Zaman kılıç gibidir. Yalnız biz değil, o, bizi keser. Kılıca yavaş ve yumuşak dokunulursa, o da yavaş ve yumuşak bir mukabelede bulunur. Bu nedenle kılıca yavaş dokunmak lazımdır ki, yaşam sanatı bizi sarmalasın ve yaşam denen satranç oyunundan mat olmadan şah olarak çıkalım.
Modern dönemin insanını mutlu ve huzurlu kılacak bir reçete; Allah’ın kendisine verdiğiyle mutlu olması, halinden razı olmasıdır. Elindeki ile mutlu olmaya, ‘kanaat hâzinesi’ deriz. Kanaat, ancak müminin kalbine yerleşmiştir. Mümin alışılan şeylerin bulunmaması halinde de huzur içerisinde olmalıdır. Elinde bulunmayana istekli olmayan ve elinde bulunana ihtiyaç duymayan kişi, kanaat sahibidir. İşte bu nedenle, kanaatkâr aç olsa da, zengindir. Bu bağlamda kanaatin bir de ikiz kardeşi bulunmaktadır, tevekkül.
Tevekkül; mutluluğun bir başka kanadıdır. Tecelli eden kaderin hükmüne razı olan, her işte Allah’a güvenen kişi tevekkül etmiş demektir. Çünkü tevekkül, Allah’ın huzurunda kayıtsız-şartsız teslimiyet halidir. Bedeni kul ile, kalbi Rab ile ilgilendirmek ve yetecek miktarda rızıkla tatmin olmaktır. Bu ikiz kardeş, bizi kulluğun ve İlâhî aşkın sırlarına erdirir.
Kulluğun ve İlâhî aşkın sırlarına eren bir kişi için, Tâhâ sûresi ruh sağlığının manevî bir tedavi merkezidir. “Rabbim, göğsümdeki sıkıntıları huzura kavuştur. İşlerimi kolaylaştır. Dilimdeki bağları çöz ki, işitenler sözlerimi anlasınlar”55 âyetiyle, Rabbine sıkıntısını döken, O’nun kudretine dayanan ve O’na sevgisini sunan bir insan, Onunla sevgi ve vefaya dayalı bir diyalog kurar. Allah ile kulun kurduğu bu güçlü diyalog, depresif bozukluğu ortadan kaldırıcı bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda majör depresif bozukluk, nispeten inatçı bir mutsuzluk, hemen hiçbir etkinliğe ilgi duymama veya hiçbir şeyden zevk almama, çaresizlik, sinirlilik ve üzüntü duyguları olarak ele alınır.56 Aynı zamanda majör depresif bozukluk, ruhsal bozukluk kapsamında olup düşük benlik saygısı, duygu durum bozukluğu ve genel etkinliklere yönelik ilginin azalması olarak da tarif edilir.
İfade ettiğimiz gönül huzurunu dileyen, işlerinin kolaylaştırılmasını niyaz eden ve dilindeki bağlarla beraber gönül bağlarının da Rabbine doğru çözülmesini isteyen bir insanın bu duası, onun mutsuz, umutsuz, sinirli ve gergin anları için bir terapi niteliği taşır. Hayata değer katan manaları, Rabbinin kendisine duyduğu sevgi ve vefayla güçlendiren insan, yaşamından lezzet alır; kendine saygı duyar ve duygu istikrarına kavuşur. Böylece kişi için depresif hallerini yenmek mümkün olabilecektir.
Rabbimiz, Peygamber Efendimize hitaben, “Rabbin seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni sapmış bulup da doğru yola iletmedi mi? Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi? Öyleyse sakın yetimi ezme, sakın isteyeni azarlama. Rabbinin nimetlerini anlat”58 diyerek, mülkün gerçek sahibini anarak, Rabbinin kendisi üzerindeki nimetlerini hatırlamasını istemiştir. Hz. Peygamber’in şahsında bütün insanların da nimetin gerçek sahibi olan Allahu Teâlâ’yı hatırlamaları emredilmektedir. Zaten mülkün sahibinin Allah olduğunu bilen bir kişi, ikram edilen nimetlerden dolayı kibir ve gurura düşemez. Başkasına verilen nimetlerden dolayı haset ve kıskançlığa kapılamaz. Kibir ve hasetten uzak bir kalp, Allah’a yakındır. Çünkü o kalp, bu haliyle küfür ve şirkten de uzak olacaktır.
Kıskançlık ve haset, bir başkasının üstünlüğüne, ya da etkisine dayanamama olarak tanımlanır. İnsanî bir duygu olsa da acı veren bir heyecandır.59 Böylesine tahripkâr ve zehirli bir duygu olan haset ve kibir duygusu, aşağılık kompleksini meydana çıkaran ve tetikleyen bir hastalıktır. Aşağılık kompleksi, insanı yetersiz olduğu veya başkalarından aşağı olduğu hissine yöneltir. Öte yandan kişilik bozukluğu olan insanları ise ya rekabetten kaçınmaya, ya da aşırı rekabetçi veya saldırgan kılarak aşırı dengelemeye yöneltir.60 Bu iki uç duygu arasındaki gel-gitlerden kişiyi istikrara kavuşturacak olan bu âyetler, insanı Allah’ın kendisi üzerindeki nimetlerine yönlendirerek haset ve kibrin sebep olduğu aşağılık kompleksinden kurtarır.
Aşağılık kompleksi de kötü bir ahlak olduğu gibi gerek beden, gerekse ruh sağlığının da düşmanıdır.
Hasedi, nefsin kötülüklerinden ve her türlü pisliğinden Allah’a sığındığımız bu dualarla manevî manada tedavi ve terapi yapıyoruz. Hz. Peygamber de hasedin, dostluk ve kardeşlik sevgisini söküp kazıyan bir illet olduğunu haber vermiş ve tedavi yolu olarak da her zaman selamlaşmak gerektiğini bildirmiştir. Çünkü selam, arada sevgi tesis etmenin ilk anahtarıdır.
Hülâsa; ruh sağlığının dengesini bozan hasetten kurtulmak için din duygusuna sahip olmak, hasedin kötü neticelerini mantıkî olarak muhakeme etmek, hasedin zararlarını düşünmek, hasetçilere karşı iyi duygular içerisinde olmamak ve Allah’ın kaza ve kaderine razı olmak da birer tedavi yolu.
