Şit’e yüklü kalan Havva anamız günden güne güzelleşmişti. Bütün yer ve gök ehlinin gözlerine en güzel, en sevimli göründü. Cennet’in yaratığı olan genç Huriler olsun, genç delikanlı melekler olsun, gerekse Cennet kapıcısı Rıdvan olsun o, yatarken, kalkarken odasının kapısına geliyorlardı. Ona hayran hayran bakıyorlar, güzelliğini seyrediyorlardı. Güzellerden güzel olmuştu Hazret-i Havva! Ona Cennet (Uçmak) hediyelerinden armağanlar da getiriyorlar, odasına gizlice bırakıyorlardı. Bugüne kadar Havva ikiz üçüz çocuklar doğurmuş, ayrı karında doğan bir erkek veya kız birbirleriyle evlenmiş, aynı batında doğan ikizler birbirine haram olmuşlardı. Allah’ın bir lütfü olarak şimdi Şit, anasının karnının sedefi içinde tek bir inci gibi yapayalnızdı. Yüce Rab onu böylece yapayalnız yaratmıştı. Çünkü böyle olmasaydı, Havva anamız iki veya üç çocuğa hamile kalırdı. Belki de bir kız, bir oğlan çocuk doğurabilirdi. Fakat Nuru Muhammedi kerametine, Rabbil Alemin Şit’i Havva’nın karnında Dürrüyektâ gibi yalnız yarattı. İşte, dünyaların uğuru, Peygamberlerin sonuncusu Şit’in neslinden üreyecekti… Yüce Rab böyle istiyordu.
Şit, dünyaya gelmezden önce anası Havva, güzelliğinin son derecesini bulmuştu. Bu ilk lâtifliği günden güne arttı. Alnının üstünde bir Nur parıldadı ve dünyayı aydınlattı.
Nihayet bir gün doğum vâdesi erişti. Şit peygamber dünyaya geldi.
Şimdi Havva’nın alnındaki Nur-u Muhammedi Şit’in alnına geçmişti. Öyle parlak bir nurdu ki, güneş de, ay da bu parlaklığa bakmaktan utandı. Ay, bir ay daha doğdu sandı. Şimdi bu ay parçasının parlaklığı tel tel göklere, Arş’a saçıldı. Arşı aydınlattı.
Âdem (A.S.) bu oğlunun adını Şit koydu. Şit bağış demekti. O, Hâbil’e karşılık dünyaya gelmişti.
Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havva, Şit’in yüzündeki nuru görünce çok sevindiler. Yüce Rab, Şit’in yüzündeki bu nuru lanetlenmiş şeytanın görmesini istemedi. O zaman meleklerine:
— Şit’in yüzüne nurdan perdeler geriniz. Şeytan onu görmesin! diye buyurdu.
Melekler de bu güzel çocuğun yüzüne nurdan bir perde çektiler. Bu, öyle bir nur perdesiydi ki, şeytan Şit’i görmeğe çare bulamamıştı.
Şit, tam yedi yıl bu perdenin içinde kaldı. Yedi yaşma basınca da Nur-u Muhammedi alnından tekrar Arş’a kadar yükseldi.
