Zekât Vermenin Edeb Ve İncelikleri

By | 31 Temmuz 2014

feraceler

Zekât Nasıl VerilirZekât Vermenin Edeb Ve İncelikleri
İbadetinin devamını, ruhsuz olmamasını ve çok sevaba kavuşmasını isteyenin yedi vazifeye dikkat etmesi gerekir.
BİRİNCİ VAZİFE: Zekât vermekte acele etmektir. Bir sene İçinde farz olmadan yâni sene dolmadan önce vermelidir. Bunda üç fayda vardır:
1 — İbadete rağbeti artar. Çünkü farz olduktan sonra vermek zaruridir. Vermezse cezaya müstahak olur. O hâlde sonra vermek sevgiden değil, korkudandır.
2 — Fakirlerin kalbini erkenden sevindirmiş olur. Beklenmedik anda sevindirdikleri için o kimseye daha hâlis duâ ederler. Onların duâsı ise bütün âfetlere engel olur.
3 — Zamanın engellerinden emin olur. Çünkü geciktirmede zararlar çoktur. Hattâ bir engel olur da, bu iyi işten bile geri kalabilir. Kalbde bir şeye rağbet meydana gelirse bunu kazanç bilmelidir. Çünkü bu rağbetin, bu görüşün iki tarafı olur ve şeytanın işe karışması hemen olabilir. Hadiste, «Elbette ki mü’minln kalbi, Rahman’ln iki parmağı (kudret  kuvveti! arasındadır» t1), buyuruldu.
Büyüklerden birinin helâda iken kalbine, gömleğini bir fakire vermek geldi. Bir müridini çağırdı. Hemen orada gömleğini çıkarıp müride verdi. Müridi, «Dışarı çıkıncaya kadar niye sabretmediniz?» deyince, «Aklıma beni bu işten men edecek bir düşüncenin gelmesinden korktum», dedi.
İKİNCİ VAZİFE: Eğer bir miktar zekât verecekse, Muharrem ayında vermelidir. Çünkü senenin ilk ayıdır ve muhteremdir. Yahut da Ramazan ayında vermelidir. Çünkü vakit ne kadar kıymetli ise, sevap da o nisbette çok olur. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) insanların en cömerdi idi. Nesi olsa verirdi. Ra mazan’da yanında bir şey saklamaz, tasadduk ederdi.
ÜÇÜNCÜ VAZİFE: Zekâtı gizli verip, açıkta vermemelidir. Riyadan, gösterişten uzak, ihlâsa yakın olur. Çünkü gizli sadaka, Al lahü Teâlâ’nın gazabını, kızgınlığını söndürür. Hadîsi şerifte buyuruldu ki: «Yedi kişi kıyamette Arş’ın gölgesinde bulunur: Biri,
adaletle iş yapan devlet reisi: biri sağ eli ile verdiği sadakayı sol eli görmeyen kimsedir» (2). Gizli sadaka vermenin adaletle iş yapan bir devlet reisinin işiyle aynı derecede olmasına dikkat buyurun. Hadîsi şerifte, «Gizli sadaka verenin sevabı gizli yazılır, aşikâre verenin aşikâre yazılır. Eğer, ben böyle bir iş yaptım dese, her iki amel defterirtden de silinir, riya defterine yazılır», buyuruldu. Bu yüzden geçmiş büyükler sadakayı gizlemekte o kadar ileri gitmişlerdir ki, dilenen bir körün eline parayı koyar ve tanınmaması için konuşmazlardı. Öyleleri vardı ki dilenirken uyumuş olan bir fakirin eline parayı koyar; yahut elbisesine bağlardı; tâ ki uyanıp kimin verdiğini anlamasın. Bâzıları fakirin geçtiği yola atardı. Bazıları vekiline verip, fakire vermesini söylerdi. Bütün bunlar fakirin vereni tanımaması için idi. Fakat bir başkasından gizlemeyi daha ehemmiyetli tutarlardı. Çünkü kalabalıkta verirse kalbinde riya belireceğinden korkardı. Kalabalıkta vermekle cimrilik kalbinden silinirse de, riya meydana çıkabilir. Bunlar insanı helake götüren sıfatlardır. Fakat cimrilik akrebe; riya, gösteriş de yılana benzer. .Yılan akrepten kuvvetlidir. Akrep yılanın kuvvetinde olunca, hattâ daha kuvvetli olunca, tehlikenin birinden kurtulursa, daha korkunç olana düşer. Bu sıfatların kalbdeki yarası ve acısı, Müslümanlık unvanında anlattığımız gibi, mezardaki akrep ve yılanın sokması gibi olur. O hâlde kalabalıkta vermenin zararı faydasından çoktur.
DÖRDÜNCÜ VAZİFE: Zahirde riyadan emin ise ve kalbini riyadan temizlemiş ise, kalabalıkta verdiği zaman başkalarının da vereceğini ve severek vereceklerini biliyorsa, bu kimsenin böyle yapması daha iyidir. Bu, insanların kendini medhetmesini ve kötülemesini aynı tutan kimsedir. İşlerini, Allahü Teâlâ’mn bilmesini kâfi gören insandır.
BEŞİNCİ VAZİFE: Başına kakmak ve kızmak ile verdiği sadakayı yok etmemelidir. Zekât Vermenin Edeb Ve İncelikleri Allahü Teâlâ buyuruyor ki: «Sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmek sûretiyle boşa çıkarmayın» l1). Ayeti kerimedeki eziyet’in mânâsı, fakiri incitmektir. Meselâ sadaka verirken yüzünü ekşitmek, alnını buruşturmak, kötü söz söylemek, fakirlik ve dilenme sebebiyle onu aşağı görmek ve ona hakaret edercesine bakmak gibi. Bu da, cahillikten ve ahmaklıktan meydana gelir.
Bu cahilliklerden biri, mal vermenin kendisine zor gelmesidir. Bunun için canı sıkılır ve dokunaklı söz söyler. Bir kimseye bir gümüş verip, bin gümüş almak zor geliyorsa, elbette cahildir. O, bu zekât ile Firdevsi Â’lâyı İCennetil ve Allahü Teâlâ’nm rızasını kazanacaktır. Kendini de Cehennemden kurtaracaktır. Buna inanıyorsa, ona nasıl zor gelir?
Ahmaklığı da şudur ki, kendinin zengin olmakla, fakirden üstün olduğunu zanneder. Halbuki kendisinden beşyüz sene önce Cennete girecek olanın, o fakir olduğunu bilmez. Derecesinin daha yüksek olduğunu, Allahü Teâlâ’nın katında şeref ve iftiharın zengine değil, fakire verildiğini anlamaz. Onun bu dünyada şerefli olmasının nişanı, Allahü Teâlâ’nm zengini, dünya sıkıntıları ve meşgaleleri, dünya yükü ve mes’uliyeti ile meşgul edip, ihtiyacından fazla nasib etmemesi ve ihtiyacı kadar fakirlere vermesini ona farz kılmasıdır. O hâlde, hakikatte zengin, bu dünyada fakir için çalışmaktadır, öbür dünyada da fakir zenginden beşyüz sene önce Cennete girecektir.
ALTINCI VAZİFE: Minnet etmemelidir. Yâni yaptığı iyiliğe karşılık beklememelidir. Minnetin aslı cahilliktendir. O da kalbin sıfatıdır ve şöyledir: Fakire iyilik ettiğini, ona bir nimet verdiğini, fakirin kendi eli altında olduğunu zanneder. Böyle sanmasının alâmeti, fakirin kendisine fazla hizmet yapmasını, işini görmesini, önce selâm vermesini ve her şeyde daha çok hürmet etmesini beklemesidir. Eğer bir kusur ederse, ona önceden yaptığı iyiliği çok görüp ve hattâ, «Ben ona şöyle iyilikte bulundum», der. Bu da cahilliktendir. Hakikatte ise fakir ondan zekât kabul etmekle, ona iyilik dmiştir. Oniı Cehennem ateşinden kurtarmıştır. Kalbini cimrilik
pisliğinden temizlemiştir. Eğer hacamatçı helâkine sebep olan kam bedava alsa, ona minnettar kalır. Elindeki zekât malı da helakine ve kötülüğüne sebep olur. Bir fakir sebebiyle temizlenip kurtulunca, ona yalvararak zekât vermesi icabeder.
Bir diğeri de, Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sel lem) buyuruyor: «Sadaka önce Allahü Teâlâ’nın lütuf eline, sonra fakirin eline düşer». Demek ki, zekâtı hakikatte Allahü Teâlâ’ya veriyor ve fakir bunu almakta Allahü Teâlâ’nın vekili oluyor. O hâlde yalvararak fakire vermelidir, başına kakarak değil.
Zekâtın hakikati hakkında üç sırrı öğrendikten sonra başa kakmanın cahillik olduğu anlaşıldı. Minnetten, başa kakmaktan kaçmak, kurtulmak için geçmiş büyükler o kadar ileri gitmişlerdir kİ, fakirin huzurunda ayakta durup, tevazu ederek, büzülerek ona zekâtı takdim etmişlerdir. Zekât Vermenin Edeb Ve İncelikleri Sonra da, bunu benden kabul et diye yalvarmışlardır. Bâzılan da elini alttan tutup, para yukarı gelmek üzere fakire uzatmışlar ve fakirin elinin üstte kalmasını temin etmişlerdir. Çünkü, «Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır» t1), buyurul muştur. Zekâtı yalvararak vermek yakışır.
Hazreti Âişe ve Ümmü Seleme (radıyallahü anhümâ) bir fakire bir şey gönderdiler ve «Nasıl duâ edeceğini unutma», diye gönderdikleri kimseye tenbih ettiler. Çünkü her duâya bir duâ ile karşılık vermeliler ki, karşılık akim kalsın ve sadaka hâlis olsun. Fakirden duâ istemeye uğraşmazlardı ki, bir iyilik temin ettim diye akıllarına gelmesin. Hakikatte iyilik yapan fakir olmuştur. Çünkü, seni bu yükten, bu düşünceden kurtardı.
YEDİNCİ VAZİFE: Malından iyi, güzel ve helâl olanı vermelidir. Çünkü şüpheli olan ibadete lâyık olmaz. Allahü Teâlâ temizdir, ancak temizi kabul eder. Allahü Teâlâ buyurdu: «Alçak ve aşağı şeyden nafaka vermeyi kasd etmeyin. O aşağı şeyi size verseler almazsınız. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız âdi şeyleri sadaka olarak vermeyiniz» (2). Bir kimse misafirin önüne kötü bir şey koyarsa, onunla alay etmiş veya ehemmiyet vermemiş olur. Ya en fenasını Allahü Teâlâ’ya vermek ve en iyisini O’nun kullarına vermek nasıl câiz olur? En kötü vermenin işareti, kötülükle vermeleridir. Kalbe iyi gelmeden verilen sadakanın kabul olmayacağından korkulur. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sel lem) buyuruyor ki: «Bir dirhem gümüş sadaka verir ve binlerce dirhemden kıymetli olur. Bu da, en iyisini vermek ve seve seve vermekle olur».