Vesvese ve Dua

By | 1 Ağustos 2019

Kaygı duygusu; bunaltı, endişe ve sıkıntı kaynaklı olan, her insan tarafından hissedilebilen zaman zaman korkuya benzer bir duygudur. Kişi bunu bazen sanki kötü bir şey olacakmış gibi nedeni belirsiz bir endişe ve sıkıntı duygusu olarak da algılar. Kaygı duygusu, çok hafif bir tedirginlik duygusundan panik derecesine varan değişik yoğunluklarda yaşanabilir. Takıntı, vesvese ve kaygı düzeyini; Allah’a bağlılık, sevgi, minnet ve sığınma hissiyle bu dualar vasıtasıyla düşüren bir kişi; aynı zamanda bunaltı, endişe, sıkıntı, tedirginlik ve panik duygularını da dizginlemeyi öğrenir.
Dile getirdiğimiz duaları eden kişi, en güçlü manevî terapi içinde bulur kendini. Zaten bu dualarla beraber, vesvese dediğimiz obsesyonları dinlememek, obsesyonların kişiye telkin ettiği olumsuz mesajların yerine, olumlu telkin ve mesajları koyabilmektir. Bu dualarla saplantılarını özellikle tedavi ve terapi eden insan, saplantı rahatsızlığına kesin bir çözüm bulabilir. Bu bağlamda saplantı rahatsızlığı tedavi edilemezse bunaltı yaratacak ve kişinin normal işleyiş yetisini, çalışma düzenini, sosyal etkinliklerini veya ilişkilerini bozacaktır. Obsesyonlar genel itibarıyla tekrarlanan bariz saplantılar veya zorlanımlar ile tanımlanan kirlilik, cinsellik, saldırganlık, düzenlilik ve din gibi konuların etrafında yoğunlaşan bir kaygı bozukluğu durumu olarak tanımlanır.
Yine obsesyonlar, kişi için bir anksiyete bozukluğu olup sürekli tekrarlanan korku, huzursuzluk ve endişe duygularını üretmek ve iç dünyasında bu duyguları periyodik bir şekilde yaşamak şeklinde de tarif edilir. Eğer vesvese dediğimiz obsesyonlar ciddiye alınırsa, sürekli onların olumsuz telkinleri dinlenirse, onlar dışında bir konuya veya olumlu telkine odaklanılmazsa; bu dualarla da etkisiz hale getirilmezse, dinde vesvese dediğimiz bu sinsi sesler, kişiye yaşamının her noktasında bir saplantı rahatsızlığı olarak yansır.
Vesveselerden bizi koruyan bu dualar ve niyazlar, kaygı ve takıntıların manevî bir terapisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü dua, kalbin Allah’a yükselmesi, her şeyin sahibi ve maliki ile doğrudan ve derunî bir ilişkidir. Bu yüzden, “Bana yalvarın, size karşılık vereyim”âyetinin anlamı şu şekilde anlaşılabilir: “Benden beni talep edin, size karşılık vereyim. Aramasını bilirseniz, beni bulursunuz. Beni bulan da her şeyi bulmuş olur.” Çünkü “O’nun emri bir şeyi dilediği zaman ona ancak ‘Ol’ demesinden ibarettir. O da oluverir” buyrulmuştur ki, işte hiç reddolunmayan dua budur. Bütün bu ifadelerden anlaşıldığı üzere, duanın kişi açısından etkinliği ihlâs, samimiyet ve tam bir teslimiyetle Allah’a yönelmesi ile doğru orantılıdır.
Allah’a yönelişin ve Onunla bütünleşmenin en güzeli olan bir dua ile bu mevzuyu noktalayalım:
Rabbim, nefis ve şeytanın tuzakları ile dolu olan vesvesenin sesini, bizim içimizdeki manevî sesi kesmeden kesmeyi nasip et!
Rabbim, bizi göz açıp kapayıncaya kadar ve daha az bir zamanda da olsa nefsimizin ve şeytanın günah dolu ellerine bırakma!
Rabbim, gönüllere ve gönlümüze, sevapları ve helalleri sevdir; böylece gönüllerimize huzur getir. Gönüllere huzur götürmek, gönlümüze huzur getirecektir. Rabbim, bize bu hakikati de hissettir!