1. Önce problemin kaynağını tespit edin: Problemin kaynağı psikolojik mi? Maddî bir sıkıntı mı? Anlayış çatışması mı? Sebep dışarıda mı? Akrabalar mı etkiliyor? Veya başka bir neden mi var?
Bir psikolog, aile saadetini; “erişilmesi güç bir abidenin zirvesine” benzetir. Tartışmaların, düşünce ve ayrılıkların bu abidenin yapısından koparılan bir taş olduğunu söyler. Aynı fikirleri taşımayan bir grubun dağılması nasıl mukadderse, temel meselelerde görüş ayrılığına düşen eşlerin de, bir arada uzun müddet yaşamaları imkânsızlaşabilir. Fakat bu, ikna ve konuşma ile meydana gelecek güzel bir tabloya mâni değildir. Her insanın âlemine girilebilecek bir kapı vardır. Yeter ki, eşler o kapıyı açma yolunu bilsinler. Yeter ki, eşler aralarında problem olan konuları ameliyat masasına yatırsınlar. Bir derde erken atılan neşter, o derdin devasıdır.
Öte yandan, problemin boyutları sizi aşıyorsa, çözüme katkıda bulunacak kişilerden yardım istenmelidir. Asla ve asla; “Biz bunu denedik, ama çözemedik” deyip, bırakmamalı, pes edilmemelidir. Ayrıca problemler, ayrılma noktasına gelmeden önce tartışılmalı ve çözüm aranmalıdır.
2. Birbirinize karşı açık, dürüst ve önyargısız olun: Diğerinin kafasına “Acaba?” diye bir soru işareti bırakmayın. Veya “Yine mi atlatıyor?” gibi bir endişeye sürüklemeyin. Aynı veya benzeri hatalar, aile içi huzursuzluğu körükler. Bunu önlemenin yolu, hatayı tekrar etmediğinizi ispat etmektir.
3. Birbirinize nazik ve kibar olun. Yolda giderken bir yabancıyla çarpıştığınızda veya olumsuz bir harekette bulundu ğunuzda “Affedersiniz, kusura bakmayın, bilmeyerek oldu, farkında değildim” gibi nezaketle gönlünü alabiliyorsanız, kendi eşinize karşı bir yabancıdan yüz defa daha fazla nezaket içinde bulunmalısınız.
4. Özür dilemeyi gurur meselesi yapmayın. Küçük hatala rınızdan dolayı birbirinizden özür dileyip, gönlünüzü almay.ı çalışırsanız, büyük hataların da oluşmasmı önlemiş olursu nuz. Aksine özür dilemeyi bir büyüklük olarak görün. Eğeı hatanızdan dolayı özür dilemezseniz, daha büyük hata yap mış olursunuz. Unutmayın ki, karşınızdaki kişi de, hatanı/ için en azından sizden pişman olduğunuzu söylemenizi beklemektedir.
5. Evlilikle ilgili tevekkül içinde olun ve kaderinize rıza gösterin. “Eğer başkasıyla olsaydım daha başka problemler yaşayabilirdim” diye düşünün veya “Başka biriyle evlenseydim onun mutluluğu garanti mi olacaktı?” diye yorumlayın.
6. Sevginin sadece duygularla ayakta kalması imkansızdır. Her evlilik eşlerden birinin kendisini sevgisiz hissettiği bir dönemden geçer. Böyle bir dönemde her şey bize “Bırak artık bu ilişki tükendi” diye bağırır. Ancak daha ilk seferinde bırakacak olursanız, kalıcı sevgiyi asla bulamazsınız.
7. Tartışmanız maddî problemse, ayrılık onun çözümü değildir. Maddî problemin çözümü, kazancı iktisatla harcamak ve ona kanaat etmektir. Ayrıca hakkıyla ve şevkle çalışmaktır.
8. Birbirinizi olduğu gibi kabullenin. Çünkü Allah, her insanı ayrı bir fıtratta yaratmıştır. Asla karşınızdakini kendinize göre yorumlamayın. Çare onu kendinize benzetmek değildir. Onu, kendi davranışları ve şartları içinde kabullenmektir.
9. Şiddetli tartışmalardan kaçının: Çünkü şiddetli tartışmaların galibi yoktur. İşin içine “sen, ben” karışırsa, kimse kimseyi dinlemez. Olaylara devamlı olarak “biz” penceresinden bakın. Karşı tarafın da görüşünün doğru olabileceğini düşünün.
10. Ailenizin sıkıntılarını sırtlanırken, sabırlı olun. Sabır, bir insanın en büyük silahıdır. Onunla her türlü zararlıyı yok edersiniz. Eşinizin, sizi mutlaka anlayacağını düşünerek, onunla mutlu günler geçireceğinizi hayal ederek, sabır gösterin.
11. Dış müdaheleleri aile yaşantınıza karıştırmayın. Ailenizdeki problemler, aile büyüklerinden veya akrabalarınızdan geliyorsa, evinizi onlardan uzaklaştırın. Ama ipleri koparıp, küsmeyin.
Özet olarak, yuva, yıkmak için değil, bir ömrü geçiriri için kurulmuştur. Bu konuda güzel bir tespiti olan Psikolog Walter Price’nin şu sözlerine kulak vermek lazımdır:
“Eğer boşanma çarelerini arayan kimseler, evlilik bağlar:r koparmak için sarf ettikleri gayreti, onu ayakta tutmak i cır sarf etselerdi, bu arzudan vazgeçip, aralarındaki eski münase betin hâlâ hayatiyetini koruduğunu ve onu tam canlılığa kavuşturmanın mümkün olduğunu görürlerdi.”
