Aileyi Geçindirmek İçin Çalışmak İbadet Sayılır mı?

By | 26 Ocak 2015

aileyi-gecindirmek-icin-calismak-ibadet-sayilir-miİnsan, üzerine farz olan ibadetlerini yerine getirir, günahlardan da çekinirse, geriye kalan çalışması ve istirahatı hep sevap dolu vakitler haline gelir. Fakat hırs gösterip kazancının azalacağından korkarak kulluk vazifesini bırakırsa, “bütün çalışmasının neticesi yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakayla sınırlı kalır.”
Yardımlaşma, kâinatta var olan çok önemli bir kanundur. Bu kanun insanlar arasında da yerini almış ve onları birlikte yaşamaya mecbur etmiştir. Sonuçta ise aile gerçeği ortaya çıkmıştır.

Toplumun en küçük yapı taşı olan aile içinde de yardımlaşma ön sırayı alır. Aile ise çalışabilen ve çalışamayan bireylerden meydana geldiğine göre, çalışamayanların geçimini sağlamak aile reisine düşer.

Aile fertlerinin rızıklarını temin etmeyi İslâm dini babaya yükler.

Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadisinde, “Geçimi üzerine vâcip olanları ihmal etmesi bir kimseye günah olarak yeter” buyurarak bu sorumluluğa dikkat çeker.

İslâm dini nafaka teminini bir görev olarak insanlara bildirmekle kalmaz, aynı zamanda bu görevin sevap yönüne de dikkat çekerek insanları ona teşvik eder.

Bakara Sûresi, 23.

Peygamberimiz bir hadisinde, “Erkeğin kendi nefsi, ailesi, çocuğu ve hizmetçisinin geçimi için harcadığı mal (onun için) sadakadır” buyurarak buna işaret buyurur.

Bir başka hadisinde ise, “Allah yolunda harcadığın para, bir köle azad için verilen para, bir biçare fakire sadaka olarak verdiğin para ve çoluk çocuğuna sarf ettiğin paralar yok mu; işte bunların sevap bakımından en büyüğü ailene harcadığın paradır” buyurarak ailenin geçimi için harcanan paranın çok sevaplı bir hizmet olduğunu bildirir.

Yine bu şekilde çalışan bir mü’minin hak yolunda olduğunu da şu hadis-i şeriften öğreniyoruz.

“Bir adam küçük çocuğu için çalışıyorsa Allah yolundadır. Yaşlı anne-babası için çalışıyorsa Allah yolundadır. Ailesi için çalışıyorsa Allah yolundadır.”

Sözü edilen bu sevapları kazanmak ve dünyevî çalışmaların ibâdet saati içinde sayılabilmesi için, kişinin kendi şahsî ibadetinde ve hizmetinde bir gevşeklik ve tembellik göstermemelidir.

İki namaz vakti arasında kalan diğer saatlerin, vakit namazları kılındığı takdirde, bir ibadet şekline geleceği ve bu arada işlenen günahların affolacağı, verilen müjdeler arasındadır.

Nitekim Bediüzzaman Hazretleri kendisini ziyarete gelen bazı işçi ve memurların çalışmalarının bazı şartlarda ibadet sayılacağı hususunda hatırlatmalarda bulunmuştur.

Meselâ, şeker fabrikasında çalışan işçilere, “Siz farz namazlarınızı kılsanız, o zaman fabrikadaki bütün çalışmalarınız ibadet hükmüne geçer. Çünkü milletin zarurî ihtiyacını temin eden mübarek bir hizmette bulunuyorsunuz” demiştir.

Yine tren yolunda çalışan işçilere, farzları eda edip büyük günahlardan kaçınmak şartıyla, bütün çalışmalarının ibadet olacağını soyleyerek teşvik etmiştir.

Bir defasında elektrik işçilerine de şöyle nasihatte bulunmuştur: “Bu elektriğin umum millete büyük menfaati var. O umumî menfaatten hissedar olabilmeniz için farzınızı kılınız. O zaman bütün sa’- yiniz (çalışmanız) uhrevî bir ticaret ve ibadet hükmüne geçer.”

Bu durumda insan, üzerine farz olan ibadetlerini yerine getirir, günahlardan da çekinirse, geriye kalan çalışması ve istirahatı hep sevap dolu vakitler haline gelir.

Fakat hırs gösterip kazancının azalacağından korkarak kulluk vazifesini bırakırsa, “bütün çalışmasının neticesi yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakayla sınırlı kalır.” Yani, sadece basit ve dünyaya ait bir çalışmadan öteye geçmez.

Çoluk çocuğun geçimi için çalışmayı tek başına ibadet şeklinde değerlendirmek hatâlı ve eksik bir düşünce olur. Çünkü dinî görevlerinde gevşeklik gösteren ve günahlardan sakınmayan kimse kusur ve haramlardan yakasını zor kurtarır. Bu düşünce, olsa olsa bir aldatmacadır ve insanı tehlikeye sürükleyen bir anlayıştır.