doğuya doğru yol alıyordu. Nihayet Ürdün’ün öte yakasına geldiler. Burası Atad harmanıydı. Burada kafile halkı ağlamaya, inlemeye, ağıtlar okumaya başladı. Hz. Yusuf burada babasına tam yedi gün yas tuttu. Kenan diyarı halkı Mısır’dan gelen bir halk topluluğunun bu matemini görünce şaşırdılar:
— Bu, Mısırlılar için büyük ve hazin bir yas olsa, gerek! dediler.Buraya (Mısırlıların Matemi) anlamına gelen (Abel Mısraim) adını verdiler. Burası Ürdün’ün öte yakasına düşüyordu.
Yakub oğulları az sonra Hz. Yakub’u Memre önünde, Hitti Efran’-dan satın alınan Mekpelâ tarlasındaki aile kabristanına gömdüler.
Cenaze töreni bittikten sonra Hz. Yusuf, oğulları, kardeşleri, aile halkı arabalar ve atlarla yeniden Mısır’a döndüler. Hz. Yakub (A.S.) Yüce Rabbi ile sevdikleri ölülerin yanında, ebedi teslimiyeti ile kaldı.
Mısır’da İsrail oğulları yine Goşan ilindeki eski hayatlarını sürmeye başladılar. Fakat babalarının ölümünden sonra içlerini bir kurt yemeğe başlamıştı. Kendi kendilerine:
— Yusuf belki bize kin tutar! Ona ettiğimiz kötülüklerin daha çoğunu bize karşı yapar. Hem babamız da ölmezden önce bize: «Yusuf’a gidiniz. Kardeşlerin sana fenalık yaptı. Fakat sen onların suçunu bağışla!» deyiniz diye vasiyet etmişti. Biz de ona gidelim. Af dileyelim! dediler.
Kalktılar. Hz. Yusuf’un huzuruna geldiler.
— Ey Yusuf! Senden bağışlanmamızı diliyoruz! dediler.
Yusuf, kardeşlerinin ağzından bu yalvarışı duyunca duygu gözyaşlarını tutamayarak ağlamaya başladı. Bütün kardeşleri:
— İşte biz senin kulunuz! dediler.
Hz. Yusuf kardeşlerine: .
— Korkmayınız benden! dedi. Ben, hâşâ, Allah makamında mıyım? Siz belki bana kötülük düşündünüz. Ama Allah o kötülüğü iyiliğe çevirdi. Geleceği karanlık düşünmeyiniz. Ben sizi de, ev halkınızı da besleyeceğim!
*
Hz. Yusuf, kardeşlerini bu tatlı sözlerle böylece teselli etti.
Hz. Yusuf Mısır’da daha uzun yıllar yaşadı. İsrail oğulları da Mısır sarayı Hassa komutanının konağında on üç yıl kalmıştı. Otuz yaşını doldurduğu zaman zindandan çıkarıldı ve Firavun’un veziri oldu. Firavun Reyyan ölünce onun yerine Kalus geçti. Bu eski Mısır dinine tapıyordu. Hz. Yusuf onu hak dinine davet etti ise de o kabul etmedi.
Hz. Yusuf, Tevrat’a göre 110 yıl, bazı din kitaplarındaki rivayetlere göre 120 yıl yaşamıştı. Oğlu Efrayim’in çocuğunun, çocuğunun, çocuğunu görmüştü. Ona üçüncü kuşak torunlarını görmeyi nasip etmişti. Öteki oğlu Menassı’nin oğlu Makir’den olan torunları ise Hz. Yusufun dizleri üstünde doğmuştu. Yüce Rabbi böylece ona büyük – babalık zevkini yürek dolusu tattırmıştı.
