Aile konusunda araştırma ve çalışmalarıyla tanınan hocamız, yine sınıfta coşmuş; aileyi bir otel, bir lokanta gibi görenlere ve bu yuvayı çabucak yıkıp, çabucak da kuranlara esip, gürlüyordu. Bir ara gözleri doldu, dudakları titremeye başladı. Direncini bütün bütün yitirmiş olacaktı ki, kendisini masanın arkasında duran sandal yeye bıraktı.
Gözyaşlarını mendiliyle sildikten sonra, bakışlarını sınıfı na çevirdi. Pür dikkat kesilmiş olan bizlere, adeta bir vasiyet niteliğinde şunları söyledi:
“Topluma yayılan bütün güzellikler aileden çıkar, bütün çirkinlikler de… Aileler, inancın, ahlakın, manevî duyguların örgütlendiği, pekiştirildiği ve yaşandığı okullardır. Bu okulları zayıflatıldığı ve çökertildiği an, toplumun moral ve maneviyat damarlarının nasıl kesilip, ruhsuz bir beden haline geleceklerini, sonucunda da ne kadar büyük bir felaket olacağını tahmin edin.
Şimdi, bu güzel ülkemize ve bu güzel insanlarımıza hükmetmek isteyenlerin, niçin aileyi basit bir birliktelik gibi gördüklerinin gerçek nedenini anladınız mı? Arkadaşlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, eğer Peygamberi seviyorsanız, eğer ülkenizi ve milletinizi seviyorsanız, yuvanızı yıkmayın. Güçlendirin, diriltin, ömrünü uzatın. Hayattaki en büyük işiniz, ailenizi kurtarmak olsun. Çünkü ailemiz en büyük sığınağımız ve siperimizdir.”
Gün geçtikte, hocamın koyduğu teşhisin ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Artık günümüzde, aile yuvaları eskisi gibi sağlam değildir. Bir ömür geçirilen bu yuvalarda boşanma felaketleri sıklaşmış, bu kutsal mekânlar basit bir kurum haline gelmiştir. Bu nedenle aile yuvaları, şu veya bu şekilde sıkıntıya düşebilir. Hatta ağır bir bunalım yaşayabilir. Bu nedenle aile fertleri huzursuz olabilir. Ancak bunun çaresi, aile yuvasını dağıtmak değil, onu kurtarmaktır.
Her problemde sarsılan ve açık sesle “boşanma” tehditleri telaffuz edilen bir ailenin geleceği nasıl kurtarılabilir? Bunun için eşler ne yapmalıdır?
