Cündeb (radıyallâhu anh)’dan rivâyet edildiğine göre, Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Bir adam:
– ‘Vallahi, Allah filanca kimseyi affetmez’ dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:
– ‘Benim filanca kimseyi affetmeyeceğime dair yemin eden bu kişi kim oluyor! Ben o filanca kimseyi muhakkak bağışladım. Senin amelini de boşa çıkardım’ buyurdu.”
(Müslim, Birr 137 (2621); İbn Hibbân, Sahih, (5711); Ebu Ya’lâ, Müsned, (1529)
Ebu Hureyre (radıyallâhu anh)’dan rivâyet edilmiştir:
“Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim:
“İsrail oğullarının içinde (biri hayra, diğeri de şerre) yönelmiş iki kişi vardı. Birisi, günah işlemekle ve diğeri de ibadetle meşguldü. İbadetle meşgul olan kimse, diğerini devamlı olarak günah işlerken görür ve (her defasında ona):
– ‘Vazgeç’ derdi.
(Yine) bir gün (onu böyle) günah üzerinde bulup ona:
– ‘Vazgeç’ dedi. O da:
– ‘Karşımdan çekil! Rabbim seni benim üzerime bir gözetleyici olarak mı gönderdi?’ dedi. Bunun üzerine hayra davet eden kimse:
– ‘Allah’a yemin ederim ki, (günah işlemeye böyle devam edersen) Allah seni affetmez ya da seni cennete sokmaz’ dedi.
Bir müddet sonra ikisi de vefat etti ve alemlerin rabbi huzurunda bir araya geldiler. (Yüce Allah,) şu ibadete düşkün olana:
– ‘Sen, beni (m kullarıma nasıl davranman gerektiğini kesinlikle) biliyor muydun ya da benim elimde olan (tasarruf imkânın) a sahip miy(din de kulum hakkında benim adıma böyle kesin bir hüküm verebil)din?’ dedi.
Günahkâr olana da:
– ‘Rahmetimle cennet(im)e gir’ buyurdu. Diğerine de:
– ‘Bunu cehenneme götürün’ diye emir verdi.
Ebu Hureyre: ‘Allah’ın adına yemin ederim ki, (sözü geçen ibadete düşkün kimse, diğeri için böyle kesin bir hüküm vermekle öyle bir) söz söylemiş oldu ki, (bu söz) hem kendi dünyasını ve hem de ahiretini helak etti’ dedi.”
(Ebu Dâvud, Edeb 43 (4901); Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/432)
Abdullah ibn Mes’ud (radıyallâhu anh)’dan rivâyet edilmiştir:
“Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim:
Kim haksız yere Müslüman bir kimsenin malını almak üzere yemin ederse o kimse Allah’ın gazabına çarpılarak Allah’a kavuşacaktır.
Abdullah ibn Mes’ud der ki: Daha sonra Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize Allah’ın kitabından bunun delili olan “Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır” (Âl-i İmrân: 3/77) ayeti okudu.”
(Buhârî, Müsakat 4, Rehn 6, Şehâdât 19,23, 25, Husumât 4, Tefsiru Sure-i Âl-i İmrân 3, Eymân 11,
17, Ahkâm 30; Müslim, İman 222 (138); Ebu Dâvud, Eymân 1 (3243); Tirmizî, Büyü’ 42 (1269);
Tefsiru’l-Kur’an 4 (2996); İbn Mâce, Ahkâm 7 (2322)
Abdullah ibn Uneys el-Cühenî (radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Büyük günahların en büyükleri(nden bazıları) şunlardır:
1. Allah’a şirk koşmak,
2. Anne-babaya asi olmak,
3. Yalan yere yapılan yemin,
4. Bir kimse gerektiği yerde bir yemin eder de o yeminin içerisine sivrisineğin kanadı kadar bir yalan bulaştırırsa o yaptığı kıyamete kadar kalbinde bir leke olarak kalıp gider.
İmran b. Husayn (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Yalan yere; ‘masbûra’ yemini üzerine yemin eden kişi, cehennemdeki yüz üstü kalacağı yerine hazırlansın.”
(Ebu Dâvud, Eyman 1 (3242); Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/436, 441)
(Hadis, başkasının malını almak için yalan yere yemin eden kişiye Allah gazaba uğrayanlara yaptığı muameleyi yapacak ve onlara azab edecektir.
Yemin, 3 kısma ayrılmaktadır:
1. Yemin-i Lağv: Yanlışlıkla veya doğru olduğu zannıyla yalan yere yapılan yemindir.
2. Yemin-i Mün’akide: Mümkün veya gelecek ile ilgili bir şey hakkında yapılan yemindir.
3. Yemin-i Gamus: Yalan yere kasten yada Allah adına yapılan yemindir.
Üzerine yemin edilen şeyin, içinde bulunulan zamandan önce işlenmiş bir fiil olması şart değildir. Ama bazen öyle de olabilir. Örneğin, bir kimsenin, bir başka kimseyi dövdüğü halde “Vallahi, onu dövmedim” diyerek ettiği yemin, gamus yeminidir.
Gamus yemini, Allah adına yemin etmekten başka durumlarda düşünülemez. Çünkü bu yeminin, keffareti yoktur. Yemin eden kişi, günahkar olduğu için tevbe etmesi gerekir. Zira burada hem Allah’ın adı hiçe sayılmakta ve hem de bir kimsenin malı haksız yere gasbedilmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle de yemin sahibi, Allah’ın gazabıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bundan kurtulmak için ilk önce tevbe etmeli, sonra da kimin malını gasbettiyse o malı geri sahibine vermelidir.
Sabr-ı yemin: Sabır, hapsetmek demektir. Yemin eden kimse, kendini yemin için hapsettiği yada gerektiğinde kendisini hakim yemin için hapsettiğinden ona bu isim verilmiştir.
Kadı İyâz’a göre; Yemin-i sabrın anlamı şudur: Yemin vermeye zorlamak yada yemin etmek cüretkarlığında bulunmaktır. Bu yeminin hadiste bu derece büyük gösterilmesi, yemin-i gamus olmasındandır. Çünkü yemin-i gamus, en büyük günahlardandır.
Davacı, davasını şahidle ispat etmek durumundadır. Davacı müslüman olup davalı gayri müslim bile olsa hüküm bu şekildedir.
Davacı, davasını şahidle ispat edemediği takdirde hakim davalıya yemin teklif eder. Davalı yemin edince dava sona ermiş olur.
Âl-i İmrân: 3/77 ayeti ise bir dünyalık için yalan yere yemin etmenin ne kadar ağır bir suç olduğunu ve böyle davrananların ahiretteki çok kötü durumlarını açıklamaktadır.
Masbûra yemini; üzerine yemin etmesi gereken kişinin, o yemin sebebiyle Hapsedilmesi ve yemin edinceye kadar hapiste tutulmasıdır.)
