Bilmek gerektir ki Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri Musa A.S.)’a kırk bin sekiz yüz kelime söyledi. Bazıları der ki: «Yüz on dört bin söz söyledi.» Hepsi de öğütler ve vasiyetlerdi. Bunlardan biri de şudur: Musa (A.S.) Hak Teâlâ’ya yakarışında:
— Yârabbi, dedi, seni nerede isteyeyim?..
Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— Sen beni, zayıf olmuş ve dünyadan el çekmiş kulumun gönlünde ara! dedi. Musa (A.S.):
— Yârabbi hangi kulun senin katında azizdir? dedi.
Hak Teâlâ Hazretleri de:
— Yâ Musa! Birşeye gücü yeten, affeden, bağışlayan kulum benim katımda azizdir! buyurdu.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Musa! Eğer bütün yerler ve göklerin yaratıkları bir yere toplansalar ve bir kişiyi helak etmek, yok etmek isteseler ben onun helak olmasını dilemezsem o kişiyi kimse helak edemez. Yâ Musa! Eğer bir sultandan korkarsan abdest al ki onun şerri, kötülüğü sana dokunmasın. Çünkü abdestli olan kimse benim emânetim altındadır. Ona kimseden ziyan gelmez.
Veheb bin Münebbih der ki:
— Tevrat’da dört satır yazı gördüm. Birbiri ardınca gelmekteydi. Biri şudur: Kim ki Hak Teâlâ Hazretlerinin kitabını okusa, ve kendisine rahmet olmadığını sansa, o kişi Hak Teâlâ’nın adı ile alay etmiş olur. İkincisi de şudur: Bir kişiye bir musibet erişse o musibetten halka şikâyet etse Hak Teâlâ Hazretlerinden şikâyet etmiş olur. Üçüncüsü de şudur: Bir kişiden birisine ziyan olsa o kişi üzülüp gazaba gelse Hak Teâlâ’mn takdirine darılmış olur. Dördüncüsü de şudur: Bir kişi, zengin bir kişiye bal verse ve tevazu gösterse dinin üç bölüğünden iki bölüğü gider. Yâni İlâhî yakınlık bakımından iki bölüğü eksilir.
Musa (A.S.):
— Yâ İlâhî, bir kimse bir sayruyu, bir hastayı sormaya gitse onun sevabı nedir? diye sordu. Hak Teâlâ Hazretleri:
— Onun bütün günahlarını bağışlarım! diye buyurdu.
Nakledilmiştir ki, Şeyh Sadreddin i Konevî (Rahmetullahi Aleyh i der ki:
Musa (A.S.):
— Yârabbi, Uçmak ehlinin en aşağısının makamı nasıldır?., diye sordu. Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— Bütün Uçmak ehli Uçmağa gidince bir kişi geldi: «Yârabbi, bütün yaratıklar menzillerine varmışlar, mertebelerini bulmuşlar!» dedi. Hak Teâlâ Hazretleri de ona: «Razı mısın ki bütün dünya hakanlığı kadar sana hakanlık vereyim?.» dedi. O da: «Razıyım Yârabbi!» dedi. Hak Celle ve Alâ Hazretleri: «Razıyım diyorsun, bu dünya kadar on padişahlık senin olsun!» dedi.
Musa (A.S.):
— Yârabbi, dedi, âlâsının fazlı nasıldır? Hak Teâlâ Hazretleri: .
— Ben onlara o kadar şeyler vereyim ki gözler görmemiş, kulaklar işitmemiş, gönüllerden de geçmemiş olsun! dedi.
Yine nakledilmiştir ki Hak Teâlâ Hazretleri Musa (A.S.)’a:
Yâ Musa! Eğer beni zikredersen ben de seni zikrederim. Beni zikrettiğin vakit da gönülden zikret! Benim önümde bir hoş olmuş kul gibi dur ve bana gönül aşkıyla ve sıdk ile yakar, yalvar, münacat et. Tâ ki dileğini kabul edeyim! dedi.
Nakledilmiştir ki, Hak Celle ve Alâ Hazretleri Musa (A.S.)’a:
— Yâ Musa! dedi. Gerçekten, ben nurdan bir ev yaptım. Ademo ğullarının yüreğinde emânet bıraktım. Ona gönül diye ad koydum. İşte o evin yeri marifettir, göğü imandır. Güneşi şevktir, ışıktır. Ay’ı da sevgi ve muhabbettir. Yıldızları doğruluktur. Dağları yakınlık, bağları himmettir. Gök gürültüsü korkudur. Yıldırımı ricadır, bulutları fazilettir, yağmuru rahmettir, ağaçları ibâdettir. Yapraklan vekâr, yemişleri hikmettir, ırmakları bilgidir, gündüzü akıllılık, gecesi musibettir. O evin dört rüknü ve direği vardır. Bir rüknü gönülden ilgililik sevgidir. Bir rüknü yakınlık, bir rüknü gönül kapısı ilimdi: bilgidir. Biri hilimdir, yumuşaklıktır, bir kapısı sabırdır, bir kapısı da şükürdür.
Tenbihül gafilin’de Ebûlleys der ki:
Musa (A.S.):
— Yârabbi, senin sevdiğin ve gazab ettiğin kulu nasıl bileyim?diye sordu.
Hak Teâlâ Hazretleri:
«Yâ Musa! Ne vakit bir kulumu seversem onun hakkı benim zikrim olur. Ben de yerlerde ve göklerde onu zikrederim. Onu mâsiyet ten, günah ve suçtan saklarım. Azabımı ona haram ederim. Ey Musa! Ne vakit ki bir kuluma gazab etseler ben, zikrimi, gazab edene unuttururum. Ve ona günah, suç işletirim. Ben ona hışım ederim ve azabımı ona helâl ederim. Ey Musa! Gazab ettiğim kişinin nişanı da sudur: Gönlü gururlu, onurlu olur. Yüreği ağır sözlü olur. Gözü kötü .uklere, şerre bakar.
Nakledilir ki, Firavun’u, Hak Teâlâ Hazretleri suda boğduğu vakit Musa (A.S.):
«Yârabbi, beni bir işe delâlet eyle. O iş, bana verdiğin nimetlerin şükrü olsun!» dedi. Hak Teâlâ: «Yâ Musa, eğer gökleri ve yerleri terazinin bir kefesine koysalar, öteki kefesine de Lâ ilahe illallâhü kepmesini koysalar bu söz daha ağır gelir!» diye buyurdu.
Kutul Kulûb’de şöyle denmiştir:
— Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri: «Yâ Musa! dedi. Benim kullarıma de ki: «Her kim ki içi dışından hayırlı olursa onlar benim velilerimdir. Ve her kimin içi dışından şerli, kötülü olursa, onlar benim düşmanımdırlar.»
Katâde (R. Anh) dedi ki:
— Hak Celle ve Alâ Hazretleri Musa (A.S.)’a hitap ettiği vakit Musa (A.S.): «Yârabbi, bana kerametler verdin ve benim üzerime Menn ve SelvaG) (Kudret helvası ve bıldırcın) indirdin, benim için taşan, kaynayan su çıkardın, Firavun’u ve kavmini benim için helak ettin. Sularda boğdun, böylece benden kerametli kulun varımdır?..» dedi.
Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri:
«Yâ Musa! Benim bir Peygamberim vardır. O bana bütün yaratıklardan kerametlidir!» dedi. Bunu işitince Musa (A.S.) şaşırdı. «Yârabbi, benim ümmetimden daha kerametli var mıdır?» diye sordu. Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri: «Yâ Musa, Muhammed ümmetinin fazlı benim katımda bütün ümmetlerin fazlından fazladır ve ziyadedir!» dedi.
Nakledilmiştir ki, Musa (A.S.) meleklere:
— «Benim Rabbim, uyur mu?» diye sordu.
Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri Musa (A.S.)’a:
— Yâ Musa! İki şişe al, sakla! diye buyurdu. Musa (A.S.) o iki şişeyi eline aldı, sakladı. Hak Teâlâ Hazretleri ona uyku verdi. Musa (A.S.) uyudu, şişeler elinden düştü, parça parça oldu.
Hak Teâli Hazretleri Musa (A.S.)’a:
— «Yâ Musa! Eğer ben de uyursam yerler ve gökler bu şişeler gibi düşer, parça parça olurdu!» dedi.
Nakledilmiştir ki, Musa (A.S.): «Yarabbi, hangi yer sana aziz ve hürmetlidir?» diye sordu Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri:
«Uçmak’ta Hazîretül Kudüs denilen bir yer vardır. O yer bana bütün yerlerden aziz gelir!» dedi. Musa (A.S.): «Yarabbi orada kimler bulunur?» diye sordu. Hak Teâlâ «Oraya üç taife girer. Biri benim verdiğim belâya sabreyleyenler. Biri verdiğim nimetlere şükür edenlerdir. Biri de, verdiğim ölüme razı olanlardır!» dedi.
Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri, Musa (A.S.)’a, «İşte beş nesne benden, beş nesne senden!» diye buyurdu: «Ulûhiyet benden, kulluk senden, arttırmak benden, şükür etmek senden. Kabul etmek benden, dua etmek senden. Kaza benden, sabretmek senden. Nime: vermek benden İtaat senden.»
Yine nakledilmiştir ki, Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri:
— «Ya Musa! Beş nesneyi, beş şey içinde koydum. Yaratıklar bu beş şeyi başka yerden isterler. Acaba nasıl bulurlar? Birincisi: Ben ilmi açlıkta koydum, halk onu toklukta arar. İkincisi: Rızâmı, arzular, bırakmakta koydum. Halk onu havalarda ve arzularda arar. Üçüncu sü: İzzeti ibâdette koydum, halk onu beylerin kapısında arar. Dördüncüsü: Baylığı kanaatte koydum, halk onu mal biriktirmekte ara: Beşincisi: Rahatı âhiret’te koydum, halk onu dünyada ister. Böyle olunca nasıl bulabilirler?.» dedi.
Yine nakledilmiştir ki, Hak Teâlâ: «Yâ Musa! Bir kişi gıybet eh. olsa, başkalarını çekiştirse ve tevbeli olsa o kimse uçmağa, herkesten sonra gider. Gıybette, çekiştirmede devam edip ölürse, Ceher nem’e ilk önce girenlerden olur!» dedi
Yine nakledilmiştir ki, Hak Teâlâ Hazretleri: «Ya Musa! Her kirr babasma, anasına boyun eğici olup, iyilik ederek bana âsi olsa ben onu tevbekarlardan yazarım» dedi.
Yine nakledilmiştir ki, Allah’ın lânetlisi Şeytan, Musa (A.Su ile buluştu. İblis: «Yâ Musa, dedi. Hak Teâlâ seni Enbiya ve Esfiyada: kıldı. Sana Peygamberlik verdi. Seni, sana söz söylemesiyle Kelin.. Allah ile konuşan kıldı. Beni de Hak Teâlâ yarattı. Ama suç işlemekle âsi oldum. Ama dilerim ki tevbe eyleyim. Rabbim beni yarlıgasır tevbemi kabul etsin.» Bu sözlere karşı Musa (A.S.): «Yâ İlâhî, İblis . tevbesini kabul eyle!» dedi. Allahü Teâlâ: «Yâ Musa, gitsin, varsın
Âdemin kabrine secde eylesin! Tevbesini kabul evleyim!» dedi. İblis, bu sözü işitince, kızdı: «Ben Adem’e hayatta iken secde etmedim, i:mdi öldü, kabrine mi secde edeceğim?» dedi ve secde etmedi.
Yine nakledilmiştir ki, Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Musa! dedi, renim keremimle, rızamın sana yakın olmasını ister misin? Hattâ sözünden diline yakın olayım?
Musa (A.S.): «İlâhî, onu isterim!» dedi. Hak Teâlâ Hazretleri: «O r.alde Muhammed Mustafa’yı çok zikret. Salâvat getir!» dedi.
Yine nakledilmiştir ki, Musa (A.S.):
— «Yâ İlâhî, eğer bana yakın :;en yalvarıp yakarayım. Eğer ırak isen çağırayım!» dedi. Hak Teâlâ Yâ Musa, her kim beni severse ben de onu severim. Benim kulum beni ne vakit istese beni bulur!» dedi.
Risâle i Kuşeyrî’de nakledilmiştir ki: Musa (A.S.):
«Yâ İlâhî, Sen Âdem’i kudret elinle yarattın. Ona türlü türlü keramet verdin. Sana nasıl şükreyledi?» diye sordu. Hak Teâlâ Hazretleri: «Âdem, o kerametlerin hepsini benden bildi!» dedi. Musa (A.S.): «Yarabbi beni bir amele kılavuz kıl ki onu işlediğim vakit benden razı olasın!» dedi. Hak Celle ve Alâ Hazretleri: «Yâ Musa! Benim rızam senin rızandır. Yani benim kazama sen razı olursan ben de senden razı olurum!» dedi.
Nakledilir ki, Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri: «Yâ Musa! de ii. Erenleri, dervişleri gördüğün vakit onlara bilgi, ilim öğret. Nitekim baylara öğretirsin. Eğer öyle yapmazsan o sana öğrettiğim ilmi güme koy, boşa bırak!»
Yine Hak Teâlâ Hazretleri:
«Yâ Musa! Diler misin ki senin hasenatını, iyi amellerini Kıyamet gününde bütün yaratıkların hasenatı ribi edeyim?» dedi.
Musa (A.S.):
«Dilerim Yarabbi!» dedi.
Hak Teâlâ Hazretleri:
«Öyleyse, Yâ Musa, hastaların halini sor! Erenlerin, dervişlerin, fakirlerin kaftanını kitle!» diye buyurdu. Musa (A.S.) da nundan sonra ayda bir kere hastaların hâlini sorar, dervişlerin kaftanını kitlerdi.
Malik İbni Dînar (Allah ona rahmet eylesin) der ki: «Hak Teâlâ, Musa (A.S.)’a dedi ki: «Yâ Musa, demirden bir asâ edin. Ondan sonra cihanı gez. Benim ibretlerime göz at. İlim iste bilgi dile. Hattâ ayarındaki nalin ve elindeki asan parça parça oluncaya kadar dolaş!»
Mesabih şerhinde şöyle nakledilmiştir: Musa (A.S.): «Yârabbi, Arş ve Kürsî’nin arası ne kadar?» diye sordu. Hak Teâlâ «On bin kere Maşrık ile Mağrib arası kadardır!» buyurdu. Musa (A.S.): «Yarabbi, oana Tevrat verdin. Kelâm verdin. Bunlardan sonra dört şeyden korkarım ve bir nesneye de ümidimi bağlarım!» dedi. Hak Teâlâ; «Kork¬uğun o dört şey ne? Ve ümit bağladığın o tek şey nedir?» diye sordu.
Musa (A.S.):
«Yarabbi fıkaralıktan korkarım. Ölüm dalgınlığından korkarım. Kıyamet günü korkusundan ürkerim. Bir de kabir azabından korkarım! Ümid bağladığım şey de bana vereceğin ve içine hiçbir şey karışmamış olan hâlis sevgidir, muhabbettir.» dedi.
Hak Teâlâ da şöyle buyurdu:
Yâ Musa! Eğer fakirlikten korkarsan İşrak namazını kıl. Fakirlikten kurtulur, emin olursun. Eğer ölüm dalgınlığından korkarsan akşamla yatsı arasında namaz kıl. Eğer kabir azabından korkarsan gece iki rek’at yahut dört rek’at namaz kıl. Eğer kıyametten korkarsan Receb ayında oruç tut. Yâ Musa, şu şeyi sakla ki sana üç şey ile ikram edeyim. Birincisi budur ki, dilini yalandan ve başkasını gıybetten, onun arkasından söz söylemekten koru. Hattâ o vakit sana Uçmak vereyim. İkincisi budur ki, yaramaz yoldaşlardan ilgini kes ki sana salihleri, doğru yolda gidenleri yoldaş edeyim. Üçüncüsü de budur ki, karnını haramdan, şüphelilerden sakla ki sana hikmet ikram edeyim!» buyurdu.
Nakledilmiştir ki Hak Teâlâ Hazretleri Musa (A.S.)’a: «Yâ Musa! dedi, benden dört şey isteme ki, ben onları senden önce gelen kimselere de vermiş değilim, senden sonra geleceklere de verecek değilim. Biri budur ki benden baylık, zenginlik isteme. Çünkü, bütün halkı görüyorsun ki bana muhtaçtırlar. Ve ben gani padişahım, siz fakirlersiniz, İkincisi budur ki benden Gayb ilmini isteme. Benden başka kimse gaybı bilmez. Meğer ki ben bildireyim. Üçüncüsü budur ki. halkın dilini senden kesmemi benden isteme. Doğrusu budur ki ben onları yarattım, rızıklarını verdim, öldürürüm. Ve yine diriltirim. Ya Cennet’e, yahut Cehennem’e koyarım, öyle olunca da beni onlar yaramaz şeyle anarlar. Ben, böyle olduğu halde dillerini benden kesmedim, senden de kesmem. Dördüncüsü budur ki benden dünyada Beka isteme. Onu bulamazsın. Çünkü ben dâim ve baki padişahım. Bütün yaratıklar fânidir.»
Nakledilmiştir ki Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
«Ya Musa dedi, eğer Yedi denizler mürekkep olsa, bütün ağaçlar kalem olsa, İns ve Cin melekler yazıcı olsa, hem de yetmiş bin bunlar gibi saf gelse Ce hennem’in, Tamu’nun alt katlarının evsafını yazamazlar.»
Musa (A.S.): İlâhî, Cehennem’in derinliği nasıldır?» diye sordu Hak Teâlâ: «Dörtbin yıllık yoldur, dedi. Bir yılı dörtbin aydır. Bir ayı
ı:rtbin gündür, bir günü de yetmişbin saattir. Her saat bin yıllık vakitdır.»
Hak Teâlâ Hazretleri:
— «Yâ Musa! kavmine söyle ki, birbirlerini razı eylesinler, onları uçmağa koyayım!» dedi. Musa (A.S.) Ya razı edemezlerse?» diye sordu. Hak Teâlâ da: «Beni dört şeye razı eylesin ler, dedi. Birisi işledikleri kötü, yaramaz işlere gönülden pişman olsunlar. İkincisi dilleriyle istiğfar etsinler. Üçüncüsü gözyaşı döksünler. Dördüncüsü bütün uzuvları ile bana hizmet etsinler.»
Nakledilmiştir ki: Hak Teâlâ Hazretleri:
«Yâ Musa! dedi. Necat dilediğin vakit boyuna göz süz ve azametimi düşün. Alt tarafına bak da kabrini an. Çünkü kabir benim zindanımdır. Sağına bak, benim uçmağımı zikreyle, orası benim sevabımdır. Soluna bak Cehennemi gor ki o benim azabımdır. Ve göğe bak, Melekül Mevti, Ölüm Meleğini zikreyle, ki o benim elçimdir.»
Nakledilmiştir ki Musa (A.S.) vakitında bir kişi vardı. Çok kahredici, onurluydu. Hattâ «Dokuz atama kadar ulular oğluyum!» derdi. Hak Teâlâ Hazretleri: Ya Musa, dedi, o kişiye söyle ki o dokuz kişi Cehennemliktir. Kendisi ile on kişi olurlar.»
Ve nakildir ki, Hak Teâlâ Hazretleri: «Yâ Musa! dedi, iki nesneyi bil ve iki nesneyi bilme. Şunu bil ki ben TEK’im, BIR’im, Kimliğimi bilmek gerekmez. Hem de şunu bil ki ben nzık vericiyim. Ama o rızkı sana nereden veririm, bunu bilme.»
Hak Teâlâ: «Yâ Musa! dedi. Zâlimlerin evlerine varma. Ve dünya ehlini, yalnızca dünyaya önem verenleri asla sevme. Onlardan ayrı dur. Ve hasta olsalar hatırlarını sormağa gitme. Cenazelerinde hazır bulunma. Çünkü onlar benim düşmanımdır. Benim düşmanımla dostluk edenler de düşmanımdır.»
Ve Sehl İbni Abdullâhit dedi ki: Musa (A.S.): «Yârabbi, Muham med ümmetinin bazı derecelerini bana göster!» dedi. Hak Teâlâ, Hazretleri: «Yâ Musa! Sen onların hepsini görmeğe takat getiremezsin. Lâkin onların menzillerinden bazısını göstereyim!» dedi. Semada, melekût âlemini açtı, bir menzil gösterdi. Musa (A.S.) oraya baktı. Onun nurundan az kalsın dehşet içinde kalacaktı. Musa (AS):
— Yârabbi, bunlar bu menzillere ne sebeple eriştiler? dedi. Hak Teâlâ da:
— Dünyayı ve dünya ehlini terketmekle eriştiler! diye buyurdu.
